Türkiye Cumhuriyeti, tarihin ilk ve tek antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşı zaferi ile vücut bulmuş bir devrim, en çok da bir “Kadın Devrimi” dir.
Osmanlı’nın nüfustan saymadığı, boşanma ve çocukları üzerinde velayet hakkı bile tanımadığı, topum yaşamında yok saydığı Türk Kadını, ulusal bağımsızlık savaşı süresince, cephede ve cephe gerisinde en az erkekleri kadar fedakârca gayret göstermiş, kucağında bebesiyle vatanın bağımsızlığı ve milletin özgürlüğü için kan dökmüş, can vermiş, Cumhuriyete giden kutlu yolun her adımına güç katmış, bu nedenle sonuna kadar hak ettiği haklarını birçok dünya ülkesi kadınından onyıllar önce kazanmıştır.
Değişmez önderimiz büyük Atatürk’ün “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini ihmal edelim de kütlenin tamamı ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı zincirlere bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?” sözleriyle ifade ettiği anlayış, Kemalist Devrim kadrolarının kadına bakışının özüdür. Atatürk Cumhuriyeti bu anlayışla, kadını daima insan olarak eşit görmüş, yaşamın her alanında yer alması için gerekli düzenlemeleri yapmış, 1926 yılında Türk Medeni Kanunu ile de resmen hayata geçirmiştir.
“Dünya Kadınlar Günü” nün
8 Mart’ta kutlanmasının nedeni ise, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’de 40 bin dokuma işçisi kadının ücretlerinin ve çalışma koşullarının insan onuruna yakışır hale getirilmesi talebiyle başlattıkları greve yönelik polis saldırısında yaşamlarını yitiren 129 kadın işçinin anısını yaşatmak, bu vesile ile kadın haklarına yönelik toplumsal farkındalık yaratmaktır. Dünya Kadınlar Günü; 1911 yılından itibaren çeşitli ülkelerde fiilen kutlanmış, 1977 yılında Bileşmiş Milletlerin 8 Mart’ı, “Kadın Hakları İçin Birleşmiş Milletler Günü” ilan etmesiyle de dünya genelinde ve ülkemizde kutlanır olmuştur.
Her ne kadar dünya kadınlarının ve kadınlarımızın böyle özel bir günleri var ise de, gerçekte insan haklarından tam olarak yararlanabildiklerini söylemek mümkün değildir. Birkaç gelişmiş ülke dışında pek çok coğrafyada ve özellikle İslam aleminde maalesef hâlâ kadının adı yoktur. Türk Kadını ise, 1950’den itibaren Atatürkçü bakıştan uzak iktidarlarca hep görmezden gelinmiş, sürekli gerilemiş, AKP iktidarı döneminde ise, birçok hak ve kazanımları yanında, başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere yasal güvencelerini de büyük ölçüde kaybetmiştir.
Atatürk ilke ve devrimlerinden uzaklaşmanın, Cumhuriyetimizin kuruluş ayarlarını terk etmenin, devletimizin hamurundaki namus mayasını eksiltmenin, akıl ve bilim yolunu reddetmenin bedelini başta kadınlarımız, ulus olarak çok ağır ödedik, ödüyoruz.
Bütün bu olumsuzluklara karşın ülkemizde de, dünyada da çok güçlü ve örgütlü bir kadın dayanışması ve direnci vardır. Bu dayanışma ve direnç, cinsiyetçi ön yargıları ve eşitsizlikleri aşmak konusunda dünden bugüne inançla ve kararlılıkla yoluna devam etmektedir, edecektir.
8 Mart sadece bir anma ve kutlama günü olarak değil, kadınlarımızın ülkemizde ve dünyada bulundukları yeri sorgulama fırsatı olarak da değerlendirilmelidir.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 2026 yılının milletçe kadına saygıyı içselleştirdiğimiz bir yıl olmasını diliyor, çarenin Yeniden Atatürk Cumhuriyeti olduğunu yineliyor, kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.
Saygılarımızla.
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENEL MERKEZİ