
Orda bir köy var uzakta ,
O köy bizim köyümüzdür.
Gitmesek de görmesek de.
O Köy bizim köyümüzdür.
*
Bu şarkıyı çocukluğumda öğrenmiştim.

Önce çocuklarıma sonra öğrencilerine öğrettim. Defalarca okuduk birlikte. Ama son zamanlarım bana öğretti ki; bu şarkıyı bilmek, söylemek, öğretmek yetmiyor, yetmemeli! Artık ulaşım kolaylaştı. Gidip göremeyeceğimiz, bir yurt köşesi kalmadı. Yeter ki; önceliğimiz gidip görmek olsun. Gidip görmeden, acısını, tatlısını tatmadan , o köy bizim demenin pek de anlamı yok. Eminim, yakın zamanda ülkenin her köşesinde, Balıkesir’ in Sındırgı ilçesi duyuldu. 6.1 lik deprem ve artçıları ile gündem oldu. Bilim adamları, jeologlar burayı mercek altına aldılar. Yurt dışında da bu haber yankılandı.
Bandırma’ da aktif fay hattı üzerine riskli yerleşim birimlerinden biri. İki ay içinde her iki ilçede yaşayarak ortak olan ve olmayan yanlarını inceleme şansım oldu. Ömrümün yaklaşık üçte ikisi Bandırma’ da geçti. Yedi ayrı mahallesinde oturdum. Sındırgı ‘ da 6.1 lik depremi ve artçılarını yaşayınca Bandırma’ ya bir kez daha ve bu defa farklı açıdan bakma gereği duydum. Bu iki yerleşim yerinin ortak kaderi Balıkesir iline bağlı ilçeler olması. İklimi, insanları, sosyal yapısı farklı olsa da ikisi de aktif fay hattı üzerine kurulmuş. Çarpık kentleşmenin iki kötü örneği. Dar sokaklar, kaldırımsız yollar, her biri ayrı yöne bakan, estetikten uzak yapılar. Fay hatlarının, yer kabuğunda görülen dik yokuşları, dere yatakları, çukurlar, kaygan zeminler, yerinden oynamış parke taşları. Defalarca çatlayıp kabaca kapatılmış yollar, yan yatmış bahçe duvarları, çökük temeller. Her yağmurda su baskınına uğrayan meydan ve sokaklar.
Sındırgı, keşke sıradışı depremlerle değil de, havasıyla, termal sularıyla, oraya doğa gönüllülerinin verdiği emek ve yatırımlarıyla dikkat çekseydi. Bu turizm cenneti olmayı bekleyen bölge; çok daha önce fark edilse, zamanında orada hayata geçirilen saman ev projesi, yaygınlaşmış olsaydı.
Bandırma’ nın, bu güne kadar büyük bir afet yaşamamış olması büyük şans. En son oturduğum evin önüne ambulans yanaşamamıştı. Her taşınmada sokak trafiğe kapatılıyor. Bir yangın veya deprem halinde, kimse yerinden kımıldanamayacak konumda. Acı olan, buna benzer onlarca sokağın olması. Konu o kadar sıradanlaşmış ki; kimse, bir deprem olsa nereye kaçar, nerede toplanırız demiyor. Kapıların önüne park edilmiş motorlar, arabalar, güvenli bir otoparka çekmiş araç gibi huzur içinde duruyorlar. Aralara serpiştirilmiş iri beton saksılar, geçişi zorlaştıran engeller değil de ; sanki birer aksesuar.
Vakit varken, uyan Bandırma! Oy verip yönetime getirdiğin, yetkilileri de dürt! İşte önünde acı örnek SINDIRGI. İlçenin üçte biri yok oldu, diğer üçte biri hasarlı ve elden geçmeyi bekliyor! Kalan üçte bir ise ; diken üstünde yaşadığı halde, buna rağmen şanslı sayılır. Hiç olmazsa can kaybı yok.
Bandırma’ nın durumu daha vahim. Eğer gerekli önlemler hemen alınmazsa; inanın çok canımız yanar! Allah korusun! Diyoruz da ; sen yine de şansına fazla güvenme, önlemini al!
Görünen köy klavuz istemez. 2026 yılına günler kala son bir uyarı da benden olsun! Duruma, bir de olumlu açıdan bakalım .
Neyse( Her şerde bir hayır vardır!) sözü şimdi doğrulanmış oldu diyelim. Başta hasar tesbit komisyonu ve yöreyi incelemeye gelenler gördüler ki; burada uzun yıllardır bölgeyi tanıyan, seven , ilgi duyan, çok büyük emek ve finans yatırımı yapan Mühendis Gülbin , Jeolog Atilla çifti olayı, çoktan görmüş, çözmüş ve ilk adımı atmışlar! Depreme dayanıklı saman ev projesini hayata geçirmiş 6.1 lik deprem ve ardı arkası kesilmeyen depremlere dayanarak ilk sınavını vermişler bile. Bu bir mucize değil de ne? Onlarca fayın üzerine kurulmuş , deprem bölgesi sıfatını taşıyan bir ülke için bundan büyük fırsat olabilir mi? Geriye ne kalıyor? En kısa zamanda; bilim adamlarının, konuyla ilgili yetkililerin, bu yörede hayata geçirilmiş projeyi sahiplenip destekleyerek tüm riskli bölgelerde pilot uygulamalara başlamak!
Deprem yüzünden ne çok maddi ve manevi kaybımız oldu. Yaralarımızı bilgi ve deneyim yetersizliğinden saramıyoruz bile. Afet yaşayan insanlar çadırlarda, konteynırlarda yaşam savaşı vermeye devam ediyorlar. Bazı yatırımları erteleyip deprem bölgelerinde saman evlerden oluşan sitelerin kurulması çok mu zor? Ülkesini seven hangi varlıklı insan bu projeye hayır diyebilir? İç İçe geçmiş beton blokların arasında, ciddi bir deprem yaşandığında ne yapacağını bilmeyen yüzlerce istanbullunun bu umuda can havliyle sarılacağı ortada değil mi? Bandırma için de; durum aynı! Demem o ki; ülkemizin, hiç bilmediğimiz ve çok uzak sandığımız, sadece şarkılarda bizim köyümüz dediğimiz köylerin gerçek sahibi olduğumuzu göstermenin tam zamanı.
Bakın; Balıkesir’ in SINDIRGI İlçesi Emendere Köyü( mahallesi) ve bu köyde doğan UMUT! Hepimize ,sandığımızdan çok daha yakın! Burnumuzun dibinde yaşanan acı örnek! Ülkemizin ve dünyanın deprem riski olan yerlerini terk etmek yerine, oraları yaşanır hale getirmek insanlığın görevi. Bu konuda atılan her adım, verilen her destek doğaya hizmet niteliği taşıyor. Syn Cumhurbaşkanı, Valiler, Kaymakamlar, Belediye Başkanları, Hükümet, devlet yetkilileri, muhtarlar, siyasiler… Hizmette çıkış noktanız bu olursa , inanın! Halkımız sizi YALNIZ BIRAKMAYACAKTIR!
Yeni yılda önceliğimiz, güvenli koşullarda yaşamak olsun.
Dipnot; Yazıda adı geçen Mimar Gülbin Aşçı , Bandırma’ nın tanınmış simalarından Merhum Mimar Sıtkı Aşçı Ve Merhum Öğretmen Aysel Aşçı’nın kızıdır. İlk ve orta eğitimini Bandırma’da almış. ŞMG mezunudur. Bandırma doğumludur. Kızımızla ayrıca bu önemli işe ön ayak olduğu için gurur duyuyoruz Umarım deprem riski taşıyan güzel beldemizde de yetkililer bu projeye sahip çıkar benzer bir uygulama başlatırlar.
YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!
Saygılarımla
24-12-2025 /ULVİYE KARA AKCOŞ