YAŞASAYDIN FARKLI OLACAKTI
Biliyorum, yaşasaydın çok farklı olacaktı dünyam. Mesela; bir ay öncesinden, doğum gününde sana alacağım hediyeyi düşünmeye başlayacaktım. Sen özenle hazırlanmış büyük bir dilim pastaya çoktan tav olacaktın. Hediye ne olursa olsun ikinci planda kalacaktı her zaman olduğu gibi. Belki bir de plan yapacaktım kendimce. Ama sen dışarıda bir mekana gidecektin büyük ihtimalle. Sandalyede yan oturmuş, elinde bardak, gülerek poz verdiğin fotoğraf gelecekti mesajla telefonuma. Sonra bir resim, bir resim daha. Mesajlar komik, mesajlar emojili…
Bir yaş daha büyümüş olarak kalkacaktın ertesi sabaha. Zamanı son bir nefesle dondurup gitmeseydin…
Dünyanın haline bakıyorum; ülkemin, yakın çevremin…Aslında fazla birşey kaçırmış sayılmazsın. Belki şanslı bile olabilirsin erken gittiğin için. Sen de bu günlerin böyle tatsız ,sevimsiz olacağını tahmin etmiyordun. Umudumuz vardı.( Yok canım !) diyorduk. ( Nereye kadar batarız ki?) diyorduk. Meğer bastığımız toprak çok kayganmış, meğer bastığımız yerin altı bataklıkmış…

Meğer boyumuz ölçtüğümüzden çok daha uzunmuş. Batıyoruz, batıyoruz derken; bir de bakıyoruz, ayakkabılarımızın altı çamurlanmış sadece. Biz ayaktayız, biz yürüyoruz; ister inan, ister inanma! Güle oynaya yaşıyoruz.
Bazen diyorum ki; biz ne kadar güçlü ve dayanıklı insanlarız. Her gün, her saat başı; tatsız bir haber, insanı darlayan, boğan bir gündem. Bazen doğal, bazen düzmece; olaylar… Olaylar… Olaylar…
Sınırlar, tehditler, cezalar, aba altından görünen sopalar… Ülkede meğer ne çok ahlaksız varmış. Meğer ne yolsuzluklar yaşanmış da biz duymamış, görmemiş, anlamamışız.
Aslında yediğimiz tokatı unutmadığımız da olmadı değil. Oy verdiğimiz insanlar bizim oylarla seçilip karşı partiye geçince şok olmadık mı? Gülay ATIĞ paraları alıp kaçınca arkasından bakakalmadık mı? Deniz Feneri’ yle dolandırıldığımızda, bankamız battığında şok olmadık mı? Emekli olunca yüksek aylık almak umuduyla evini, arabasını satanlar nasıl hayal kırıklığına uğramışlardı… İnsanız inanıyoruz, güvenmeye ihtiyacımız var. Seçtiğimiz, hayran olduğumuz mesleklerde beklenmeyen sonlar yaşanınca canımız yanmaz olur mu?
İşte şu meslek gerçekten geçerli, saygınlığını yitirmedi diyebileceğimiz tek bir meslek yok!
Sonunda ( GASSAL) adlı bir dizi film, dijital platformda yayınlandı. Yüzlerce genç gassal olma hayaline kapıldı. Kimsenin dirilerle uğraşacak gücü ve sabrı kalmadı çünkü. Olsa da; birkaç üniversiteyi birincilikle bitiren gençler, kelle koltukta motosiklet kullanıp kuryelik yapıyorlar. Ötesi var mı bunun? Bazı kurumlar, yeni mezunları üç aylık deneme süreci diye sigortasız düşük ücretle çalıştırıyor. Üç ay dolunca, sigorta yapmamak için işten çıkarıyor. Nasıl olsa iş arayan onlarca genç var sırada… Kurumların çivisi çıkmış. Madenciler grevde, öğretmenler aç kalarak seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Doktorlar, şu günlerde yürümekten yorgun düştüler.
Bir iki genç zekasına güvenip stand up yapmaya kalktı. En sivri dillisi şimdi gözaltında. Toplum bu gencin ne dediğine takıldı. Aslında çok daha derin konuşan stand up sanatçıları var da ;şimdilik gözden kaçtı. Ha bir de; Haluk LEVENT olayı var! Onu sen de tanırsın. Hani orman yangınında yardım toplanmasına aracılık yapmıştı ve çok alkışlanmıştı. Hayranları konserlerine akın akın gittiler. Amanın ne sloganlar atıldı, ne şenlikli anlar yaşandı. Toplu yaşayan canlılar bir lider ve kahramana ihtiyaç duyarlar. Bu sıfata layık kimse çıkmazsa da; toplum kendi lider ya da kahramanını kendi yaratır. Bu sıfatı taşıyacak kişinin, halk arasından çıkanı makbuldür. Önce bir gariban geçmişi olmalıdır ki; halkı anlasın. Halk çok yükseklerden inenlere sokulamaz, onlardan çekinir, korkar! Şimdi; dindar insanların, şeyhi var, şıhı var, imamı var, hocası var. Seküler yapı da kendi kahramanını kendi yaratacak. Hele soruşturmalar, mahkemeler sonuçlansın, ömrü yetenler, gerçek kahramanını ve liderini belirleyecek.
Şu anda ülkenin kaderi yazılıyor. Sen gittiğin yerde buraları hiç düşünme, üzülme! Huzur içinde uyumaya bak! Gitmek mi zor, kalmak mı zor? İşte onu kalana sor. Kaldım diye bana da sormaya kalkma ! Çünkü bir ayağım çukurda… Kalmaya da hiç hevesli değilim zaten.
Keşanlı ALİ destanını beraber izlemiştik ya! Kendi, gölgesinden korkan delikanlı, bir tesadüf sonucu nasıl da kahraman olmuştu. (Bakarsın! Gün doğmadan neler doğar.) diyor insanlar. Umut bandırıyorlar şekersiz çaya.
Ne stand up sanatçısını ne diğerini tanırım. Gösterilerine gitmedim, derneklerine üye olmadım. Ama param olsaydı, herkes gibi ben de gider ben de destek verirdim belki. Güvenir miydim. EVET! Biz aynanın parlak tarafını görenlerdeniz. Haberleri okudukça ve dinledikçe ağzımız hayretten açık kalıyor sanma sakın. Alıştık! Çoktan alıştık, aldatılmaya dolandırılmaya. (Güvendiğim insan beni hayal kırıklığına uğrattıysa , bu onun ayıbı. ) demeyi alışkanlık haline getirdik.( Bankamızdan kendi paramızı çekerken kılı kırk yaran kuralcılar, milyarlar elden ele geçerken uyudular mı? ) diye, içlerine içlerine soranlar vardır. Sesli düşünmek yürek ister! Neyse, kim olursa olsun, suçlu cezasını çekmeli. Bizim kafamızı karıştıran bu değil.
Bu ara o kadar çok gözaltı ve tutuklama oldu ki; kim suçlu kim masum bilemiyor, tahmin bile edemiyoruz.
Sadece; GÖZ ALTINA ALINAN VE TUTUKANANLARIN siyasi görüşleri birbirine yakın olunca, hiç mi karşıt düşüncede olup da çalan çırpan, ağzından laf kaçıran yok mu diye düşünür olduk.(Bu da bir yaşam belirtisi sonuçta.) Yani bu gizli tanıklar niye hep muhalefete yükleniyorlar, anlamıyoruz!
Hapishanenin adı Muhalifhane olursa da şaşırmayız yani!. Particilik yapmayalım. Bu da bizim içimizdeki suçlu densin, güvenelim, içimiz rahat etsin istiyoruz da; olmuyor işte! Bizim güvene ihtiyacımız var, Yaşlılar önünü görmese de olur.
Ya gençler, ya çocuklar?
Umut deyince, eskiden beri muhalefet gelir akıllara, en kötü durumda muhalefet, bir kesime umut olmuştur hep.
Muhalefet de içinden kaynıyor. Bir ortak nokta bulup el ele veremiyorlar. Toplumun büyük çoğunluğu cahil, kim parayı verirse onun düdüğünü çalıyor. Eh, muhalefet de kına bulsa kendi başına sürecek. Her ağızdan bir ses çıkıyor, her kafa Fatma Bacı’ nın dikiş kutusu gibi karışık. Suçlu suçludur. Kim olursa olsun! Cezasını çeksin…Biz geleceğe odaklanalım da diyemiyoruz.
Dünya adaleti arayanlar (Hak, Hukuk, Adalet!) diyor. Bu dünyadan umudu kesenler, her konuyu Yüce Yaradan’ a havale ediyor.
Ne var ki; hepimiz aynı gemideyiz. Suya sabuna dokunmayanı da elini taşın altına koyanı da aynı son bekliyor.
O son; umarım kimsenin canını yakmaz, kimse haksızlığa uğramaz, Kimse hayal kırıklığına uğramaz. Bir tek vatanımız var!
Başka da gidecek yerimiz yok!
Yaşasaydın, farklı olacaktı benim dünyam. En azından bu yazdıklarımı ve çok daha fazlasını seninle konuşuyor, tartışıyor olacaktık.

Doğum günü pastandan bir çatal, bir çatal daha alacaktım…
ULVİYE KARA AKCOŞ
03-06-2026 / Ulviye Kara Akcoş /Bandırma