

Trafikte ceza sendromu kişisel bayram tatili turizmini de vurdu.
Rakamlar bazen kelimelerden daha sert konuşur. Ama bazen de rakamlar, gerçeği gizleyen bir sis perdesine dönüşür. Bugün önümüzde duran tablo tam olarak bu. Olumsuz havaların yanı sıra nereden nasıl ceza yiyeceğine dair endişeye düşen tatilciler bu bayramda tatil güzergahında ki yolları boş bıraktı. Özellikle ramazan ayından sonra hareket bekleyen hizmet işletmeleri ve esnaflar ise bayram sonrası beklemeye aldıkları ödemelerin travmasına girdi.
CEZA YÜKSEK TAHSİLAT DÜŞÜK
Türkiye 2026 yılı Genel Bütçede yılın tamamı için 348 milyar lira ceza geliri hedefleniyordu ve henüz yılın ilk iki ayında kesilen ceza 1 trilyon lirayı aşmış durumda. Yani devlet, daha şubat bitmeden hedefinin üç katı kadar cezayı vatandaşa yazmış. Burada ilginç bir söylenti ilgili özellikle bürokratların siyasi iktidarı cezalar konusunda yumuşak geçiş yerine sert uygulamalara yönlendirmeleri.
Peki kasaya giren ne?
Sadece yüzde 4,1.
İşte meselenin özü burada: Ceza kesmekle gelir elde etmek aynı şey değil. BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın aktardığı veriler bize şunu söylüyor: Ortada ciddi bir “tahsilat krizi” var. Ama bu kriz, ceza yazma iştahını azaltmıyor; tam tersine artırıyor.Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Amaç gerçekten kamu düzenini sağlamak mı, yoksa kağıt üzerinde gelir üretmek mi?
Vergi cezaları başı çekiyor. Ardından idari cezalar geliyor. Trafik cezaları ise adeta sistemin vitrininde. Özellikle trafikteki artış dikkat çekici: Bir yılda neredeyse yüzde 40’lık bir sıçrama.
Ama tahsilata bakıyorsunuz, tablo aynı: düşük, yetersiz, sorunlu.Burada iki ihtimal var.Ya vatandaş ödeyemiyor.Ya da sistem tahsil edemiyor.Her iki durumda da sorun büyük. Çünkü ceza, uygulanmadığında caydırıcılığını kaybeder.
Tahsil edilmeyen ceza, sadece kağıt üzerinde bir “rakam şişirmesi”dir.Daha da önemlisi şu: Devlet bütçesini giderek cezalar üzerinden kurmaya başlarsa, bu durum vatandaşla devlet arasındaki ilişkiyi zedeler.
Vergi veren yurttaş, bir anda “potansiyel suçlu” gibi görülmeye başlanır. Bu da hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın ilk adımıdır. Ekonomik sıkışmışlık içinde çözüm olarak cezaya yüklenmek kısa vadede rakamları büyütür ama uzun vadede güveni küçültür.
Sonuç açık:Türkiye’de artık sadece vergi değil, ceza da bir gelir kalemi haline gelmiş durumda. Yazılan ceza artıyor, tahsil edilen düşüyor.Bu tablo sürdürülebilir değil. Çünkü devlet, cezayla değil karşılıklı güvenle ayakta kalır.
20-03-2026/ M.LEVENTOĞLU
