Ne Yapmalıyız ?
70’li yıllarda sol hareket, müthiş bir toplumsal dinamizme, heyecana ve kitleselliğe sahip olmasına rağmen ideolojik saflık arayışları, fraksiyon ayrışmaları ve sert rekabet ve tartışmalar nedeniyle enerjisinin önemli bir kısmını kendi içinde tüketti.
“Devrim kırlardan mı başlayacak, şehirlerden mi?”,
“SSCB’nin mi, Çin’in mi, Arnavutluk’un mu tahlili doğru?”, “Aşamalı devrim mi, kesintisiz devrim mi?” gibi tartışmalar, ne yazık ki sadece masada kalmadı; örgütlerin birbirini “revizyonist”, “oportünist” ya da “sosyal faşist” ilan ettiği sert bir çatışma zeminine dönüştü.
Sağ siyaset, ideolojik veya kadrosal farklılıklarına rağmen iktidarı elde tutmak ve solu baskılamak adına 12 Mart sürecinde ve Milliyetçi Cephe (MC) hükümetlerinde bir araya gelmeyi başardı. Sol, kendi içindeki “küçük farkları” devasa düşmanlıklara dönüştürürken merkez sağ ve aşırı sağ, devleti ve iktidar olanaklarını paylaşmada çok daha pragmatik davrandı.
12 Eylül ‘de, “bir düdük çaldı” ve askerî rejim, ideolojik ayrım gözetmeksizin tüm solu, en radikalinden en merkezindekine kadar, silindir gibi ezdi. Sanık sandalyeleri, cezaevleri, işkenceler ve idamlar, ayrışan fraksiyonların ortak kaderi oldu.
Darbe sonrasında da sol ve merkez sol, bu parçalanmışlıktan tam anlamıyla ders çıkaramadı. SODEP–HP, SHP–DSP ,SHP-CHP ayrışmaları, 90’larda merkez soldaki liderlik kavgaları ve kişisel çekişmeler, solun bir iktidar alternatifi olmasını engelledi. Bunun doğal sonucu olarak Türkiye, onlarca yıl süren sağ ve muhafazakâr iktidarlar dönemine girdi.
Gördük ki Devrimin Kırlardan mı şehirlerden mi başlayacak tartışmalarından sonra Türkiye İslami baskıcı bir rejime dönüşürken bizler adam gibi işleyen bir demokrasiye bile çoktan razı hale geldik .TBMM’de 4+4+4 yasası kafa göz yara yara çıkarken acı acı düşündük.
Solun o dönem yaşadığı bu acı tecrübe, Türkiye’de siyasetin ve “düzenin” nasıl şekillendiğini gösteren tarihsel bir derstir. İdeolojik olarak en haklı veya teorik olarak en tutarlı olduğunu iddia etmek, toplumsal ve siyasal başarıyı getirmedi; aksine parçalanmışlık, toplumsal tabanın da dağılmasına ve düzene yenik düşülmesine yol açtı.
BİZ 78 Kuşağı gençleri bu baskılı ve acı dönemleri yaşadık. O günlerin bölünmüşlüğü ve yaşanan bu acı tecrübeler, günümüz Türkiye siyasetine ve sol/sosyal demokrat sosyalist anlayışa nasıl yansıdı? Bugünün siyasetinde hâlâ o geçmişin izlerini ve hatalarını görüyor musunuz?
Buna herkesin vereceği yanıt farklı olabilir ama gerçek olan şu ki Türkiyeyi çok uzun yıllar sağ merkez,milliyetçi-muhafazakar iktidarlar yönetti. Şimdi kritik soru şudur ülkeyi ve devleti ,üreten emekçiler , çalışanlar ve emekliler için en ağır yoksulluğa mahkûm eden, ülkeyi açık cezaevine çeviren, yasakları, yoksulluğu ve yolsuzlukları ile tarihi günler yaşatan bugünkü baskıcı ve yasakçı iktidardan kurtarabilecek miyiz?
İktidar olmak için AKP-MHP nin oluşturduğu Cumhur İttifakı karşısında ne yapmalıyız?
Yoksa atı alan Üsküdar’ı yeniden geçecek mi?
Ben siyasette ve hukuk dünyasında var olan ve sebebi de olmadığım sorunlar karşısında suçlama,şikayet etmek yerine , sorunu nasıl aşarız?
Soruna nasıl çözüm bulabiliriz?Noktasından bakmayı tercih edenlerdenim.”Karanlıktan şikayet etmek yerine bir mum da sen yak”
16.10.2026Av.Namık HAVUTÇA 24&26. Dnm CHP Balıkesir Milletvekili