BEDENİMİZİN REİSİ BEYNİMİZ
Değerli kaybımız İlber Oltaylı bir söyleşide; cahillerle sohbet etmeyi bıraktığını söyledi. Her konuşmasında bir hayat dersi veren rahmetli büyüğümüz huzur içinde uyusun! Çok da göze çarpmayan bu cümleden, gerçekten hepimizin alacağı dersin çapı çok geniş. Hatta cümleyi daha derinleştirerek sosyalleşme alanımızın sınırlarını belirlemek; ruh ve akıl sağlığımız için şart. Kültür ve zeka seviyenizin, ahlak, din ve espiri anlayışınızın, hayata bakışınız, görgünüzün anlaşılmadığı, ortak çizgide buluşamadığınız insanlarla birlikte, zorunlu zaman geçirmek, insanın kendine yapacağı en büyük kötülük. Eğer seviye altında kalıyorsanız, bütün konuşmalar ve konular size yabancı olur. Ne konuya katılabilirsiniz, ne esprilere gülebilirsiniz. Kazara ağzınızdan çıkacak bir söz duyanlarda şok etkisi yaratabilir, Bilmediğiniz alanda at koşturuyorsanız, engelli sayılırsınız. Siz bir üst seviyede statüye sahipseniz, ne kadar hoşgörü sahibi olursanız olun, kadrajınıza giren yabancı sizi rahatsız eder. Yani; frekansınıza uyumlu, zeka ve kültürünüze yakın insanlarla ortak konunuz çok, sohbet keyifli olur . Etrafımızla ilişkilerimizde frekansı tutturduk diyelim. Bir de içeriye bakmak gerek. Baştan başlayalım mesela beynimizden. Beynimiz bedenimizin reisi konumunda. One derse, o olur! Hey reis! Herşey yolunda mı? Yollar açık, trafik işliyor mu? Herkes uyusa bile, sen uyanık olmak zorundasın. Bazı işler kendi kendine yürüyor gibi görünse de; arkada sen varsın. Bilmediğimizi düşünmediğimizi sanma! Madem ki en tepeye kurulup oturdun. Bunun bir bedeli olmalı. Bütünün hangi noktasında hafif bir sancı olsa. Sen oradasın, olmak zorundasın! Tek bir hücre düzeni bozar baş kaldırırsa; inan o bir tek hücrede kalmaz sorun. Büyür, çoğalır, yayılır. Kansere dönüşür mazallah! Trafiği düzenlemezsen, iletişim kopar. Bu ne demek ? O nu da en iyi sen bilirsin. Yok öyle haybeden tepeye kurulmak. Toplam enerjinin yüzde yirmisini tek başına sen kullanıyorsun. Alıyorsan, vereceksin işte o kadar! Yeterince su var mı mesela? Bakacaksın, bu işle ilgilenenleri uyaracaksın, dengeli dağılımı sağlayacaksın, gerekirse sert çıkacaksın. Yüzde yirmi enerji senin hakkın eyvallah! Geriye kalan yüzde seksen enerjiyi dengeli dağıtmak senin işin değil mi? En uzak noktada diye ayağındaki küçük parmağın minnak tırnağını unutamazsın! O da yaşıyor, o da kendince uzama savaşı veriyor. Hele bir yerinden oynatmaya kalk da; duy feryadı! Yeri göğü inletir yemin ederim. ( Ha, onu anestezi altında, ağrısız sancısız kesip atarlar sonuçta.) diyorsan. Kazın ayağı pek de öyle değil bilesin… O yerinden gidince, görev diğer parmaklara kalır, yük onlara biner. Sıranın kendilerine geleceğini düşünmeye başlarlar, sokurdanırlar. Yani diyeceğim. Bütünün neresi sancırsa sancısın, ucu illaki sana dokunur. Hava der, küçümsersen, havanın intikamı düşünemeyeceğin kadar büyük olur. Oksijen azaldı mı yersin ayvayı. Seni ayakta tutan iskelet, iskeleti ayakta tutan kas gücü var. Kası besleyen damarlar tıkandığı anda. Al sana kısmi felç! Allah korusun! Allah korur korumasına da; sen de tepede bulunmanın , sorumluluk almanın karşılığını vereceksin. Ne demişler? ( KARŞILIKSIZ VERMEK, ALLAH’ A MAHSUSTUR) Aslın da Yüce ALLAH da bizden yaratıklarına zarar vermememizi, iyi insan olmamızı istiyor. Biz kötü insan olursak yaptığımız her kötülük eninde sonunda bize dönüyor ya, neyse.. Evet , biz yine sana dönelim! Sorumluluğun sadece fizik bedene karşı değil! Akıl fikir de senden sorulur. Mantık ve duygusallık da. Bedendeki tüm organların işleyişi ve aralarında uyumdan sen sorumlusun! Kemik kutunun içinde güvendesin ama bir yandan da hapistesin. Oradan çıkıp etrafı turlayamazsın… Göz gördüklerini, kulak duyduklarını sana iletmese, sen hayatı anlamlandıramazsın. Benden söylemesi… Biz sana çok iyi bakıyoruz, daha da bakarız. Sen de kendine çok iyi bak! Bizi de zora sokma!
ULVİYE KARA AKCOŞ