Paris Düşerken / Sedat Pamuk

PARİS DÜŞERKEN
İLYA EHRENBURG *1

“Paris Düşerken” ve “Fırtına” adlı romanlarıyla birlikte “ Dipten Gelen Dalga” romanı, İlya Ehrenburg’un otuz dile çevrilmiş, “Üçlü nehir romanı” olarak tanımlanmaktadır. Her bir eseri, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında geçen olayları konu edinmiş ve de destansı bir dille yazılmış dev bir külliyatı içermektedir.
Paris Düşerken ’de İlya Ehrenburg; 1935 yılında, Paris’in “Cherche- Midi” sokağında bulunan André’nin Resim atölyesini ele alırken, sokağın sakinliğini, sokakta bulunan sağlı sollu antikacı dükkânlarını, sokağın köşesinde konumlanan “Sigara içen Köpek” tabelalı kahvesini tanıtmakla işe başlamaktadır.

Almanlar tarafından Fransa’nın işgal edildiği 14 Temmuz 1940 yılına kadar Fransa’da geçen kadınlı erkekli, çeşitli grupların arkadaşlık ilişkilerini ve aralarında geçen olaylar zincirini okuyucularına aktardıktan sonra, yine Cherche-Midi sokağında, André’nin Atölyesinde, iki ciltlik eserini sonlandırmaktadır. Yalnız, bir farkla, sakinliğiyle tanıdığımız sokak, romanın sonlarına doğru, Alman askerlerinin çizmeleriyle sakinliğini kaybetmektedir. Bu arada, sokağın adının Cherche-Midi oluşunun nereden kaynaklandığını da André’nin anlatımından öğrenmekteyiz; “Bir zamanlar, kesenin ağzını açmadan karın doyuran parazit takımına Cherche-Midi derlermiş. Sizin Hitler’iniz gibi… Güzel isimdir ‘Cherche-Midi’, Öğle vakti sakinliğini arayan anlamını barındırmaktadır…

Ta ki! Alman askerleri gelinceye kadar…”
Nazilerin kanlı işgaline kadar geçen, bu 5 yıllık sürede birçok karakterin yaşantısını ve Paris halkının sıradan, günlük yaşam serüvenini içeren destansı bir romandır Paris Düşerken. Sanatçı, gazeteci, siyasetçi ve milyarder gibi burjuva karakterlerin yanı sıra, geçim sıkıntısı çeken işçilerin, sıra vatan savunmasına gelince gözü kapalı ölüme gitmelerine tanıklık etmekteyiz romanda.
Uçak fabrikasında greve çıkan binlerce işçinin açlığa ve yokluğa dayanma güçlerinin bittiği noktada, grevde öldürülen genç işçinin acılı annesini, grev alanına getirerek, binlerce işçiye konuşturan komünist devrimci önder Michaud ’un, tam grevin kırılma anında, işçilerin kaybettik dedikleri anda, grevin başarıyla sonlandırılmasına katkısını hasetle, imrenerek izlemekteyiz… Kitabın en etkiyici bölümlerinden birisidir bu bölüm. Nitekim başarılı grev sonrası, devrimci mücadelesine İspanya İç Savaşına katılarak sürdürmektedir, kahramanımız Michaud.
Uçak fabrikası sahibi olan Dessére, para gücüyle politikaya müdahil olmakta, Tessat adlı bakanı, avucunun içine almaktadır. Politik yaşantısının iktidarda sürmesi için, aslında sağ görüş sahibi olan Tessat’ın siyasi partisini değiştirip, iktidara gelen Halkın gücü Partisi’ne katılması, Dessére ’in yönlendirmesiyle sağlanmıştır. Dessére, bu siyasi manevraları gerçekleştirirken, gazete sahibi olup, ısmarlama haber yapan ve karşılığında hatırı sayılır çekleri kasasına koyan Joliot’yu kullanır. Siyasetçi- Gazeteci- İşadamı, Kapitalist şeytan üçgeninde Fransa, adım adım Alman faşistlerinin işgal tuzağına yakınlaşmaktadır. Alman casusları hesabına çalışan ve işgal kuvvetlerini komünistlere tercih eden sözde milliyetçilerin kirli ilişkileri de bu işgal sürecini oldukça kısaltmaktadır.
Fransa, 1789’da 1. Cumhuriyet, 1848 Şubat Devriminde 2. Cumhuriyet ve 1870 yılında Prusya ile yaptığı savaş –Sedan Savaşı- yenilgisi sonrası 3. Cumhuriyet Dönemine geçmişti. Bir Monarşi, bir Cumhuriyet dönemi derken Fransa, 1940’daki Alman işgalinden kurtulur kurtulmaz, Parlamenter düzenini yeniden kurmuş ve yeni anayasasının kabulü ile 4. Cumhuriyet Dönemine (1946-1958) geçmiştir. İşgal sırasında direniş güçlerinin başında olan General De Gaulle Başbakan olmuştur.
Fransa, 1789 Büyük Devriminden kalan “Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” (Liberté, égalité ve fratérnité) simgelerine sarılarak Cumhuriyet yönetiminde ısrarla devam etmekte iken, Fransa’ya komşu olan ülkeler Milliyetçiliğin aşırı dozunu yaşayan Faşizmin pençesine düşmektedir. Faşizmin hızla tırmandığı ülkelerden; İtalya ( 1922- 1943 Ulusal Faşist Parti), Portekiz (Salazar; 1933-1974, 41 yıl), Almanya (Hitler; 1933-1945 Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) ve İspanya ( Franco; 1938- 1973, 35 yıl ) Faşist diktatörlerin baskıcı yönetimine maruz kalmışlardır. Hitler’in Dünya Savaşı’nı kaybetmesi sonucu, Alman Faşist yönetimi 12 yıl sürmüş, diğerleri; İtalya 21 yıl, Portekiz 41 yıl ve İspanya 35 yıl, faşizmin baskıcı yönetiminde kıvranmıştır.
İspanya’da yaşanan İç Savaş (1936-1939) sonunda 200 bin kişi ölmüş ve milliyetçilerin temsilcisi Franco’nun 35 yıl sürecek faşist iktidarının önü açılmıştır. İspanyol solcuları –cumhuriyetçileri, diğer adıyla Halk Cephesi taraftarları- bu savaşta ağır bir yenilgiye maruz kalmışlardır. Fransa’dan parasıyla uçak almak isteyip de alamamış olmaları da bu yenilgide etken olmuştur. Sözde “Halk Cephesi” adıyla Cumhuriyetçiler iktidardadır Fransa’da, ama Frankocuları destekleyen Mussolini ’nin salmış olduğu korku, Fransız Cumhuriyetçilerini, İspanyol Cumhuriyetçilerine silah ve uçak satmaktan alıkoymuştur.
Batı Avrupa’da yaşanan bu İç Savaş ve ülkelerin birbirlerini işgal güçleriyle talan etmeleri, binlerce insanın ölümüne yol açmaları, kısacası acımasız savaşlar durumu, yaklaşık bir asır sonra, günümüz Ortadoğu’sunda yaşanmaktadır. Geçen yüzyılda, Paris Düşerken, Londra teslim olurken, Marsilya, Lizbon, Madrid, bütün işgal altındaki ülkeler ve bütün halklar; Norveç, Hollanda, Danimarka, Belçika, Fransa, Polonya, Çekoslovakya savaşın ve yıkımın sonuçlarından etkilenmiş, ölümler, göçler, ayrılıklar yaşanmıştır.

Şimdi de aynı filmi Amerika güdümündeki İsrail devletçiği Gazze’de yaşatmaktadır. Filistin, Lübnan, Bağdat, Şam, Yemen, Tahran füzelerle yıkıma uğratılmaktadır. Soykırım yaşanmaktadır. İnsanlık bir kez daha ölmektedir.
Acı ama gerçek duygu; Paris Düşerken romanını okurken, Gazze Düşerken’i hatırlamamak ne mümkün!!!


*1- Paris Düşerken- İlya Ehrenburg, Çev. Attila Tokatlı, Sosyal Yayınlar, Cilt 1 ve Cilt 2
Sedat PAMUK, 24.07.2025 Tatlısu

159
A+
A-
REKLAM ALANI