Namık Havutça “Tarihten Ders Alalım,Tuzakları Bozalım.”

TARİHTEN DERS ALALIM, TUZAKLARI BOZALIM, UMUDU BÜYÜTELİM

Bizim kuşak, yani 1978 kuşağı ve o yıllarda üniversitelerde okuyan gençler, Türkiye’nin ağır yoksulluk ve eşitsizlik koşullarında yetişti.

Çoğumuz köylerden, kasabalardan, çiftçi ve emekçi ailelerinden geliyorduk. Köyde doğan bir çocukla büyük şehirde yaşayan bir çocuğun eğitim olanakları eşit değildi. Yoksulluk, fırsat eşitsizliği ve sosyal adaletsizlik hayatın hemen her alanında karşımıza çıkıyordu.

Biz gençler bütün bunlara itiraz ediyorduk.

Eşitlik istiyorduk. Adalet istiyorduk. Fırsat eşitliği istiyorduk. Emeğin sömürülmediği, üretenlerin ürettikleri zenginlikten hakça pay aldığı bir toplum düzeni istiyorduk.

Sosyalizme ve devrimci mücadeleye yönelmemizin temelinde bu özlemler vardı.

Ancak aynı ideallere inanan gençler zamanla farklı örgütlere ve siyasal çizgilere ayrıldılar. DEV-GENÇ geleneğinden Devrimci Yol’a, İGD’den Kurtuluş’a, Halkın Kurtuluşu’ndan Halkın Yolu’na kadar çok sayıda yapı ortaya çıktı.

Devrimin şehirden mi, kırdan mı başlayacağını; hangi mücadele yönteminin doğru olduğunu; sosyalizme hangi yoldan ulaşılacağını tartışıyorduk.

Ne yazık ki zaman içerisinde yöntem farklılıkları büyük ayrılıklara, ayrılıklar ise sert çatışmalara dönüştü. Aynı eşitlik ve özgürlük idealine inanan gençler birbirlerini rakip, hatta kimi zaman düşman görmeye başladılar. Bazı gruplar aynı mekânlarda dahi bulunamaz hale geldi; kardeş kavgasına varan, canların yitirildiği acılar yaşandı.

Üstelik o yıllarda CHP’yi de, Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kazanımlarını da bugünkü tarihsel perspektifle değerlendiremiyorduk. Parlamenter demokrasiyi “burjuva demokrasisi” olarak küçümsüyor, Cumhuriyetin ve demokrasinin kazanımlarının önemini yeterince kavrayamıyorduk,küçümsüyorduk.

Aradan geçen yaklaşık yarım yüzyıl bize çok şey öğretti.

Demokrasi, Cumhuriyet, laiklik, hukuk devleti, bağımsızlık ve temel hak ve özgürlükler küçümsenecek değil; korunması, geliştirilmesi ve ileriye taşınması gereken büyük tarihsel kazanımlardır.

Biz kendi aramızda bölünürken sağ siyaset başka bir şey yapıyordu: Birleşiyordu.

Farklılıklarını bir tarafa bırakarak Milliyetçi Cephe adı altında yan yana geliyor, ortak siyasi hedef doğrultusunda hareket ediyor ve iktidar oluyordu.

Bugünden geriye baktığımda siyasetin bu temel gerçeğinin çok da değişmediğini görüyorum.

Sağ siyaset, iktidar söz konusu olduğunda farklılıklarını bir tarafa bırakıp ortaklaşabiliyor; merkez sol, sosyal demokratlar ve diğer demokrasi güçleri ise çoğu zaman farklılıklarını büyüterek birbirlerinden uzaklaşıyor.

Tarih tekerrür etmek zorunda değildir.

Çünkü bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu mesele yalnızca hangi partinin iktidar olacağı meselesi değildir.

Türkiye’nin temel sorunu demokrasi sorunudur. Hukuk sorunudur. Adalet sorunudur. Özgürlük sorunudur. Eşitlik ve gelir dağılımı sorunudur.

Bir tarafta ülkenin ve dünyanın bütün nimetlerinden yararlanan; bolluk, refah ve lüks içerisinde yaşayan küçük bir kesim…

Diğer tarafta bu ülkenin gerçek üreticileri; işçiler, köylüler, çiftçiler, emekliler, memurlar, öğretmenler, esnaf ve dar gelirliler…

Üretenler çalışıyor, alın teri döküyor; fakat yarattıkları zenginlikten hak ettikleri payı alamıyorlar.

Aradan yarım yüzyıla yakın zaman geçti. Yoksulluğun biçimi değişti ama eşitlik ve adalet arayışı değişmedi.

Bugün yapılması gereken, geçmişin yanlışlarını ve bölünmelerini yeniden üretmek değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı; emeğin ve üretimin esas alındığı, gelir dağılımındaki uçurumun azaltıldığı, herkes için fırsat eşitliğinin sağlandığı, hukukun üstünlüğünün ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı demokratik ve sosyal bir düzendir.

Bunun yolu da demokratik siyasetten ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçmektedir.

Çalışanların, çiftçilerin, emeklilerin, memurların, öğretmenlerin, gençlerin ve dar gelirlilerin lehine bütçe yapabilecek; kamu kaynaklarını ayrıcalıklı kesimler yerine halkın refahına yöneltebilecek bir halk iktidına ihtiyaç vardır.

Bunun için geçmişten ders çıkarmalıyız.

Demokrasi isteyenler her konuda aynı düşünmek zorunda değildir. Aynı partiye mensup olmak zorunda da değildir.

Zaten demokrasi, farklılıkları ortadan kaldırmak değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilme ve ortak değerlerde buluşabilme rejimidir.

Ortak paydamız bellidir:

Demokrasi, hukuk devleti, laiklik, özgürlük, adalet, eşit yurttaşlık, sosyal adalet, emeğin ve üretimin hakkının korunması.

Bu ortak değerleri savunan siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve toplumun bütün demokrasi güçlerinin geniş bir Demokrasi İttifakı oluşturabilmesi gerekir.

Kimse kimliğinden, partisinden, düşüncesinden veya geçmişinden vazgeçmek zorunda değildir.

Ancak ülkenin geleceği söz konusu olduğunda farklılıklarımızı koruyarak ortak demokratik hedeflerde yan yana gelebilmeliyiz.

Bizim kuşağımız bölünmenin bedelini ağır ödedi.

Bugün aynı tarihsel hatayı yeniden yapmamalıyız.

Bizi birbirimize karşı konumlandıran, küçük farklılıkları büyük kavgalara dönüştüren, demokrasi güçlerini birbirinden uzaklaştıran tuzakları bozalım.

Geçmişi unutmayalım; ama geçmişin kavgalarına da hapsolmayalım.

Tarihten ders alalım.

12-08-2026 NAMIK HAVUTÇA -BANDIRMA

16
A+
A-