İSRAİL'DE ON GÜN

İSRAİL'DE ON GÜN - TEMEL HEKİMOĞLU İSRAİL GEZİ NOTLARI - 1

İsrail yolculuğumun öncesini yazarak başlamak istiyorum.
Öncelikle Leventoğlu'nun önerisiyle böyle bir gezi fikri doğdu. Rusya düşünüyordum oysa. Ortadoğu'nun tüm dünyaca bilinen ama bizde pek bilinmeyen bir ülkesini ziyaret etmek bana da çok cazip geldi.
Biraz da zorunlu olarak kendini  kapatmış bir ülkenin duvarlarının arkasında aslında nasıl bir yaşam  vardı ? Hemen aşağıda Suudilerin ülkesine her yıl binlerce insan kutsal amaçlı görevlerini ifade ederken Müslümanların ilk kıblesi  Kutsal Kudüs 'ü çıplak gözlerimizle görmek anlatmak. Ama ziyaret artık o kadar kolay değildi. Küreselleşen sermaye sanal sınırları kolayca aşarken insana dair özgürlükler için duvarlar daha da yükseltiliyordu.
*
İsrail Vize işlemleri için öncelikle istenen özel şartlar var. Bu şartların tamamı terör korkusu ve güvenlikle ilgili. Öncelikle banka da en az beşbin dolar , üstüne mülk, sosyal güvenceli olman gerekiyor. Dolar işini yatır -çek le hallettik. Albayım sağolsun. 3 aylık vize başvurusu için Bandırma'da El Destino'ya 150 TL ödedim. Onlar aarcılık yapıyor vize için . Ancak vize garantisi yok!. Pasaportları fotoğraf ve diğer gerekli evrakları da tur şirketimize verdim.Genelde toplu turlarda sıkıntı olmasa da tek başvurularda sağlam garanti şart.  Yaklaşık bir ay sonra acenteden yanıt geldi.  3 aylık vizem çıkmış. 350 TL gidiş geliş biletini PEGASUS Havayollarından aldım.. Günde 3 sefer Tel Aviv'e Pegasus un seferi var ayrıca THY da var ancak biraz daha pahalı. Sabiha Gökçen'den klasik güvenlik işlemlerinden sonra geçtik uçağa ve Telavive' uçtuk sorun yoktu. 2 saat 10 dakika Kıbrıs üzerinden geçerek Telaviv'e indik ancak orada dışarı çıkmamız kolay olmadı. Sıradan önlemlerin ötesinde güçlü bir denetimin varlığını üzerinizde hissediyorsunuz. 
Havaalanından taksiyle Tel Aviv Yafa'ya geçtim. Portakallarıyla bildiğimiz Yafa kenti sahilde TelAviv in bir semti oluyor. Şimdi burada bir bilgi daha vereyim  gelmeden daha önce İnternette araştırdım nerde ne kadara kalınır .Tel aviv de nerede kalınabileceğini araştırdığım için 1o günlük süre içinde en ucuz kalınabilecek HOSTEL adı verilen bizde apart kültürüne benzer bir otelde yerimi ayırtmıştım. Gazetenin verdiği yollukla ancak bu kadar. 12 kişilik ranzası olan bir koğuşa yerleştim . Hostel kültürü böyle .Ortak kullanım alanı. Eşyaları ve valizimi güvenli bir dolaba kitledik, sırt çantamı yanıma aldım, biraz ürkekli oluyor haliyle hırsızlık falan ama aslında gereksiz bir endişe olduğunu sonra anladım. Hostel de kişiye özel  yatak örtü yastık kılıfı nevresim de teslim ediyorlar. Koğuşta benle birlikte 7-8 kişi vardı. Yarısı kadındı. Fransız çoğunluklu, Alman  ve İsrailliler bulunuyordu. Birlikte koğuşta sabahladık. Gidenler gelenler oldu.  Ben Alman kızı gözüme kestirdim. Almancam olduğu için bana da çok yardımcı oldu. Hostel'de çalışıyormuş aynı zamanda..?  Ancak asıl amacıma ulaşamadığımı itiraf edeyim, çünkü kendisi Almanya'da kriz olduğu için buraya çalışmaya para kazanmaya geldiğini söyledi. Özel yakınlaşmalardan uzak duruyormuş !
.
Duşumu aldıktan sonra yalnız başıma çıktım Tel Aviv  sokaklarını gezmeye başladım. Sahile indim . Akşamüstüne doğru  sahile indim. Sıra sıra restoran birahaneler  ve sabaha kadar açık. İstediğin saat istediğin yerde içki tüketebilirsin. Oturdum bir bira söyledim . Fıçı bira . 12 Şekel. yani 6 TL ye geliyor. Bakkallarda 3 Şekel miş. Kısacası bana ucuz geldi. İnternet için garsona wifi şifresini istedim  garson gayet nazikçe ilgilendi.  Almanca konuşuyorum.. Daha sonra gezintiye ve gözlemlerime devam ettim. Sahil boyu çok modern değil. Karışık. Eski yapıların arasından yüksek rezidanslar fışkırıyor orda da.Osmanlı dan kalan yerler var eski kentte özellikle   2 katlı binalar korunmuş.  Kokusunu hissediyorsunuz Osmanlı'nın . Ezan seslerini duyuyorsunuz. Ancak şimdi ezana yasak geldiğini duydum. 
İnsanlar çoluk çocuk eğleniyor. Fransızların çokluğu özellikle dikkat çekiyor. Ucuzluktan olabilir. İsrail 8 Milyon ama 4 Milyonu yerel halk  Filistinli. Çoğu yerde kulağıma gelen ezgilerin Arap mı Yahudice mi olduğunu ayırdedemezsiniz. Hostel'e döndüm.
*
Ertesi gün sabah erkenden sırt çantamı alıp çıktım. Bir sokak ötede  pastaneye benzer bir yerde oturdum. Sıraya giren kadınların arkasından poça ve açmamı aldım ve kahvemi söyledim. Çay yok. Çay kültürü pek yokmuş burda. Şaşırtıcı bir durum. O gün Tel aviv stadını gördüm . Bir forma aldım . Günlük yaşam alışveriş bize çok benziyor,kısa zamanda alışıyor rahat ediyorsunuz. Almanya İsviçre gibi daraltmıyor burası.. Dikkatimi çeken Fötr şapkalılar oldu. Orada bir Kipa giyenler bizim fese benzeyen bir şey ve şapkalılar var. Bir de açık olanlar var. Bana anlattıklarına göre Fötr şapkalılar aşırı tutucu dinci fanatik kimlikler oluyor genellikle çocuk arabaları ve kısa boylu kadınlarla birlikte geziniyorlar.  Büyükçe fötr  ve geniş siperlikli beyaz gömlek hemen dikkat çekiyor zaten. Resim çektirmiyorlar günahmış çocuğun biriyle resim çektireyim dedim tepki verdiler eşleri de başları yarım kapalı ve önlük gibi bir entarilerle geziyorlar.
Filistinliler ise belli oluyor. Kendi ülkesinde mülteci  gibiler. Öyle  hissettim. Askerlik yapmaları yasakmış. Devlet dairelerinde memur polis falan olamıyorlarmış. Silahsız güvenlikçi belki.
Hava nasıl diye merak ediyorsunuzdur. Mayıs Ayında cehennem sıcağı diye tarif edebilirim. Bu durumda hemen sahile inip denizle bir kucaklaşalım dedim ve plaja indim. Tel Aviv sahili uzun bir plaj ne kadar uzun bilemiyorum. Mayom vardı Hostelden de hasır almıştım. Kumlar çok ince un gibi. Deniz tipik Akdeniz suyundan daha  ağır ve tuzlu . Ancak kentin kıyısında olmasına rağmen deniz suyunun berraklığı ve temizliğini nasıl başarıyorlarsa bizim turizmciler bunu incelemeli. Anons ediyorlar fazla açılmayın diye.  Duş alma yerleri var. Ayak yıkama yerleri var. Koca binalar arkamızda ve sahilde kumlu pilajda soyundum ve denize girdim. Dalgalıydı. Bir süre güneşlendim. Plajda çevremde erkeğiyle kadınıyla İsrailli ve turistler gayet huzurlu neşeli bir şekilde günün tadını çıkarıyorlardı. Bir kaç çocuk bizim eski külahlarda dondurma yalıyordu. Algida'ya benzer şeyler de vardı.
Su.
Elbette bu çölün kıyısında su sorununu nasıl çözmüşlerse çözmüşler onu öğrenemedim ama nerede bir çeşme varsa hepsinden de bolca su akıyordu. Tıs sesi duymadım. Ancak tuhaf bir tadı vardı,  Bizim Bandırma'nın çeşme suyunun bile  daha lezzetli  olduğunu da itiraf edeyim. Parayla satılan Pet suları  ise gazlı gibi ama kapağını az açtığın zaman gazı kaçıyor. Belki deniz suyudur öğrenemedim.
Bu kadar kuru bir coğrafyada nasıl bu kadar yeşil olabilir .İnanılmaz başarılılar doğrusu gıpta ettim.
Akşam Hostel'e dönmeden ..bu arada genellikle anlaşmak için Almanca'yı kullansam da bazen ağzımdan arada bir alışkanlıkla  Türkçe kelimeler çıkıyor-. Oturduğum bir kafede Esperesso mu yudumlarken garsona sipariş verirken  kullandığım kelimeler yanımda oturan adamın dikkatini çekti.  Orta yaşlı bir adam. Bana döndü.
- Sen Türko dedi.
- Evet dedim İstanbul.
  Ben de İstanbuldan dedi. Babası İstanbuldan göçmüş ama yine arasıra gidiyorlarmış. Beyoğlunda halen  evi varmış kirada ve  zaman zaman gidiyormuş. Bağlarını koparmışlar anlayacağınız eskiden çok varlıklıymışlar ama vergiler dolandırıcılar fırsatçılara çok mal kaptırmışlar gibi şeyler anlattı. 1970 lerde gelmişler.
- Doğrudur dedim. Dünya malı ne zaman kimin olacağı belli olmaz.
Türk olduğumu söylemedim her yerde. Ama söylediğim zaman iyi karşılandım. Kucaklayanlar oldu. Nalbur vardı. Meslek gereği bi bakayım dedim. İçeri girdim . Türkçe bir iki kelime edince içerden muhasebeden bir kadın geldi. Elinde ay çekirdeği vardı. İri iri. Bir elinde de naylon torba yere atmıyorlar öyle . Konuştuk biraz . O  da İstanbulluymuş . Gidip geliyorlarmış .İyi Türkçesi  vardı. Anlattık biraz. Bir sonraki gidişimde mutlaka hediyesini götüreceğim. Lokum falan.
3.Gün . Bugün istikamet KUDÜS . Burada bu kelime hiç kullanılmıyor. Üç büyük dinin kutsal kenti .Yani buradakilerin söyledikleri gibi Yerüsalem.
DEVAM EDECEK -