Hamlet ; Olmak Ya Da Olmamak

Sedat Pamuk

HAMLET; OLMAK YA DA OLMAMAK

Uzun zamandır sinemaya gitmişliğim yoktu. Yeni vizyona girmiş “Hamlet” filmini izlemek için, dün, halk günündeki indirimden istifadeyle sinemaya gittiğimizde, zaman zaman duygu dolu anlar yaşadık ve gözlerimizin sulanmasının önüne geçemedik.

Shakespeare ’in ölümsüz eseri, Hamlet oyunu sinemaya uyarlanmıştı. Aslına sadık kalınarak, küçük değişiklikler yapılmış yeni versiyonu ile Hamlet trajedisi, tiyatrodan koparılmış kitleye, daha ucuz, daha kolay ulaşılabilir bir görsel ve kültürel faaliyeti izleyebilme imkânı sunuyordu.

Shakespeare’in eseri Hamlet, Ortaçağ’da Danimarka kralının, kardeşi tarafından öldürülmesi ve Hamlet ‘in annesiyle evlenerek tahtı ele geçirmesi, bu kötülüğe karşı da Prens Hamlet ’in, babasının intikamını alması üzerine kurgulanmış, saray yaşantısındaki iyiler ve kötülerin mücadelesi olarak işlenmiş 600 senedir özünden bir şey eksilmeksizin “klasikleşmiş” bir edebi başyapıttır. Ve orada Hamlet ‘in ünlü sözü; “Olmak ya da olmamak”- To be or not to be – hafızalarda silinmemek üzere yer ediniyordu.

1970’li yıllarda Liseye giderken Hamlet ‘in bu sözü, İngilizce olarak dilimize pelesenk olmuştu. Hamlet filminde ise, olay Londra ve yakın çevresi içinde geçmektedir. Shakespeare’in kendisinin yaşadığı bir dram üzerinden, Hamlet oyununu, bizzat kendi yaşayıp, evlat acısı çektiği, bundan kurtulamayıp, Hamlet eserini ortaya koyduğu konusu işlenmektedir. Şöyle ki, Shakespeare’in üç çocuğundan erkek olanı, çağın en berbat ve bulaşıcı hastalığı vebaya yakalanır ve annenin iyileştirmek için gösterdiği tüm çabalara karşılık ölür. O esnada ailesinden uzakta tiyatro oyunları yazarak geçimini sağlayan Shakespeare, oğlunun ölümüne, üzüntüden kahrolur. Kendisini suçlar ve onun yerine ben ölseydim düşüncesi ağır basan bir oyun yazıp, sergiler. Oyunda kendisini ölmüş bir hayalet, oğlunu ise yetişkin bir delikanlı olarak seyirciye sunar. Filmin akışı içinde ( Hamlet ‘in elinde kuru kafa tutarak söylediği ünlü sözü, okunuş itibariyle; tu bi or nat tubi), senaristi tarafından değişime uğratılarak; Ölmek ya da ölmemek – to die or not to die – şeklinde yansıtılmış. Bununla da filmde işlenen tema; Ölüm ve ölüm karşısındaki çaresizlik ve elin kolu bağlı, ”naçar” biçimde acı çekmek olmuş.

Gerçek hayatta mümkün olmayan, “ölümü yenmek”, somut nesnellik durumu; ölüm olayını yenebilmek, ancak soyut sanat uğraşısıyla mümkün olabilmekte, yaşanan acı gerçeği, ancak duygu aktarımıyla, acıların paylaşılmasıyla yerine getirebilmenin bir “avuntu” yöntemi olabileceğini anlıyoruz filmin sonunda.

Acılarımızı içimize gömmek yerine bunu sanatımıza yansıtarak evrensel bir yapıta dönüştürmemiz, insanlığın faydalanabileceği, bilinç düzeylerinde bir aşama, bir sıçrama kaydedebileceği eserlere dönüştürebilmek, bir sanat adamının başlıca görevi olmalıdır diye, bende bir izlenim bıraktı film.

Bir de şunu düşündürdü film bana; Marx’ın hayatını, yaşadığı koşulları okumuş olanlar bilecektir; Marx ömrünü verdiği, bütün bilgi birikimini insanlık için sunduğu ölümsüz eseri Kapital’i yazarken, sürgün hayatı içinde, yokluk, yoksulluk içinde, maddi imkânsızlık içinde 7 çocuğundan, dördünün vefatının acısını yaşamıştır. Erkek çocuğu 8 yaşındayken hastalanmış ve ölmüştür. Hamlet filminde olduğu gibi, çok sevdiği oğlunun 1855 yılındaki ölümü Marx’ı çok üzmüş ama 1867 yılında Kapital’in Birinci cildini yayınlayarak, acılarını içine gömmeyi başarabilmiştir. Onca çektiği acı silsilesine rağmen, Kapital gibi Evrensel bir yapıtı ortaya çıkararak “İşçi Sınıfı” nezdinde tüm insanlığın geleceğine sunmayı başarabilmiştir.

12.02. 2026 İzmir, Sedat PAMUK

37
A+
A-
REKLAM ALANI