DİP DALGA Hep duyduğumuz ama ne olduğunu tam da bilmediğimiz, öğrenmek için de kafa yormadımız olgulardan biri; DİP DALGA! Toplumun anketlere yansımayan, bireylerin farkındalığı dışında tabandan gelen ve görünen yüzünü değiştitebilen sinsi hareketlilik. Bazen de; görünürde olup tabanı etkileyen, söz ,davranış veya hareket. Aynı zamanda okyanuslarda oluşan bir doğa olayı. Suyun 20 ,30 metre altındaki dalganın deniz tabanını çalkalaması. Sosyal, coğrafi ve siyasi amaçla kullanıldığı gibi, insan anatomisinde de yer alabiliyor. Bedenimizin kimyası bir anda açıklanamayacak şekilde değişiyor. Uzun tatillerde , derin uykularda dinlenemiyoruz. Hiç iş yapmadan, kafa yormadan dinlenemiyor olmamızın sebebi ne? 1968 yılında, radyo konulu bir kompozisyon ödevimi yazarken ben bu konuya değinmişim, okul kitaplığından ansiklopedileri karıtırıp notlar almışım. Ödevimi ve notlarımı karıştırırken yeniden elime geçti . Okudum. Bunca yıl sonra, aynı konu , çok daha farklı bir şekilde ilgimi çekti. Kendimi resetleyip bu günkü imkanlarımla konuyu güncellemeye çalıştım. İşin siyasi ve ekonomi yönü beni aşıyor. Sadece, bedenimizde sürekli yaşadığımız dip dalgayla ilgili etkilere değineceğim bu yazımda. Çünkü konu beni ilgilendirdiği kadar, komşumu, arkadaşlarımı , dostlarımı, sokaktan geçen, hiç tanımadığım insanları bile yakından ilgilendiriyor. Çünkü; hepimiz yorgun, hepimiz gergin, hepimiz bezginiz. Trafikte takılan, saatlerce evine , işine ulaşamayan da, emekli olup köşede kahvesini yudumlayan da böyle. Koşan , çalışan, yarışan da … Aynanın kaşısında bıyık buran, kaş alıp makyaj yapan da böyle! Bizi hangi dip dalga etkiliyor? Daha doğrusu hangi dip dalgalardan zarar görüyoruz? Beş duyumuzla görüp duyup algıladıklarımız bir yana, ruhumuzu sessizce yoran enerjimizi tüketen nedir? Büyük şehirde yaşıyorsanız, şehrin uğultusunu duymazsınız. Ne zaman açık , kırsal bir alanda, ıssız bir ormanda, dağ başında kendinizle başbaşa kalırsanız; işte o zaman nasıl bir gürültü kirliliğine maruz kaldığınızı farkedersiniz. Sokaktan geçen araç sesleri, parkta, bahçede oynayan çocukların bağırışları, üst kattan, alt kattan gelen takırtılar, tıkırtılar… Kendi evinizde, buz dolabından, derin dondurucudan şofbenden gelen sesler. Odanızda uyuyan eşinizin, bebeğininizin horultusu, mırıltısı, belki kendi nefesinizin fısıltısı… Üstüne üstlük film ve dizileri izlerken arka planından gelen, beyninize tokmak gibi inen abartılı sesler, müzikte bas, davul, zil v.s… Gündüz kuşağında, programa katılanların cırtlak bağrıltıları, ağlayanlar, kavgalar, taşkın gülüşler… Kaynayan çaydanlığın , esen fırtınanın, damlayan suyun, yağan yağmurun sessiz sesi… Daha nice kaynağını bilmediğimiz ses… Bunlar sadece etkisinde kaldığımız dip dalganın minik titretişleri. Zaten, bedenimizdeki bütün doku organ ve sistemler yaşadığımız sürece mesaisi yedi yirmidört devam eden işçiler. Biz en derin uykudayken bile aynı anda milyonlarca hücremizle iletişim halinde olan beynimiz… Etrafınız bakın lütfen! Onlarca yıl aralıksız çalışmış, insan yapımı bir motor veya araç var mı? Kısacası her birimiz, eşi emsali olmayan birer mucizeyiz… Biz sahip olduğumuz bu değerli varlığa ekstra yük yüklersek, sonucuna da katlanmamız gerekir. Elbette dengeler bozulur, akıllar şaşar , sapkınlıklar ortaya çıkar. Elbet de olmaz dediklerimiz olur, beklenmeyen sorunlar yaşanır. Diyeceksiniz ki; ne yapalım, yaşam ve teknoloji bizi bu noktaya taşıdı. Evet haklısınız. Dip dalga hep oldu, hep olacak. En azından televizyonumuzun sesini biraz kısamaz mıyız? Kullandığımız taşıtın bakımını düzenli yaptırıp motor sesini en düşük seviyeye çekemez miyiz? Konuşurken ses tonumuz ayarlayamaz mıyız? Arabamızın camlarını açıp bangır bangır müzik dinlemek ve dinletmek zorunda mıyız? Evlerimizde, istirahat saatinde elektrikli aletleri çalıştırmadan yaşayamaz mıyız? Bozuk musluktan damlayan su sesini kesmek çok mu zor? İnşaatlarda ses geçirmez duvar ve cam sistemleri neden kullanılmaz? Gıcırdayan kapıları yağlamak, açıp kapatırken çarpmasak olmaz mı? Kutsal çağrı ezan sesini beş vakit sona kadar açmak farz mı? Camide verilen vaazı, evde okunan duayı dışarıya duyurmak doğru mu? Zaten ne dediği anlaşılmıyor bile! Sokak aralarında düğün yapmak, toplu taşımada yolculara müzik dinletmek şart mı? Sokaklarda reklam amaçlı anons yapa yapa dolaşan araçları, gereksiz korna çalanları, sokakta cep telefonundan müzik dinleyenleri, pazarda müşteriyi çekmek için bağıran satıcıları uyarmak mı gerek? Beynimiz dolu, bedenimiz yorgun, ruhumuz bezgin! Bir karikatür gördüm. Çok güldüm. Hoca mezarın başında yüksek sesle dua okuyor. Ölü mezardan başını kaldırmış( Aman hocam, kurban olayım. Çok bağırmadan oku!) diyor… ULVİYE KARA AKCOŞ