Kurtuluştan sonra kuruluş yılları.
Genç Cumhuriyet’in dinamik, öncü ve yenilikçi etkisi, ülkenin dört bir yanında olduğu gibi Bandırma’da da hissedilmeye başlamıştı.
Değişimin rüzgârı, Marmara’nın tuzlu kokusuna karışıyor; kadınlı erkekli sahilde çay bahçelerine gidilen, kahkahaların denizle yarıştığı yeni bir yaşam biçimi doğuyordu. Bandırma artık sadece bir liman kenti değil, modernleşmenin, zarafetin ve yaşam sevincinin simgesi haline geliyordu.

Sahil bandı bu dönüşümün en canlı sahnesiydi.
Yeni dikilen ağaçlar, yıllar içinde büyüyüp gölgeleriyle denizin serinliğini birleştirdikçe, halk bu güzelliğin farkına varmış, sahili bir yaşam alanına dönüştürmüştü. Sandalcılar, sabahın erken saatlerinden gün batımına kadar körfezin masmavi sularında süzülür, denizle kentin zarafetini buluştururdu. Her sandal, bir hikâye taşırdı; kimi genç bir çiftin ilk buluşmasına, kimi dostların neşeli sohbetine tanıklık ederdi.

Gemiler gelir, gemiler kalkardı.
Limanın hareketliliği, sahilin huzuruyla iç içe geçerdi. Denizde yüzen çocukların sevinç çığlıkları, sahilde yürüyenlerin ayak seslerine karışır; Bandırma, yaşamın ritmini kendi melodisiyle çalardı. Gün batımında, ufukta kızıllığa bürünen deniz manzarası eşliğinde içilen akşam çayları, sıcak simit ve tam yağlı kelle peynirle birleşince, sahil gazinoları yalnızca birer eğlence mekânı değil, kentin ruhunu doyuran birer kültür durağına dönüşürdü.

O yıllarda Bandırma, ehli keyif insanların kentiydi.
Yaşamayı bilen, zarif, sıcak kanlı insanların… Herkesin birbirini tanıdığı, selamların eksik olmadığı, denizin kıyısında dostluğun yeşerdiği bir şehir. Bandırma’da yaşamak, sadece bir yerde bulunmak değil; bir yaşam biçimini, bir kültürü, bir zarafeti paylaşmaktı.
Bandırma’da yaşayanlar, Bandırma’ya aşıktı.
Çünkü bu şehir, insanına sadece bir adres değil, bir aidiyet duygusu verirdi. Her dalga, her rüzgâr, her akşamüstü çayı, bu sevdanın bir parçasıydı. 1967’nin sahil gazinoları, işte bu sevdanın en güzel hatıralarından biriydi.
15-02-2026- Sebahattin Pıravadılı