Değirmenler Caddesi’nde Bir Ud Ustası: İzzet Altınbaş

1970’li yılların bir yaz akşamı…
Bandırma’nın Çınarlı Mahallesi, Değirmenler Caddesi.
Günün sıcağı yavaş yavaş çekilmiş, taş kaldırımların üstünde akşam serinliği gezinmeye başlamış. Gölgeler uzamış, sokak lambaları henüz yanmamış. Mahalleli, sandalyelerini kapı önlerine taşımış; kimisi kahvesini yudumluyor, kimisi elinde yelpazesiyle serinlemeye çalışıyor. Herkesin yüzünde aynı beklenti: Fasıl başlayacak.

Kahvenin önünde, boynuna mendilini dolamış, beyaz gömleğini özenle koruyan İzzet Ağa oturuyor. Gömleği kirlenmesin diye dikkatli, ama yüzünde huzurlu bir tebessüm var. Gözleri, sokağın ucundaki kalabalığa, sazlarını hazırlayan gençlere takılıyor. Sonra bir ud sesi duyuluyor; sokağın uğultusunu susturan, insanları bir anda sessizliğe davet eden o ilk tını… Ardından keman giriyor, Acem-Kürdî makamını tam yerinde yakalıyor. Diğer sazlar da sırayla katılıyor, ustalar birbirlerine göz ucuyla bakarak işaretleşiyorlar.

Ustaya saygı.
Bir ud saltanatı esiyor sokakta. Kuşlar bile susmuş, müziği dinliyor. Peşrev başlıyor.
İzzet Ağa’nın parmakları udun tellerinde dans ediyor. Tellerden dökülen her nota, sokağın taş kaldırımlarına çarpıp yankılanıyor. Mahallede kadın, erkek, çocuk herkes dışarıda. İzzet Ağa’nın baş işaretiyle tüm müzisyenler giriyor şarkıya:
“Bak yine geçti bahar gül n’eylesin.”

Ortalık bir anda Maksim Gazinosu’nu andırıyor. Sağdan soldan kadehler kalkıyor, mantarı dişlenip açılan şaraplar yudumlanıyor. Kahkahalar, alkışlar, müzikle iç içe geçiyor. Yaz sıcaklığı, udun sesiyle serinliğe dönüşüyor.

Tam o sırada, yukarıdan sokağa doğru bir cenaze alayı beliriyor. Omuzlarda taşınan tabut, Çınarlı Camii’ne doğru ilerliyor. Cemaat sessiz, saygılı.
İzzet Ağa elini kaldırıyor, müzik bir anda susuyor. Herkes ayağa kalkıyor, sonsuzluğa uğurlanan yolcuyu gözleriyle takip ediyor. Cenaze uzaklaşırken, İzzet Ağa derin bir nefes alıyor, gözleriyle müzisyenlere dönüyor:
“Haydi bakalım, çalın… ama sessiz çalın.”

Müzik yeniden başlıyor, bu kez acıyı hafifletmek için. Tellerden dökülen notalar, cenazenin ardından usulca sokağa yayılıyor.
“Gül n’eylesin, n’eylesin…”
O an, müzikle hüzün birbirine karışıyor. Hayatın içindeki o ince çizgi, bir sokağın ortasında, bir udun sesiyle yeniden çiziliyor.

Bandırma’nın Ustası: Udi İzzet Altınbaş

Bandırma’nın Çınarlı Mahallesi’nde doğup büyüyen İzzet Altınbaş, müziği ailesinden miras aldı. Mahallenin müzikli ortamında yetişti; ud çalmaya başladığında hemen fark edildi. Sazına kattığı zarafet, duygusu ve ustalığıyla kısa sürede adını duyurdu.

İstanbul sahnelerinde “en ünlü ud sanatçısı” olarak anılmaya başladı. TRT sanatçısı oldu. Artık bir usta, bir virtüözdü. Udu o döneme kadar görülmemiş bir tarzda icra ediyor, her notaya ruh katıyordu. Onun elinde ud, sadece bir enstrüman değil, bir hikâye anlatıcısıydı.

İstanbul’da devrin en meşhur müzisyenleriyle çalıştı. Selahattin Altınbaş’ın amcasıydı. Aynı zamanda çok iyi bir notistti; Kemani Haydar Tatlıyay’ın birçok eserini notaya alan kişiydi. Pek çok öğrenci yetiştirdi, bir ekol haline geldi.

Acem-Kürdî makamındaki tek bestesi “Bak yine geçti bahar gül n’eylesin” onun adını ölümsüzleştirdi. Bu eser, hem bir ustalığın hem de bir duygunun sembolü oldu.

Emekli olduktan sonra Bandırma’ya döndü. Değirmenler Caddesi’ndeki iki katlı kâgir evine yerleşti. Alt katı kıraathane, üstü evi. Ud çalmaya başladığında sokak yine dolup taşardı. Her tel vuruşunda, geçmişin İstanbul geceleri, Boğaz’ın rüzgârı, meyhanelerin neşesi Bandırma sokaklarına taşardı.

Yardımseverliğiyle tanınırdı. Mahallenin ehl-i keyif boyacısı Uzun Kemal’le atışmaları dillere destandı. Kızar, güler, severdi. Hastalandığında, her zaman taktığı fötr şapkasını Uzun Kemal’e yadigâr bıraktı.

Udi İzzet Ağa, sadece bir müzisyen değil, bir dönemin ruhuydu.
Udunun sesi, Bandırma’nın taş sokaklarında hâlâ yankılanıyor.
Ve her yaz akşamı, Değirmenler Caddesi’nden geçen biri, belki de o eski tınıyı hâlâ duyar gibi olur.

6-04-2026-Sebahattin Pıravadalı

80
A+
A-