1890’lara kadar Anadolu’da kış demek, yolların diz boyu balçığa teslim olması demekti. Ne cepheye asker veya mühimmat yetiştirmek kolaydı, ne de limana iki çuval zahire ya da maden indirmek… Çamur, koca bir imparatorluğun can damarlarını tıkıyordu. Nihayet 1830’larda başlayan ıslahat rüzgârı, 1885’te Karesi Vilayeti’ne ulaştı ve Bandırma–Balıkesir arasında hummalı bir “şose” inşası başladı. Nafıa Nezareti mühendislerinin cetvelinden çıkan köprüler ve menfezlerle örülen yol, 1891’de nihayet tekerlek sesleriyle şenlendi.

Şenlendi şenlenmesine ama Osmanlı Devleti bu zihmetin bedelini tahsil etmekte gecikmedi; Bursa, Mudanya, Balıkesir ve Bandırma hattında seyreden arabalardan “mürur resmi” yani geçiş vergisi alınmaya başlandı. Gel gör ki aradan on yıl geçmeden şose yine çöktü. 1900 tarihli arşiv kayıtları, yolcuların haklı isyanıyla dolu: “Hem yoldan geçilmiyor hem de üstüne mürur vergisi kesiliyor!”

Derken sahneye otomobil çağı çıktı. 1904’te İstanbullu bir şirket, ithal ettiği otomobillerle Balıkesir–Bandırma arasında taşımacılık ruhsatı istedi; başvuru geri çevrildi. Akıllara hemen o meşhur şüphe düşüyor: Acaba yapımı süren demiryoluna rakip mi istenmedi? 1915’te Karesi Meclisi imtiyazı yeniden masaya yatırdı fakat bu kez Çanakkale Harbi patlak verince dosya mecburen rafa kalktı.
1919’a gelindiğinde ise sahnede memleket sevdalısı bir isim vardı: Balıkesir Belediye Reisi Hafız Mehmet Emin Efendi (Keçeci). Hem kente bir elektrik fabrikası kazandırmak hem de bu hatta otomobil işletmek için kolları sıvadı. Ancak Milli Mücadele için malını mülkünü feda eden Keçeci, Yunan işgaliyle şehirden ayrılmak zorunda kalınca ruhsatı da işgal kumandanlığınca yırtılıp atıldı.

Cumhuriyet’in yaralarını sardığı 1930’larda, nihayet düzenli motorlu seferler hayat buldu. İzmir-Balıkesir-Bandırma-Bursa hattında tozu dumana katan “Salon Otobüs Firması”, dönemin lüksüydü. Önüne takılan marş koluyla homurdanarak çalışan, 3+2 oturma düzeniyle yolcu taşıyan bu emektarlar, 1940’larda yerini Austin marka modern otobüsleriyle sahneye çıkan “İnanöz”e bıraktı. Rekabet sertti; hele Balıkesir-Edremit-Ayvalık-İzmir hattının hâkimi meşhur “Kabadayı Otobüsleri” de Bandırma hattına göz dikince terminal kavgaları, yolcu kapma sürtüşmeleri aldı yürüdü.
Bugün konforlu koltuklarımızda birkaç saatte aştığımız o şeritler; vergi isyanlarının, işgal darbelerinin, marş kollu tahta kasaların ve kıran kırana bir otobüsçülük rekabetinin mirası. O günlerin tozunu yutan şirketler tarihe karıştı ama Bandırma–Balıkesir hattının hikâyesi, asfaltın altındaki o ilk taşlarda hâlâ fısıldamaya devam ediyor.
8-09-2026-Sebahattin Pıravadılı