“SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI…”

“SÖZ OLA KESE SAVAŞI, SÖZ OLA KESTİRE BAŞI…”
Böyle başlıyor söze Yunus Emre, sözün önemini anlatırken ve devam ediyor: “Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz…”

Ağzımızdan çıkan sözler. yaydan fırlayan oka benzetilir; artık geri alınması mümkün değildir. Okun hedefine varması ya da boşa gitmesi bizim bilgimize, becerimize bağlıdır. Dinleyenlerimizi barışa, dostluğa ikna edebileceği gibi, öfkelendirip bize ya da başkalarına saldırmalarına da yol açabilir. Karşımızdakinin davranışının yanlışlığını, haksızlığını, kendisinden beklenemeyeceğini, ona yakışmadığını, aslında taraflar arasındaki ihtilaf konusunun daha sakin, anlayışlı, barışçıl bir yaklaşımla, yapıcı bir eleştiriyle herkesin ve genel olarak toplumun yararına da çözülebileceği anlatılabilir.

Öfkeden köpürmüş pek çok insanın  uygun bir üslup ve özenle  sakinleştirilebildiğine, kavgadan, boşanma kararından vazgeçirilebildiklerine tanık olmuşumdur.

Avukatlık yıllarımda bu konuda hatırladıkça hüzünlendiğim yakınmalara, boşanmalara tanık oldum. Birkaç aylık genç evlilerden yaşları ellileri, altmışları aşmış olanlarına kadar bir çok çiftin incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerle  müşterek yaşamı çekilmez hale getirdiklerini gördüm. Öyle ki, her iki eş de karşısındakini can düşmanı, zalim ve benzeri olumsuz sıfatlarla tanımlıyor, bir daha asla karşılaşmak istemediklerini bağıra çağıra anlatıyorlardı. Kadınlar kocalarının iş dönüşü eve gelmelerinden korkuyor, gecenin yine cehenneme dönecegini, evin yine küfür ve hakaret sözleriyle zalimce vurulan tekme ve tokatların attırdığı çığlıklarla çınlayacağı ve her gece yaşamak zorunda kaldıkları psikolojik savaşlardan birinin daha yaşanacağı korkusuyla panikliyordu. Ya da iş dönüşü evinin kapısının asık suratlı bir cadı tarafından nefret yüklü bir bakışla açılacağını, sonu gelmez dırdırların, yakınma ve küçümsemelerin her akşam olduğu gibi sabaha kadar sürmek üzere bir kez daha başlayacağından korkuyordu. Bundan dolayı her gün batımı, her iş dönüşü saati her iki taraf için de yeni bir kabusun başlangıcı oluyordu…

Kuşkusuz, kusursuz insan yok. Hepimiz az ya da çok kusurluyuz. Çaresizliğimizden, bencilliğimizden, cehaletimizden,  ruhsal sıkıntılarımızdan, yanlış eğitilmişliğimizden, üstünlük ya da aşağılık duygularımızın ölçüsüzlüğünden, eşimizin bizim için yaratılmış bir köle  olduğu yolundaki bomboş inancımızdan ve daha bunlara benzer pek çok nedenden doğan kusurlarımız var. Ne yazık ki hemen hepimiz eşimizin, sevgilimizin, çocuklarımızın, dostlarımızın, konu komşumuzun kusurlarını ıcığına cıcığına kadar biliriz ve bunları onlara karşı çok çok abartarak yüzlerine vururuz da kendi kusurlarımızı görmezden, bilmezden geliriz. Kusurlarımızı yüzümüze karşı söyleyenlere can düşmanı kesiliriz. Eşimizden boşanmağa, çocuklarımızı reddetmeğe, arkadaşlarımızı yok saymağa  kalkışırız. Eleştirilerimiz olumlulukları teşvik, olumsuzlukları düzeltme amaçlı değil, karşımızdakileri kırıp dökme, aşağılama, köleleştirme niyetlidir. Bu hedefe ulaşmak için söylenen sözler yaşadığımız ortamı cehenneme çevirir. çevremizde dostlar değil, düşmanlar üretir ve çoğaltırız. En başta yuvamızı yaşanmaz, eşimizi ve çocuklarımızı bunalımlara sürüklenmiş hallere sokarız.Yarattığımız dünya cehenneminin ilk mahkumu da biz oluruz. Bir zamanlar kendimiz ve ailemiz için kurmağa çalıştığımız dünya cennetini kendi bencilliğimiz, aptallığımız sayesinde kendi elimizle, kendi dilimizle yok ederiz.

Yukarıda kısaca değinmeğe çalıştığım nedenlerle, başta kendi aile bireylerimizle, yakınlarımızla ve herkesle konuşurken, elbet yağcılık, yalakalık yapmadan, ama asla kırıp dökmeden, incitmeden, aşağılamadan, hoşgörülü, bağışlayıcı, başarıları görüp takdir  edici, saygılı, sevecen sözlerle meramımızı anlatmağa çalışmalı; kendi kusurlarımız nedeniyle yol açtığımız kırgınlıklardan dolayı açık açık özür dilemeyi ihmal etmemeyiz.

Aralarında dostluğa, sevgi ve saygıya dayalı işilkiler kurulmuş kimseler arasında herhangi bir nedenle yaşanmış olumsuzlukların yol açtığı  kırgınlıklardan dolayı özür dilenmesi özür dileyeni asla küçültmez. Aksine, karşısındakiyle büyük çabalarla, uzun zaman içinde oluşmuş sevgi, saygı ve dostluk, içtenlikle söylenen bir “Özür dilerim.” sözüyle kurtarılmış olur.

Dostlarımız ya da çevremizdeki başka insanlar arasında ortaya çıkan gerginliklerin giderilmesine uygun bir dil ve üslupla arabuluculuk yaparak  aralarındaki husumeti, soğuk savaşları sonlandırmak da hem herkes için daha güzel yaşanabilecek bir ortamın oluşmusına, hem de husumetliler arasındaki gergin ortamın kalkmasıyla huzur ve barış içinde yaşamalarına fırsat  sağlanmış olur ki insana yakışan da budur.

Yunus Emre’ni sözüyle başlamaştık yazımıza. Yine onunla bitirelim:

“…….Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.                                                               Söz ola ağulu  aşı, yağ ile bal ede bir söz. …….”

18.11.2019