Yeteneğini Çöpe Atarak Direnen Anarşist Ruhun Suskun Sonbaharı: Sonbahar Sarhoşluğu

Bandırma’dan çıkıp çocukluk hayali Beşiktaş formasını terletmiş, genç yaşta futbolu erken bırakmış anarşist bir ruh . Yeteneğiyle tırmandığı yolu çürümüş sisteme tepkiyle çöpe atarak direnen tutunamayan bir isim. Süleyman Takunyacıoğlu. Onu yıllar önce sahada tanıyanlar için ,daha sonra gazetecilikte, yazarlıkta hikâye hep yarım kalmıştır. Şimdi o yarım kalan cümleleri tamamlıyor. Tabii ki; tamamlayamayacak yine yarım kalacak.

Sistemin çarklarına girmeyi reddeden, panik atakla içselleşen anarşist ruhu, onu yeşil sahalardan koparsa da çok sevdiği Bandırmaspor ve hep iddialı olduğu futbol dünyasından hiç kopmadı. Gazetelerdeki eleştirel yazılarıyla sevenlerini, arkadaşlarını, dostum dediklerini üzmüş, yaralamış olması da umurunda olmadı.

Sofi’nin Dünyası’ndaki tavşanın tüylerinin dibinde sıcak ve yağlı, güvenli ve konforlu dünyalarında yaşayan benim gibilerin onu anlaması olanaksızdı..

Takunyacıoğlu’nun yeni kitabı “Sonbahar Sarhoşluğu”, Orhun Güç arkadaşımızın desteğiyle Serüven Yayınevinin mütevazi baskısıyla çıktı alanında “gerçek” bir edebiyat eseri ; bir iç döküş, bir yüzleşme ve belki de geç kalınmış bir itiraflar toplamı. Hiç bir şey yaşamadan geçmişi ve geleceği hayal edemeden bir şeyler karalayıp yayınevlerine parayla bastırılan okunamayan yüzlerce kitabın arasında bir nefes gibi geldi.

Daha önceki kitaplarında yer alan makale/öykülerinde sonra ki dönemde futbolun sert, acımasız ve çoğu zaman kahpeliğin gereği yalnız bırakan dünyasından, Bandırma’nın Erdek’in sokaklarına uzanan melankolik bir ruh hâli hâkim satırlara. Ama nefes almanızı sağlıyor.

Kitap, bir sonbahar mevsiminin makalelerle imgesel anlatımı. İnsan ömrünün sonbaharına yaklaşırken yaşadığı pişmanlıkları, kaçırılmış fırsatları, suskunlukları ve içsel sarhoşluğu anlatıyor. Bir sonraki satıra geçmeyi şehvetle bekliyorsunuz . Okur, bir dönem Beşiktaş formasını giyen bir futbolcunun soyunma odası çıplaklığından çok, kendi iç dünyasının çıplak ve karanlık koridorlarında gezindiğini fark ediyor.

Süleyman Takunyacıoğlu, Sonbahar Sarhoşluğu’nda futbolla başlayıp hayata savrulan bir yolculuğun yarım kalmış söyleyemediklerini edebiyatla dile getiriyor. Kimi zaman sert, kimi zaman kırılgan; ama her zaman samimi.

Bandırma’nın yetiştirdiği bu özel kalem, okurunu alkışa değil, düşünmeye de davet ediyor. Belki de bu yüzden kitap, sessiz ama derin bir etki bırakıyor. Futbolu erken bırakan bir adamın, kelimelerle yeniden hayata tutunuşunun satırlara dökülen hikâyelerinde okur, üzeri örtülmemiş, süslenmemiş, makyajsız gerçekleri okurken bir anlatının değil, bir ruh hâlinin içine düşüyor.

Takunyacıoğlu’nun dili yer yer şiire yaslanır. Düz yazı okumaya başlarsınız sonrası satırlar dizelere dönüşür. Kimi satırlarda Maldoror’un karanlık isyanı, kimi Sartre Varoluşçuluğunun yalnızlığı, kimi sayfalarda Bukowski’nin umursamaz ama kanayan sesi çağrışıyor. Hayata küsen ama hâlâ hayattan yazan bir ruhun yankısı .
Sonbahar Sarhoşluğu, bir sonbahar romantizmi değil; sonbaharın ayazında ayık kalmaya çalışan tüm olumsuz koşullara rağmen direnen bir adamın defteri. Okur, sayfaları çevirdikçe yazarın ruh hâlinin değiştiğini değil, derinleştiğini fark ediyor.
Bu kitap alkış istemiyor
Anlaşılmak bile istemiyor belki.
Sadece olduğu gibi okunmak istiyor.
Ve bazen en cesur metinler, en sessiz olanlardır. Kitaptan bir alıntıyla bitirelim.

“Yaşam kaybedilmesi mutlak olan bir savaştır” Franz Kafka

MEHMET LEVENTOĞLU /BANDIRMA /20-01-2026

299
A+
A-
REKLAM ALANI