Merinos Çiftliğinin Bandırma'ya Katkısı

MERİNOS ÇİFTLİĞİNİN BANDIRMA’YA KATKISI

Bandırma’da pek çok kişinin sadece adını duyduğu bir çiftlik var. Hemen yanı başımızda. Merinos Çiftliği.

Yaptığı işle ilgili olarak yerel basında yılda bir kez damızlık koç satışı ihalesiyle gündeme gelir. Ve gazete manşetleri ; ‘Araba fiyatına koç satıldı’ şeklinde olur. Hâlbuki yüksek fiyatla satılan koç sayısı 1-2’dir. Toplamda satılan koç sayısı ise 150-200’dür. 150-200 baş da kurbanlık koç-koyun ve 7-8 adet büyükbaş satışı haberleriyle yaptığı işle gündeme gelir. Bir de başta üniversite olmak üzere gözünü betona dikmiş kişi ve kurumların arazi talepleriyle…

Oysa bilinen adı Merinos Çiftliği tam adı Koyunculuk Araştırma Enstitüsü olan bu kurum Türkiye’de küçükbaş hayvancılık konusunda çalışan tek kurumdur. Kurumun tarihçesi 1940’lara dayanır. Bu güne kadar değişik isimler almıştır. Ama çalışma konusu değişmemiştir. Değişen tabelalar ve müdürlerdir.

Kabul etmek gerekir ki kurum Bandırma’ya marka değeri katamamıştır.

Bu kurumun suçu değil kurumu yönetenlerin suçudur. Öyle tarihsel bir analiz yapmaya da gerek yok. Demogojik tartışmayada.

Yaklaşık 20 bin dekar arazi varlığı ve 4-5 bin hayvan varlığı olan kurumun fiziki eksikleri olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bilimsel çalışmaları modern yapılar değil insanlar üretir. Hele ki işi hayvana dair araştırma olan yerlerde fiziki yapıların önemi hiç yoktur.

Böylesi önemli ve Türkiye’de tek olan bir kurumdan öncelikle Bandırma ve köylerinin genelde de ülkenin hayvancılık sorunlarının çözümüne yönelik ciddi çalışmalarla adından söz ettirmesi gerekir.

Peki, böyle bir sonuç var mı? Yok.

Bilim insanlığı ve bilimsel düşünce özgür olmayı, özgür düşünmeyi gerektirir. Bilimsel düşüncenin personelin kaçta gelip gittiğinden, kimlerle arkadaşlık ettiğinden hangi siyasal düşünceye sahip olduğundan öte ‘’ne yapabilir, nasıl motive edilir’’i araştırması gerekir. Kurumu yıllarca yönetenler doğru soruları sorup doğru yanıtlar veremedikleri için yönetici değil ancak idareci olabilmişlerdir. Varlığını ve koltuğunun geleceğini siyasal iktidarın yerel temsilcilerinin iki dudağı arasında görenlerden kuruma katkı sağlamaları beklenemez. Proje tartışmalarında gruplaşmaların yaşandığı ve idarecinin taraf olduğu tartışma ortamından doğru projeler çıkmaz.

Şimdi bazı soruları sesli soralım.

Bir araştırma enstitüsü olan kurum bölgenin ve ülkenin hayvan beslemedeki sorunlarından tutun, yetiştirme tekniğinde yaşanılan sorunlara karşı hangi somut çözümleri sunmuştur? Hayvan ıslahı çok uzun süreli bir iştir. Ama tarihçesi 1940’lara dayanan kurum yüksek verimli hangi ırkı ve/veya melezi geliştirip üreticiye damızlık olarak önermiştir? Yine gazetelerden okuduğumuz kadarıyla Balıkesir Tarım İl Müdürlüğü ve Ticaret Odasının içinde bulunduğu kurumlar ‘’Balıkesir Kuzusu’’nu tescil için başvuruda bulunmuşlardır.

Koyunculuk Araştırma Enstitüsü böyle bir projenin içinde var mıdır?

Geçen aylarda Edincik Merası ile ilgili kamuoyunda tartışmalar yaşandı. Hayvancılığın özellikle küçükbaş hayvancılığın olmazsa olmazı nitelikli mera alanlarıdır. Merinos Çiftliği yaklaşık 5000 baş hayvan varlığıyla ilçe köylerine mera yönetimi ve ıslahı konusunda bilgi aktarımı yapabilecek konumda mıdır?

Bölge tarımına doğrudan veya dolaylı yoldan hangi sosyal ve ekonomik faydayı sağlamıştır? Kurumun buna yönelik kısa, orta ve uzun vadeli bir planı var mıdır? Sağladığı sosyal fayda yılda bir kez sattığı 150-200 kurbanlık (onunda 80-100 tanesi müdür kontenjanlı) ve TYP projesi kapsamında isim listesi belli yerlerden gelenleri çalıştırmaktan mı ibarettir?

Bölgesel veya ülkesel bir hayvancılık kongresi düzenleyebilecek donanıma sahip midir?

Kağıt üzerinde bir çok bölüm kurabilirsiniz. Yine kağıt üzerinde bir çoğu bakanlığın size görev olarak verdiği ıslah projelerinin takibini yapabilirsiniz. Yine kağıt üzerinde çok başarılı işler yapmış olabilirsiniz. Modern binalar, yeni ağıllar, yeni traktörler ve yatırımlar yapmış olabilirsiniz. Ama çok iyi biliyoruz ki amacımız hayvanlar için beş yıldızlı otel yapmak değil. Hayvanların rahat edebileceği, yağmur yağınca çamura saplanmayacağı en az maliyetle en etkin sonucun alınacağı tesisler yapmaktır. Bunun için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. 1940’larda yapılmış ağıllara bakmak yeterli.

Kurumlar cansız birer varlıktır. Onları ete kemiğe büründüren içindeki çalışanlarıdır. Bir kurum başarısızsa bu en başta o kurumun idarecisinin başarısızlığıdır. Kurumu ileriye taşıyacak olan idarecisinin vizyonudur. Ancak her alanda olduğu gibi kurum amirleri de oturduğu koltuktan kalkmamak adına ‘’ne kadar az iş o kadar az sorun’’ mantığıyla hareket etmektedir. Onlar için aslolan koltukta bir gün daha fazla oturmaktır. Bunun yolu da önce yerel siyasetçilerle iyi geçinmek onların sözlerini emir telakki etmekten geçer.

15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra pek çok kurum amiri OHAL koşullarında atandı. Yani, teşbihte hata olmaz, OHAL Müdürü. Bu müdürler biraz intikam duygusu, biraz korku, çokça korkaklık ve vizyonsuzluklarıyla kurumlarında bir ileri hamle yapamadı. Geçmişin olumsuzluklarını öne çıkarıp günü kurtarma çabasına girdiler. Özellikle personele ölümü gösterip sıtmayı razı ettiler. Bu sebepten dolayı yönetici değil ancak idare-i maslahatçı olabildiler. Bunun sonucu kurumlar değersizleşti, etkinliğini yitirdi ve eleştirilerin merkezi haline geldi.

Herkes vatansever olduğunu söyler. Kimin daha çok vatansever olduğunu ölçecek tek bir ölçüt vardır. İsmet İnönü’ ‘’Vatanını seven işini en iyi yapandır’’ demiş. Ölçü bu. İşi en iyi yapmanın ölçüsü ise bir araştırma enstitüsü için önce bölgesine ve genelde ülkesine yaptığı somut bilimsel katkılardır.

Araştırma Enstitülerini yönetmek klimalı odalarda güvenlik kamerası izlemekle olmaz. Araştırma enstitülerini yönetmek için önce bilim insanı olmak gerekir. Bilim insanı olabilmek içinde sadece akademik ünvan almak yetmez. Bunun olmazsa olmazı özgür ve objektif olmaktır. Eğer bunlara sahip değilseniz kurumun arazisine gözünü dikmiş akbabalara hizmet etmiş olursunuz.

Buda ihanetin en büyüğü olur. Bizden uyarması.

20-12-2019/BANDIRMA