Özgür Özel Grupta Konuştu ” Sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun!”

Özgür Özel Grupta Konuştu ” Sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun!”

CHP kurultayı davasında ‘mutlak butlan’ kararından sonr kurulty seçiminde kaybeden eski Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar desteğiyle Genel Merkez binasına polis desteğiyle getirilip Genel Başkan kayyumu olarak atanmasının ardından grup toplantısı yaplmayacağı konusunda emir veren Kılıçdaroğlu’nun sözleri hvada kaldı ve CHP’de Özgür Özel’inkonuşmaı grup toplantısı yapıldı.

CHP lideri Özel’in konuştuğu grup toplantısında Özel, kürsüye “CHP Genel Başkanı” anonsuyla çıktı. Salonda “Özgür Başkan” sloganları atıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun engellemek istediği ve ‘talimat vermeden yapılmayacağını’ söylediği grup toplantısı, aynı zamanda CHP Grup Başkanı sıfatı da taşıyan Özgür Özel liderliğinde yapıldı. Özel, kürsüye “CHP Genel Başkanı” anonsuyla çıktı. Özel, atanmış Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenerek; “Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye’de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mutlak butlan kararıyla ilgili “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” ifadelerine teki gösteren Özel, “Önümüze 6 kere barikatlar çektiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun! 21 Mayıs butlan darbesini yapan, polisi Atatürk’ün kurduğu partiye sokan da sen ve senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirip Bakan yaptığın o cellatın elinde talimatı sen verdin. Kes bunların boyunun diye talimatı sen verdin’ Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan ve rejim ile millet arasındadır” dedi.

Özel, atanmış CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinde yer alan isimlere de değinerek; “Bir buçuk yıldır TGRT’den maaş alan, her türlü haksız edepsiz arkadaşlarımızla, partimizle uğraşan birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin her bir damlası helal olan aidatlarınızla alınmış arabalara haram diyecek kadar yerin dibine geçmiş şekilde oturuyor orada. Benim suçüstü yakaladığım, ev hapsi alan avukatın ev hapsi kalkmış, partinin çatısında keyif yapıyor sonra da parti arınıyor diyorlar. İftiracı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Ferdi’nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün Yeni Akit gazetesinde “çarpıldı” diye karikatür çizen kadın çikolata dağıtıyor baab evinde. Evladımız Gülşah’a ölüm döşeğinde namusuyla iftira atanlar o partide şimdi göbek atıyor, alçaklar!” ifadelerini kullandı.

Konuşmasına Nazım Hikmet’in “Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta…” dizeleriyle başlayan CHP lideri Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Hepinizi selamlıyorum… Meclis çok grup toplantısı gördü, dışarıda bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza teşekkür ediyorum. Bu tarihin doğru atarından durma, tarih yazma ve parti ile ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı yürüyüşe geçme ziyaretidir. Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır. Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık.

Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerinin söndüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda… Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.


Yine bu üç hafta içine büyük, büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümünü de içine aldı. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz; Ali İsmail Korkmaz’ı, Ethem Sarısülük’ü, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ahmet Atakan’ı, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve evladımız Berkin Elvan’ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul’u savunan İstanbul Dayanışması, Taksim Dayanışması’ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AİHM ve AYM kararlarıyla, bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala’ya, Can Atalay’a, Mine Özerden’e, Çiğdem Mater’e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında! Buradan Meclis’in ortaklaştığı, Meclis Başkanı’nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı “Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır” diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Meclis’teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

Hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Milletin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimizi biliyoruz. Çok yönlü bir krizin içindeyiz. Mayıs ayı açlık ve yoksulluk sınırları açıkladı. Açlık sınırının 35 bin liraya, yoksulluk sınırına 114 bin liraya yükseldiğini gördük. 20 bin liralık sefalet maaşıyla emekliler, 28 bin liralık asgari ücretle emekçiler ve bunların alışveriş yapıp da para kazandırarak geçimini sağlayacağını düşünülen esnaflar kan ağlıyor.

Bugün Türkiye’nin en büyük sorunu vergi sorunu, verginin adaletsiz ve yersiz alınma sorunudur. Bu salondaki gibi Türkiye’deki bütün vatandaşların zenginliklerine, fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle yüzde 64’lük dilimi ödediği düzen haksızdır. Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye’de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kağıtlarına yarattığı güvensizlik.

Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkar eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun namusu yarın gittiğinde geri mi ödenecek? Ülkenin ana muhalefet partisinin, ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi, sözü ne zamana kadar sürecek lafı işte bu ülkenin, işte bu ülkenin risk primidir. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır.

Bu ülkenin yüksek faizidir. Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi, bir büyük baştan aşağı sarsan bir şey, yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H’sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı, Türkiye artık öyle bir ülke değil, Türkiye’de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye’nin önü açık, Türkiye’de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

“Bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda”
3 yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık. 3 yıl önceki seçimde Tayyip Bey Erdoğan, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için, istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu. Çok kazanmamız gereken bir seçimi; üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işlerle kaybettik ve kahrolduk. Bu salonda o seçimin ertesi sabahı dışından ya da içinden ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen yani kaybetmeyi, bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok!

İşte bu anlayış, “Bir daha kaybetmemeliyiz, bir daha kaybetmemeliyiz” diyen anlayış, “Yeter artık” diyen anlayış. “CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP’yi değiştireceğiz sonra yönetimi değiştireceğiz, Gazi’nin partisini bir daha iktidara getireceğiz” diyen anlayış bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı’nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler.

Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran, Gazi’nin yanında duran, Garp Cephesi Komutanı olan, ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü’ün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti’ye kaybettiğinde “Herhalde bunlara vermeyeceksin paşam” diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti’ye yollayan ve “Paşa devir teslime hazırdır, sizi tebrik etmektedir” diyen İsmet Paşa’nın madalyası var madalyası, demokrasi madalyası.

“Görevi bırakmayı bilseydi madalyası benden büyük olacaktı”
O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti’nde seçimle iktidara, yarışla iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa’nındı. Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye’de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.


Salonda “Hain Kemal” sloganları atılması ardından Özel, şunları söyledi:

“İhanet yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde kazandıran duygudur. Bu çatı altında geleceğe yönelik umut sloganları atalım. CHP 47 yıl sonra kurulduğu gün gibi birinci parti oldu ve kurulduğu günden itibaren AKP’yi yenen ilk parti oldu. İşte bu yüzden bu değişimin rüzgarını, kararlılığı, azmi görenler, kararı iktidarı değiştirmeye verdiğimizi görenler, başarınca şekil anlayış değiştirmediğimiz görenler, kendi adaylığımın peşinde koşmadığımı, milletin istediği adayı 15.5 milyonun oyuyla adaylaştırdığımı görenler, onu hapse attıklarında ‘sıra bize geldi’ demek yerine ‘Erdoğan’ı yeneceğimiz adaylarımız var, o kararı verip seçimi alacağım’ dediğimi görenler bunlara girişti. Sürecin tamamını ailelere, evlatlara, eşlere, dostlara haksızca saldıracak kadar sürdürdüler. O süreçleri hep birlikte gördük. O günden bugüne bir sürü açık ve gizli şey duyduk.

Öyle bir hal aldı ki, “Ben mesajı okuyorum, ben orada yokum” dediğim ya da oradan buradan fısıldayana, “Ben iktidar yürüyüşünden vazgeçmeyi, meydanlardan çekilmeyi, Ankara’ya dönmeyi, makbul muhalefet olmayı, kazanacak adayın değil, şekli bir yarışın tarafı olmayı reddediyorum”dedikçe, ben bunu söyledikçe ilk günlerde Ekrem Başkan’ın eşine ilk başta koşanlar, hapiste ziyaret edenler, gözaltı sürecinden sonra yapılan tutuklamaya itiraz edip cezaevi ziyareti yapanlar, yaptığımız kurultaya katılıp ayakta alkışlayanlar, bir yandan birilerinin bizi, “Biz Ekrem’i yedik bitirdik, kazanacak başka adaya bakma, partinin başında otur, bizim için makbul olan budur” diyenlere “Hayır” cevabını biz verince, “Belki bizimle olur, eğer partiyi bize verirseniz biz alıştığınız gibi oluruz, biz bildiğiniz gibi oluruz, biz alıştık kaybetmeye, bir kez daha kaybeder partinin başında otururuz” dediler.

Karşımızda 5 Kasım kurultayını hazmedemeyenler ile 31 Mart seçimlerini hazmedemeyenlerin yani mutlak sultan ile mutlak butlanın ittifakı vardır Türkiye’de. Bir mahkeme kararı elde genel merkezin önüne polisle, biber gazıyla, plastik mermiyle ve sabaha kadar barda, pavyonda çalışmış tiplerle gelip de direkt Gençlik Kolları’nın karşısına gelince biz o kapıyı kapattırmasak bu evlatların karşısına çıkacaktı. Hiçbirimizin kabul edemeyeceği şeyler olacaktı. Biz kapıları kapatıp evlatlarımızı koruduk, onlar ise kapıya dayanarak en büyük utancı yaşattı. Hızla çözeceğiz ama maalesef şu anda iki tane CHP görüntüsü var. bir tarafta mutlak butlan kararıyla bizlerin polis zoruyla dışarı atıldığı baba ocağımıza oturanlar, bu kafata ise Gazi’nin diğer büyük eseri Meclis çatısı altında parti ve ülkesine sahip çıkmaya çalışanlar… Burada oturanların meziyeti kaybetse de demokrasiye sahip çıkmak, haklının yanında ve haksızın karşısında durmak, ezileninin yanında durmak, karıncanın kardeşi olmak ve kazanmak için sadece kendine güvenmek varken diğer tarafta bugünkü iktidarla yürümeyi tercih eden bu partinin baba ocağında bulunanlar var.

Kılıçdaroğlu’nun basın danışmanı Atakan Sönmez’e tepki
Bir buçuk yıldır TGRT’den maaş alan, her türlü haksız edepsiz arkadaşlarımızla, partimizle uğraşan birisi gelmiş partide basın danışmanı olmuş. Sizin her bir damlası helal olan aidatlarınızla alınmış arabalara haram diyecek kadar yerin dibine geçmiş şekilde oturuyor orada.

“İftiracı avukat parti çatısında keyif yapıyor”
İftiracı, rüşvetçi “Şu kişiye iftira atar, bana da şu kadar para verirsen, savcı yolladı beni buraya” diyen, benim suçüstü yaptığım, Türkiye’den kaçarken yakalanan bir avukat, ev hapsi alan bir avukat, ev hapsini kaldırmışlar, partinin çatısında balkonunda keyif yapıp “Cumhuriyet Halk Partisi arınmaya başladı” diyor. İtirafçı alçaklar partinin çatısında oturuyor. Bitmedi, bu bahsi burada kapatmam. Ferdi’nin elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün Yeni Akit gazetesinde “çarpıldı” diye karikatür çizen kadın çikolata dağıtıyor baab evinde. Evladımız Gülşah’a ölüm döşeğinde namusuyla iftira atanlar o partide şimdi göbek atıyor, alçaklar!


Anıtkabir’in bir kararla dolup taşması ve artık bu yürüyüşün bambaşka bir aşamaya başlaması son derece önemlidir, son derece milattır, çok önemli bir milattır. Şimdi Erdoğan dün bir konuşma yapmış, 10 gündür ağzını bıçak açmıyor, ölçüyor biçiyor görüyor neler olduğunu görüyor, şimdi nedamet getiriyor ve 10 gün sonra ilk konuştuğunda dönüyor diyor ki, “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Hiçbir yerinde yokuz.” Vallahi “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” diyor. Bana, bize haksız, kendilerince yapışmayacak bir FETÖ yapıştırması yapmaya kalktıklarında bize sahip çıkan sevgili Ahmet Tatar burada, kumpasları çok iyi bilir, Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal çok iyi bilir, o kumpaslarda sen nerede duruyorsan şimdi de tam orada duruyorsun, tam orada.

Şimdi şunu söyleyeyim, şunu söyleyeyim Erdoğan; hani “Hiçbir yerinde yokum” diyorsun ya, önümüze altı kere barikatlar çektiğin, TOMAları dizdiğin, dolunun altında o üstüne çıktığım TOMA var ya, sen o TOMAnın şoför koltuğunda oturuyorsun, şoför koltuğunda. 21 Mayıs’ta, 19 Mart’ta darbeyi yapan da, 21 Mayıs butlan darbesini yapan da, ardından polisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partiye sokan da, bunların hepsini yapan sen, senin şımarttığın İstanbul Cumhuriyet Başsavcın, ödüllendirdiğin bakanın, tapularının hesabını veremeyen o kadar malı mülkü ne yaparak edindiğini senin de açıklayamadığın, açıklatmadığın celladının elinde talimatı sen verdin “Kes bunların boynunu” diye.


Bu mesele CHP içinde bir mesele değildir. Bu mesele Erdoğan’la, rejimle, millet arasında bir meseledir. Buradan Erdoğan’a şunu hatırlatmak isterim: 15 Temmuz darbesine kadar az zulmetmedin. 15 Temmuz darbesinde şımarttıkların, ne istediyse verdiklerin, sırtını sıvazladıkların, altına F-16 çektiklerin bu meclisi bombaladı, altına tank verdiklerin bu milleti ezdi. O gün, o darbeye karşı, o darbeye karşı ilk telefonu ben açtım AK Parti’ye. Milletvekillerimizle birlikte 15 kahraman arkadaşla, 15 kişi vardık Ankara’da, kapalıydı meclis, kapalı meclisi açtırdık. Çıktık, “Yüz yıllık partiyiz” dedik, “Yeneriz yeniliriz ama darbecilere teslim olmayız, seçilmiş, seçilmiş parlamentonun, seçilmiş parlamentonun, demokrasinin arkasındayız, darbenin tam karşısındayız” dedik. Ertesi sabah bu tutumumuza teşekkür iletenler, önümüzde taziye gibi tebrik kuyruğuna girenler, Erdoğan’a gidip de Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumunu söyleyenler, A Haber’de bize “Beklenmedik bir şey, daha önce çok olumsuz şeyler söylüyordu, bu gece tarihi bir tutum aldı” diye sabaha kadar yayın yapanlar şunu kendi kendilerine bir hatırlatsınlar: Biz o gün en büyük rakibimize darbe yapıldığında “Olmaz” demiştik, “Biz burada duramayız” demiştik.

“Yokum denmez, darbeye karşı konulur”
Şimdi 10 gündür susan Erdoğan’a, “Ben hiçbir tarafında yokum bu işin” diyen Erdoğan’a soruyorum; hiçbir tarafında yokum demek, bir yerde oturup da susuyorum, izliyorum demekle olmaz, darbeye karşı olunur, karşı olunur! Hadi bakayım! Hadi bakayım! Biz 15 Temmuz akşamından alnımızın akıyla çıktık. Siz 19 Mart ve 21 Mayıs darbeleriyle aslında demokrasinin tarafında değil, demokrasiden sebeplenerek milletin sırtında, hatta gerekirse milletin kararının karşısında olduğunuzu gösterdiniz.

Kurultayımızı iptal etmek için 2 buçuk yıldır her şeyi yaptılar. Delegelere cep telefonu dağıtıldı dediler, birini bile ispatlayamadılar, iddianameye dahi yazamadılar. 15 gün sürede 552 delegemizden imza toplamak üzere dün sabah harekete geçtik. Dün sabah harekete geçmemizle 15 günde 552 olur mu sorusuna cevap aranırken 3 günde bile toplanır derken 12.15’te 600 sayısına ulaştı delege! Rakam hızlı ilerlerken bir soruşturma haberi daha geldi. Delegeler ve yakınlarının hesaplarına bakacağım dedi. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Kurultayı iptal ettiyseniz zaten bir şeyleri biliyor olmanız lazımdı ama belli ki şimdi bakıyorsunuz. Sizin o delege başına verdiğiniz kol saatleri var ya, kesin bunlar da yapıyor diyorsunuz ya… Delege hesapları ortada! Bir selamımla bin imza yollayanlara selam olsun.

Erdoğan’a Trump tepkisi: Olmayanı verip her istediğini alıyor
Trump o olmayanı veriyor, çok akıllı adam. Trump Erdoğan’da olmayanı veriyor, her istediğini alıyor. Ne o meşruiyet? Meşruiyet sandıkla olur, milletle olur. Ama bunu yaptı yaptı, nadir toprak elementlerini sattı, Boeingleri aldı, pahalı gaz aldı, ne söz verdiyse oğluna yaptı. Ayrıca 19 Mart darbesinden önce icazet aldı. Şimdi bize butlan kararı, butlan kararından hemen önce yine arama tarama, borsa çok düşecek, Varlık Fonu’nun tüm imkanlarıyla alacağım, bütün şirketlere kendi hisselerini aldıracağım ama bize destek verecek misiniz, rızanız var mıdır; ekime kadar ömrü var onun ekime kadar ömrü, Trump cürmü kadar yer yakar, cürmü kadar. Erdoğan’la telefon görüşmesinden sonra Erdoğan’a teşekkür ediyor Trump, aha orijinali burada. “Dedi ki” diyor bana, “Başkan Trump dünyanın yüzyıllardır beklediği lider, o sadece güçten bahsetmiyor, gücün bizzat kendisi” demiş Trump’a telefonda Erdoğan. Resmi hesapta 6 saat durdu, okudunuz. 6 saatte Türkiye ayağa kalktı, aramışlar “İç politikada zarar veriyor, o tweeti kaldırsanız olur mu” diye yalvarmışlar. O tweeti Trump 6 saat okutup önce kaldırabilir ama bu aziz millet, bu aziz millet Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi mandayı da himayeyi de reddeder, Trump’ın himayesindekiler.

Bülent Kuşoğlu’nun “devlet aklı” söylemini eleştirdi
Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen Bülent Kuşoğlu’nun “devlet aklı” söylemine ilişkin de konuşan Özel, şunları söyledi:

“Çıkmışlar tüm bu yapılanlara derin devlet, devlet aklı diyorlar. Üç beş insanın menfaatine kılıf uydurmak devlet aklı olamaz. Devleti kuran, ayakta tutan millettir. Devlet dediğin binadan, araçtan, gereçten ibarettir. Hakkaniyetle yönetirsen millet devleti büyütür, bu millet devletine saygı duyar, çağırır askere gider, ister oğlunu gönderir, ay yıldızlı al bayrakta şehit gelir vatan sağ olsun der, devlete her türlü hizmeti eder ama devleti milletin karşısına dikersen, devletle milleti yarıştırırsan andolsun ki bu millet kazanır, bu millet kazanır. Bunun için, bunun için, bunun için değerli arkadaşlar, bizi asıl yaralayan düşmanın attığı taş değil, zamanında dost bildiklerimizin bugün yaptıkları olmuştur.

Kılıçdaroğlu’na kurultay çağrısı: Yapılırsa bu defter kapanır!
Bugüne kadar asla ağzımı açıp cevap vermedim, kötü söz söylemedim, bugünden sonra da bu ortaya çıkan açık ifşaatla, bu milletin tepkisiyle, Cumhuriyet Halk Partisi’ni aşan muhalefetin tüm bileşenlerinden güç alan, dayanışma alan, muhalefeti aşan milletin vicdanında köpürüp taşan bu haksızlıklara karşı doğru adımlar atılır, geri adımlar atılır, en kısa zamanda milletin talebi olan, partinin talebi olan, partilinin talebi olan kurultay yapılırsa bu defter kapanır, önümüze bakılır, iktidara yürünür.

Kurultay salonunda anonsumuzu yapmayanlarla, arkadaşların tartaklanmasına neden olanları çağırıp öptüm. Birlikte çalışacak yüzümüz kalmadı dedim. Daha önce görüştüğüm kurumlardan birini birine diğerini de birine aynı şartlarda yolladım. Tazminatlarını verip gönderdim. Onun dışında bir emekçinin dahi ekmeğiyle oynamadım. Genel Başkanla gelen özel kaleme istiyorsa kalsın dedim. Ocağa kadar kalıp tazminat alsın dediler, tamam dedim. Şimdi gelmiş iğrenç bıyıklı TGRT’ci bu partide 24. yıldır çalışan canım arkadaşlarımızı, 24 yıllık emeği tazminatsız çıkarmış. Kamuoyu tepkisi gelince ‘inceleyeceğim’ diyor. Gün gelecek bugün o binaya o haksızlıkları yapanları, o iftiracı avukatları ben çok güzel bir şekilde inceleyeceğim. Saflar net. otokratlar v e demokratlar mücadele etmektedir. Dayanışma gösteren başta siyasi partilere, sendikalara, barolara, meslek örgütlerine, tüm kurumlara çok teşekkür ediyorum. Ama teşekkür son değil, virgül. Mücadele, destek sürerse biz kazanacağız, Türkiye kazanacak.

“Grubumuz burada, bir ve ayakta!”
Bu Meclis’e bir yazı yazılmış. Grubumuz yoktur diye. Evelallah grubumuz burada, bir ve ayakta! CHP grubu dimdik ayaktadır! Bu grup bir siyasi parti grubudur, adı CHP grubudur. Bu grup bir yürüyüş grubudur, iktidara yürüyüş grubudur. Öfkeyi mücadeleye dönüştürmeye, iktidara yürümeye var mısınız? Yürüyelim arkadaşlar!”

20
A+
A-