Bandırma’nın Laneti ve İşgalci Kral I.Alexandros’un Dramatik Sonu

BANDIRMA’NIN LANETİ VE YUNAN KRALI KRAL I.İSKENDER’İN DRAMATİK SONU

  1. Dünya Savaşında galip tarafta yer alan Yunanistan MEGALO İDEA adını verdiği Büyük Yunanistan hayalini gerçekleştirmek için Batı Anadolu’yu işgal harekatı başlattı.
    Sondan bir önceki proje için İZMİR’e çıkartma yapıldı.
    Son hamle ise İstanbul’un ta kendisi hristiyanlığın kutsal abidesi muhteşem Ayasofya’nın bulunduğu Konstantinopolis idi.
    Ve emperyalist devletler İNGİLTERE,ALMANYA ABD, FRANSA İTALYA,ÇARLIK RUSYA ve AVUSTURYA MACARİSTAN’ın kurucu ve koruyucu desteğiyle kurulan Yunanistan’ın Mora’da 40 bin müslüman yerleşik ahaliyi tek bir kişiyi sağ bırakmadan soykırımla başlayan süreçte bağımsızlığını kazandığından beri aynı vahşetle sürekli toprak kazanarak Trakya’ya girmişti ve Büyük Yunanistan için son bir hedef hamle kalmıştı.
    İstanbul’u ele geçirmek.
    Ve talihin tersine dönüşü Küçük Asya’nın işgaliyle başladı. İzmir’de başlayan kasaba kasaba yerel halkı planlı belgeli katliamlar soykırımlarla devam eden vahşi işgalin sonunda ne oldu? Kadim topraklarında binlerce yıldır yaşayan yüzbinlerce Roma vatandaşı Osmanlı idaresinde yüzyıllardır müreffeh ve mutlu yaşadıkları topraklardan zorunlu mübadele ile koparılırken, acımasız şartlarda yaşanan göçün bugünlere aktarılan acılarıyla dram sona erdi..
    *
    Komşumuzun resmi tarihinde konuyla ilgili yazılan tarihi yazıların başlığı şudur.
    KÜÇÜK ASYA FELAKETİ.
    Bu başlık Yunanistan resmi tarihinde bu şekilde yer alır.
    Burada ilginç bir not: 1.Dünya savaşında birbiriyle savaşan batı ülkelerinin Anadolu topraklarından Türkleri çıkarmak,Asya’ya sürmekten ötesi yok etmek için nasıl birlikte hareket ettiklerinin hatta müttefikimiz Almanya’nın bile bu planın bir parçası olarak yer alması gerçeği de ilginç bir tespittir.

**
Bandırma’da işgal edilen şehirlerden biridir ve asıl işgalci güç Yunanistan için çok ilginç ve dramatik bir öykünün içinde yer alır. Gerçekten üzerinde durulması gereken bir kader.


Peki tarihin akışını değiştiren ve talihin tersine dönmesine neden olan bu “maymun ısırığı olayı” nedir?
Bandırma ile ilgisi nedir.
İşte bu derleme yazımda işgal yıllarında çok büyük acılar yaşayan Bandırma ile ilgili kısımları da içeren dramatik hikayenin – Yunanistan medyasında yer alan belgelere ve kayıtlara göre – aktaralım ilgilenenler hatırlasın bilmeyenler öğrensin..
**

2500 yıllık geçmişte antik dünya mirasıyla ilgili bir devlet kurulmayan Yunanistan coğrafyası bildiğiniz gibi Roma’yı yeniden ihya etmek isteyen Sultan 2.Mehmet tarafından imparatorluğa dahil edildi. 400 yıllık bir zaman diliminde bu coğrafya İstanbul’dan atanan valilerce ve yerel eşraf la birlikte Pers ,İskender ve Roma İmparatorlukları geleneklerine uygun yöntemlerle yönetildi. Yerli halk inancında ticaretinde devam etti. Oysa aynı tarihte Katolik İspanya soyluları ,Endülüs İspanya’sında hristiyan olmayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımadı. Katolik hristiyan dışında hiç bir dine izin vermediler, müslümanları musevileri sürdüler direnenleri öldürdüler. Nitekim İspanyadan İstanbul ve çevresine gelen yahudiler bu zaman dilimindedir. Osmanlı’da yönetim gereği baskı var olsa da din ve ticaret serbestliği büyük avantaj oldu. Kadim dillerini ve kültürlerini korudular . Kendilerine mahsus ticari yetenekleriyle, sadece savaşmakla yükümlü müslüman ahaliden çok daha refah ve zengin statü kazandılar. Karadeniz ,Trakya ve Ege sahillerindeki hemen her şehrin Belediye Başkanları ve Belediye meclislerinin çoğunluğunu Yunanlılar,rumlar teşkil ediyordu. Nitekim Ege ve Karadenizde sahil kasabalarında olduğu gibi Bandırma’da Osmanlı’nın son günlerinde Belediye meclisi çoğunluğu onlardı. Karadeniz sahillerinde de zenginlik ve refah ticareti elinde tutan rumların elindeydi. Bandırmada o dönemlerde eğitim veren 20 den fazla özel kolej bunun en net göstergesidir.

**
Burada kısaca komşumuzun yakın tarihini bilmemiz gerekiyor..
Yunanistan 1832 yılında dönemin güçlü devletleri başta İngiltere , Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Prusya(Almanya öncesi), Fransa ve Rus İmparatorluğu maddi manevi askeri himayesiyle kurulan uydu devlettir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus Çarlığı orduları karşısında sürekli yenildiği zor yıllarda tam bağımsızlığını kazanması için önce Romanya’da, sonra Mora’da arnavutlardn oluşturulmuş çetelerin desteğiyle üst üste çıkarılan isyanlarla 30 Ağustos 1832 tarihli antlaşmayla bağımsız devlet kurulması başarıldı ve Sırplardan sonra özgürlüğünü kazanan bir devlet oldu. Yunan Bağımsızlık Mücadelesinin lider ismi Yannis Kapodistrias şüpheli bir suikastle öldürülünce Kurucu Batılı ülkeler Yunanistan’a kendi soylu ailelerinden bir Kral tayin etti. İngiltere , Rusya ve Fransa kurdukları bu suni devletin başına yani tahta 17 yaşındaki Bavyeralı Alman Prensi Otto’yu getirdi ve Yunanistan Krallığı’nın ilk kralı bir Alman asili idi.


*.
Kral Otto 1863 yılında devrilince, yerine Danimarka Kralı’nın yine 17 yaşındaki oğlu Prens William I. Georgios adı ile Yunanistan Kralı yapıldı.
Kral I. Georgios’da siyasi projeler gereği Selanik’te öldürülünce kurucu batılı ülke temsilcileri geçici olarak yönetimi üstlendi, ve 1910’da 1. Konstantin kral yapıldı. Elefthérios Venizélos , Kral I. Konstantin’e yardımcı olarak başbakanlık görevine getirildi.

Venizelos Hanya şehrinde doğmuş bir Girit milliyetçisidir ve Bat’ının hazırladığı Yeni Yunanistan projesi için kullanışlı bir işbirlikçi olmuştur.

I. Konstantin’de (1868-1923), Yunan kökenli olmayıp, Schleswig-Holstein-Sonderburg-Glücksburg hanedanına mensup Alman-Danimarka kökenli asil sınıfa ait bir kişiydi.. Yunanistan Kralı I. Georgios ve Rus Grandüşesi Olga Konstantinovna’nın oğlu olarak Atina’da doğmuş, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in kız kardeşi Sophia ile evlenerek Alman yanlısı bir politika izlemiştir. (wikipedia)
Şimdi buraya kadar kısa tarih dersinden sıkılmadıysanız az daha sabredin.
*
İşte tam da bu anda I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İngilizler ile Fransızların desteğine sahip işbirlikçi Başbakan Venizelos ile Almanlar’ın tarafını tutan kral I. Konstantin arasında zorunlu fikir ayrılığı ve eylem çatışması doğdu. İngilizlerin adamı olan Venizélos, Almancı olan Kral I. Konstantin’i tahttan indirip Almanya’ya gönderdi. Ve onun yerine oğlu 1.Aleksander’i ikna edip Yunaistan’a getirtti ve Yunan Kralı yaptı.
İşte Bandırma’yı işgal yıllarında davet üzerine ziyaret eden Yunan Kralı 1. Alexander budur.


*
Alexander öyle bir zamanda kral olmuştu ki denizlerde yunan donanması özellikle Kılkışlı zırhlısı Osmanlı donanmasını silmiş Ege’ye çıkartmıyordu. Yunan ordusu toprak kazanımlarıına devam etmiş Trakya’ya girmiş Tekirdağa kadar gelmişti. Zaferleri taçlandırmak için işgal edilen şehirlere törenle giriyordu.
İşte yunanlıların kadim zamanlardan gelmiş bir antik kahraman gibi gördükleri 1.Alexander’in öyküsünün sonu çok dramatik oldu.
*
Almanya ve Osmanlıların Müttefik devletlere yani İngiliz,İtalyan ve Fransızlara karşı yenilmesi ve kayıtsız şartsız teslim olması üzerine yapılan Sevr Anlaşması Başbakan Venizelos’a İstanbul ve Batı Anadoluyu Yunanistan topraklarına katma düşüncesini fırsata çevirme şansı doğurdu. Nitekim Sevr Antlaşması ile Yunanistan büyük toprak kazançları elde etti. Batı ve Doğu Trakya’nın tamamı işgal edildi. İstanbul kapılarına dayanıldı.

**

Yunan Kralı Aleksandros işte bu sözde muhteşem zafer günlerinde Yunanlıların efsane zırhlı savaş gemisi AVEROF ‘la savaş kazanan muzaffer Kral sıfatıyla, ele geçirilen topraklarda bulunan şehirleri geziyordu. Alexander – 1920 Temmuz ayında – Trakya cephesine Venizelos’un talimatları doğrultusunda çıktığı yolculuğuna Pire’den başladı. Şatafatlarlı merasimlerle “AVEROFF” a bindirilen 1. Aleksander ilk olarak İZMİR’e (Smyrna) geldi ancak Sevr şartlarına taktik olarak uymak için Limana girmedi ve sahile çıkmadı. Ancak İzmir’li yerli rum ahalisi onun geldiğini duydu. Bir anda kentte zaferin sarhoşluğuna kapılan rumlar coşkuyla sahile giderek sözde krallarını selamladılar ama Yunan Kralı, nihai Barış Antlaşması imzalanmadan önce Küçük Asya’ya inmeyi doğru bulmadı. AVEROF ‘a antik dönem Lidya Krallarının su içtiği ALAŞEHİR’den (PHİLADELPHİA) kutsal su alınıp törenle zırhlıya getirdiler ve böylece Aleksandros kutsallık titrine sahip olmuş oldu.Her şey masallardaki gibiydi.

**
AVEROFF İzmir’den ayrıldıktan sonra , Alexandros Belediye Meclis kararıyla şahsını davet eden Bandırma’ya doğru yola çıkar.
Sevr anlaşmasının zafer sarhoşluğuna kapılan Sahil kentlerinde ki yerli rumlar ve kentte sürekli bayram havasıyla krallarını bekliyorlardı.Burada bir not zamanın Belediye Başkanı olan isim nedense henüz bilinmiyor.Ve Bandırma işgalci güçlerin tayin ettiği kişilerin yönetiminde.


İngiliz Amiral gemi BANDIRMA (Panormos)’ya yakın yerde demirler. Bu arada Bandırma’da Kuvayi Milli – Milli Kuvvetler- güçlerin konuşlandığı istihbaratı gelince güvenlik nedeniyle Kral Aleksandros’a Majestelerinin karaya çıkmaması gerektiği tavsiye edilir. İngilizlerce Türklerle diplomatik karışıklıklar yaratmaması için karaya çıkmaması uygun görülen ancak bu karara çok kızan Alexander kendince kısıtlamaları umursamaz ve neredeyse tamamı rum ahaliden oluşan ERDEK’e (Artaki)’de sahile çıkar ve daha sonra kara yolundan muzaffer bir kral gibi coşkuyla karşılanarak BANDIRMA’ya getirilir.. Aleksandros Bandırma’da kendisine gösterilen sevgiden adeta sarhoş coşkulu bir kalabalık eşliğinde Bandırma’nın cadde ve sokaklarında gezer. Kayıtlara göre kolejli kızlı erkekli öğrencilerin verdiği çiçeklerle çıktığı binanın balkonunda geride yükselen kasabaya bakarken doğu fatihi Makedonyalı İskender gibi adeta mutluluk denizinde yelken açmaktadır . Yakışıklı Yunan Kralı Aleksandros’un gururlu duruşu sadece BANDIRMA (Panormos)rumlarına gurur dolu eşsiz bir anı vermekle kalmaz , aynı zamanda gençliğiyle diğer işgalci güç olan müttefiklerce de bu görüntüler memnuniyetle karşılanır.

**
Bu kara günlerde Çerkes Anzavur ve kardeşine bağlı Kanlı Ahmet çeteler işgalci ve esir edilmiş padişah işbirlikçiliğinde Balıkesir, Biga, Gönen üçgeninde kuvayi milliye güçlerine büyük sıkıntılar yaşatmaktadır. Anzavur 2,5 yıllık işgal süresinde Bandırma’da bulunmuş adamlarıyla işgalcilerle birlikte yönetmiştir.


Alexandros izinsiz karaya çıkma işini fazla uzatmadı istediğini elde etmişti. Muhteşem bir gövde gösterisiyle yerli rum ve kendileri gibi ortodoks olan ermeniler coşku içindeydi. Kral Batı Anadolu; İngiliz ve Amerikalılar tarafından tamamen yunanlılara resmen bırakılacağı günlerde görüşmek üzere Bandırma’dan vedalaşılarak AVEROFF zırhlısına geri dönüldü. Oradan yine işgal altında olan Tekirdağ’a gidildi. Doğu Trakya’da da her kasabada yerleşik rum ahali coşkuyla muzaffer genç krallarını selamladılar.

*
Trakya’daki işgalci yunan ordusunun zaferlerine eşlik eden Alexandros aldığı bir haber üzerine Ağustos ayında aniden “AVEROFF” la Atina’ya döner. Kendisine eş olacak olan nişanlısı Aspasya ile buluşmak için zırhlının rotası Pire’ye çevrilir.
Alexandros gemiden iner inmez Pire yakınlarında kendisine tahsis edilen muhteşem doğasıyla bilinen Tatoi Yaz Sarayı’na gider. Bandırma’da Erdek’te Ayvalık sahillerinde Trakya ve Hellespontus’ta ‘da tattığı tüm sevinçlerin ayrıntılarını ve Hristiyan halkın gösterdiği coşkuyu nişanlısı Aspasya’ya anlatmak için sabırsızlanmakta, peri masalı devam etmektedir.

10 Ağustos 1920 gecesi geç saatlerde bir haberci Tatoi Sarayına koşar ve Alexandros’a Paris’te bulunan Venizelos’tan çok acil bir telgraf teslim eder.
Batı Trakya’nın Yunanistan’a resmen katılma İmtiyaz Sözleşmesi ile birlikte On İki Ada’nın da İmtiyaz Sözleşmesi aynı anda Alexanderos’un Büyük Majesteler Tacı’na eklendiği müjdesidir.

**
VE ALEKSANDROS’ UN TALİHİ TERS DÖNÜYOR DRAMATİK SON

Son ziyaret ettiği işgal kenti Bandırma olan Kral Aleksander’ın dramatik akıbetini Yunanistan kent medya kaynaklarından birebir aktarmaya çalışalım.

Pire merkezinin yakın ovaları geçilince Tatoi orman bölgesine girilir ve yeşillik doğaya hakim olur. Ormanda bir sürü hayvanla dolu sonsuzcs uzanan çam ağaçları icinde ahşap bir çit ile özel bir muhafaza içinde evcil bir maymun sahibi bekçisiyle bağ evi bulunuyordu. Kraliyet ailesinin köpekleri, diğer avcılık ve diğer “dekoratif” öğelerle burada muhteşem bir görüntü hakimdi.. Bu sessizliği zaman zaman bozan Kral İskender’in motosikletiydi. Boş zamanlarında motosikletiyle orman içi toprak yollarda gezinir ve patikalarda yürürdü. Kral aynı zamanda hızlı arabalara da çılgınca meraklıydı.
*

Eylül ayının o dramatik günlerinde genç kralın kulağı Küçük Asya projesinde idi ve gelişmelerden dolayı büyük bir mutluluk içindeydi. Çok sevdiği eşi Aspasia Tatoi’ye geldiğinde, sık sık konuşmadan yan yana oturdular ve karısı ona sonsuz bir hassasiyetle bakarak elini tutardı. O gün 17 Eylül 1920’nin şafağı Alexander canı sıkıldı ve gezmek istedi ve sonra motosikleti aldı ve ormanı tek başına dolaştı. Saray’ın dışındaki tüm köpekler motosikleti kovaladı ve Alexander tüm hayvanları sevdiği için çok dikkatliydi. Tabii ki, köpekler çok yaklaşmaya cesaret edemedi, çünkü motosikletin arkasında gerçek bir Cerberus, sadık köpeği Fritz vardı. Bulgar Cephesine yaptığı ziyaretlerden birinde kendisine verilen bir Alman kurt köpeği idi. Her şey yolunda gidiyor gözükse de arka planda sıkıntılar vardı. Alexander Hayran olduğu bu doğada siyasi çatışmaları, Venizelistleri ve Anti-Venizelistleri unutmak istiyordu. Ancak unutamayacağı şey sürgündeki ailesi idi. Yürüyüşlerle birlikte saat sabah on bire ulaştı. Öğleden sonra arkadaşı ve en iyi adamlarından olan Zalokostas’ın evine Aspasia ile birlikte öğle yemeği için gitmeyi planlamıştı. Motosikletiyle evine yaklaştığında bir an durur ve endişeyle geriye bakar çünkü aniden en sevdiği köpeği Fritz’in artık onu takip etmediğini fark eder.

*
Alexander motorundan inip geriye doğru yürürken duyduğu sesler bir korku filmidir. Köpeklerin vahşi çığlıkları ve küçük bir hayvanın ürpertici seslerini duyduğu çalıların arkasında kızgınlıkla havlayan Fritz’i yani kurt köpeğini görür. Kurt köpeği BAHÇİVANA AİT moritz adlı küçük bir maymunla vahşice dalaşmaktadır. Hayvan dostu Alexander hem köpeğini hem de maymunu kurtarmak için elleriyle müdahale eder. Bir an için maymunu ısıran Fritz’i boynundan tutarken, diğeriyle maymunu köpeğin ağzından kurtarıp tehlikeden uzaklaştırmaya çalışır. Ama asıl tehlike Alexandros’un’dur. Moritz adını verdikleri erkek maymun, Alexander’ın sol baldırını da (tıpta denildiği gibi gastrocnemius) öfkeyle ısırır. Moritz’i eliyle tekrar çıkarmaya çalışırken maymun iyice öfkelenir ve elini ısırır. Alexandros korkunç bir acı hisseder.


*

Alexandros acı çekiyor ve baldırındaki yara kontrolsüz bir şekilde kanaması nedeniyle ilk yardım için tedavi edildiği Sturm’e taşınıyor. Kral dikkatle saraya gider ve oradan iki telefon görüşmesi yapar: kişisel arkadaşı Teğmen Stefanos Metaxas’a ve bandajlı bir doktor getirmesini söyler. Endişeli, Metaxas ona ne olduğunu sorar. Bir maymunun kralı ısırdığını öğrenirse, halkının ve dünyanın gözünde küçük düşeceği ve alay edeceği korkusuyla Alexandros’ın yanıtı ” Hiçbir şey, ciddi bir şey değil “,olur.

İskender’in muhtemelen motosikletten düşeceğini varsayarak metaxas, cerrahi profesörü Konstantinos Mermigas’ı çağırır ve ondan bir kırılma için gerekli ilaçları almasını ister.
Aynı zamanda, ikinci bir telefon görüşmesi ile Alexandros, Aspasia’yı Zalokostas’ın Kifissia’daki evinde Tatoi’ye gitmesi konusunda bilgilendirir. Almanya’da eğitim gören Atina Üniversitesi’nde seçkin bir cerrahi profesörü olan Mermigas, Tatoi’ye gelir ve yaralanmaları dikkatle inceler. Yaralı eli endişe vermez, ancak boğazı ciddidir, çünkü merkezde en az yedi ısırık ve çok derin bir tane vardır. Kaslar maymunun öfkesi tarafından ezilerek ısırılmıştır.. Mermigas yaralarını alkolle yıkar ve daha sonra savaş yaralarında antiseptik olarak kullanılan benzin ister. Benzin yok ve Metaxas arabasının deposundan bir şişe benzin getirir. Öğretmen daha sonra püresi kasları iyot emdirilmiş gazlı bezle birleştirir ve topikal tedavinin ilk aşaması burada sona erer.

Bir kibritle üç sigara yaktığınızda, üç sigara içenden biri ölür!

Antibiyotikler’in 1920’lerde var olmadığını belirtelim.

Tatoi yolunda, Aspasia çok endişelidir. Boşuna, onu sakinleştirmeye çalışılır: ” İskender hafif bir kaza geçirdi, ciddi bir şey değil” . Ama kadınsı içgüdüsü onu kötü bir şey olacağı konusunda uyarıyordu. Önceki gece ilginç bir şey olmuştu.
Faliro’da vali tarafından davet edildikleri bir İngiliz savaş gemisinde öğle yemeği yemişlerdi. Yemekten hemen sonra İngiliz pürosu içerdi. Vali o anda kibriti çıkardı aynı anda Aspasia ve Alexander’ın pürolarını ve kendisinkini yaktı. . Gemiden inildiklerinde, Alexandros mutsuzdur. Bir kocakarı sözünü hatırlamıştır. Bir kibritle üç sigara yaktığınızda, üç sigara içenden biri ölür!
Alexandros endişeyle teğmenine mırıldandı: ” Aptal adam! Savaş gemisini batırsaydı , üç sigarayı bir kibritle yakmaktan daha iyi olurdu .”
Aspasia bu anı hatırlayınca daha da endişelenir.

Tatoi Sarayı’na gelen Aspasia koşar ve sevgilisine sarılır. Alexander ilk şoktan kurtulmuş sakindir. Ona güvence vermek için gülümser ve çevresindeki herkese bu haberin sızmaması için herkesi tembih eder. Onun için bir onur meselesidir, dünya ne der sonra. Yüce Kralın aşağılık maymunlarla ne işi var ?
*

İlk gece, Alexander üç kez acıyla uyandı, ancak sabah bilinçsiz olsa da iyidir. Yaranın değişimi sırasında bir miktar kızarıklık bulundu. Sonraki üç gece boyunca, hasta 39 dereceye ulaşan ilerleyici bir ateş başlar. Bu aşamada Venizelos ve hükümeti üzgün ve telaşlıdır. . Özellikle sürgünde ki Alman yanlısı Kral Konstantin’in hiçbir koşulda geri dönmemesi gerekiyordur çünkü İngilizler desteğini çeker planlar bozulurdu. Venizelos. Böylece ülkenin en iyi doktorlarıyla bir sağlık konseyi topladı. Başlangıçta dört öğretmen ve ünlü doktor Mermigas elbette. Yavaş yavaş, yedi tıbbi danışman daha vardı. Tıbbi danışmanlar, daha önce bahsedilen Profesör Mermigas’a ek olarak Savvas Konstantinos: Mikrobiyoloji Profesörü, Fokas Gerasimos: Cerrahi Profesörü, Geroulanos Marinos: Önde Gelen Cerrah, Bensis Vividikos Panadimiros: Patoloji Profesörü, Özel Nosoloji ve Anagnostopoulos Konstantinos: Alexander’ın kişisel doktoru Venizelos hükümeti tarafından atanmıştı.
Sağlık konseyinin toplandığı günden itibaren, basın için günlük tıbbi bülten çıkarılmasına karar verildi. Bültenler hastalığı doğru bir şekilde tanımladı, ancak ateş ve diğer semptomların sınırlı lokal enfeksiyondan kaynaklandığını gösteren bir iyimserlik notu içerse de gerçek olan KUDUZ mikrobu şüphesiyle enfekte olan ve derinlere nüfuz eden maymunun orak dişlerinden gelen bir yara idi..

Beşinci günde, mikrobiyoloji profesörü Bay Savvas, o zamanki laboratuvar araçlarıyla BİLNEN bir mikrop olan streptokoku izole etmeyi başardı. Bu arada, iltihaplanma ilk önce inguinal lenf düğümlerine yayılmaya başlamıştı, bu da cerrahları endişelendiren bir gerçekti. Bundan sonra, irin dışarı akışını kolaylaştırmak için başka büyütmeler yapılacaktır. Talihsiz İskender başlangıçta yaranın genişlemesinden acısızca acı çekti, ancak daha sonra bu yerel ameliyatlar onun kabusu olacaktı. Yukarıdaki hafta ateş 40 ° ‘ye ulaştı. Doktorlar, iltihabın azalmasını bekledikleri için endişelendiler. Birbirleriyle tartıştılar ve sonra gelişimi doğru şekilde tahmin eden tek kişi olan Profesör Fokas, onlara şüphelerini dile getirdi: “Artık lokal bir iltihaplanma değildir. Beyler, yaklaşmakta olan bir sepsis ile karşı karşıyayız . “
Fokas, geniş savaş yaraları deneyimiyle doğru bir şekilde teşhis koydu ve başka bir cesur adım attı: meslektaşlarına cesurca kralın ayağının kurtarılmak için kesilmesini önerdi! Diğer doktorlar, bugünün kriterlerine göre bir cankurtaran olacak olan teklifini reddetti. Psikolojik faktörün de akıl yürütmelerine girmesi mümkündür. Bir kralın bacağını nasıl kesebilirim?

İlk bozulma ve karışıklığın bu aşamasında, İskender’in sürekli Tatoi Sarayı’ndaki sadık arkadaşı Christos Zalokostas inisiyatif aldı. Gripten muzdarip Venizelos’un evine koşar ve onu kralın durumu hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirir. O zamana kadar, Venizelos günlük olarak hastalığın farkındaydı, ancak hiç kimse ona sorunun ciddiyetini açıklamamış gibi görünüyor, bu yüzden üzgündü ve hemen Paris’ten bir profesöre acilen çağrılmasını ve hatta Brindisi den onu almak için bir Yunan muhribine yelken açmasını emretti. . Tabii ki, kralın ailesine aynı duyarlılığı göstermedi.

Fransız profesörün tıpta tarihsel bir geçmişi vardı: Vidal (Widal, Ferdinand, George ve Isidore), enfeksiyonlar ve özellikle tifo konusunda temel laboratuvar araştırmalarıyla bağlantılıydı. Vidal kan testleri bugün hala kullanılmaktadır. Vidal hastalığının on üçüncü gününde Atina’ya gelir. Aspasia Tatoi’ye geldiği andan itibaren ve ilk şoku aştıktan sonra, gece gündüz sevgili kocasının yanında kaldı. Tüm formaliteler kaldırıldı ve İskender’in yatağına bağlandı.

Onuncu günden beri, sepsis mideyi ve kontrol edilemeyen kusma şoklarını etkiledi ve hızla kilo veren Alexander. Sarılık her yere yayılırken derisi sararır. Genç kralı tehdit eden ölümcül tehlike artık ülke çapında yaygın olarak biliniyor. Kiliselerde gerginlikler artıyor, telgraflar sempati sözleriyle geliyor ve Tatoi ve sürgündeki ailesi İsviçre’de.

Sürgün edilmiş kraliyet ailesiyle biraz siyasi ama belki de daha ahlaki bir başka konu daha yaratıldı. Venizelos, İsviçre’deki aileye İskender’in tüm tıbbi kayıtlarını günlük olarak telgraf etme talimatı vermişti, ancak Kraliçe Sophia’ya oğlunu ziyaret etmesine izin verdiği söylendiğinde Venizelos reddetti. Venizelos’un kibirli tepkisi şöyle özetleniyor: ” Sophia istese bile Atina’ya gelemez .”

Onikinci günden sonra İskender’in kabusları başladı. Gün boyunca, bir süre daha, bazıları çok yoğun olan doktorlar ve arkadaşlar aniden bir mucizeyi dört gözle beklerler. Yirmi üçüncü günde (10 Ekim 1920, eski günlük ile) cerrahi büyük bir isim olan Profesör Cerrah Pierre Delbet gelir. Delbe’nin onu götürdüğü gemiden, Korint’in Isthmus’un yakınındaki Kechries’de, İskender’in sevdiği biri olan “Panhard” tipi bir yarış arabasının kendisini beklediği yerlere iniyor. Neredeyse baş döndürücü hızlarda, saatte 70 kilometre, araba onu Tatoi’ye götürür. Son dakikada ölüm öncesi yol yarışı.

Delbe, İskender’i umutsuzluk içinde bulur. Sepsis ayrıca akciğeri de etkilemiştir ve hemoptizi ile sonuçlandı. O zaman hepimizin bildiği gibi antibiyotik yoktu.

Delbe ayrılmadan önce, kangren ayağı kesmek için görüşmek üzere son bir sağlık konseyi toplanır. Bu çözüm reddedildi çünkü çok geç ve İskender kusmaya ve hemoptiziye maruz kalmadı ve operasyona dayanamadı. 11 ila 12 Ekim gecesi, Alexander geçici bir komaya girer. Bir noktada bir süre uyanır. Bakışları donuk, etrafında tanıdığı tek şey Aspasia.
12 Ekim 1920 şafak. Tatoi doğasında şimdi sonbahar. Saray’da herkes, doktorlar, destekçiler ve personel, sessizce sanki Alexander’ın yaşamının son anlarını rahatsız etmek istemiyormuş gibi yavaşça hareket ediyordu. 12 Ekim sabahı, Alexander önceki günler gibi bir süre uyanmaz, ancak gece sanrılarını sürdürür. Nefes alması çok zor, dudakları titriyor. Bir şey söylemek istiyor. Doktorları ve arkadaşları sessizce ona yaklaşır ve dinlerler. Yarı sönmüş bir sesle Alexander, gördüğü rüyayı anlatıyor. Herkes donmuş. Açıkladığı gibi, sesi biraz daha netleşir. Bir nehir görür. Karşı bankada büyükbabası, Kral I. George, Alexander’ın gözdesi. Biraz daha yüksek sesle konuşmalarını anlatıyor. Hadi oğlum. Seni alma zamanı … “Ve Alexander rüyasında cevaplar:” Evet, büyükbaba, geliyorum … Biz ayrılmadan önce sadece Aspasia ile vedalaşmak istiyorum ” ?? Kulağı dudaklarına yakın Aspasia onları duyar. Artık kaldıramaz ve yanındaki sandalyeye yapışır. Ağlar.

Aspasia ve arkadaşları onu almak için bir rahip getirmeye karar verirler, ancak Alexander’ın son dakikada bile ona son duası verildiğini anlamaması konusunda ısrar eder. Küçük bir hileye başvururlar: fısıldayan rahipleri gizlemek için yatağının arkasında bir ekran ayarlanır. Aspasia çay kaşığı eline alır ve Alexandros’un dudaklarını dikkatlice açarak kulağına yüksek sesle seslenir: “… İç, lütfen, ilacın …”

7 ameliyat geçiren Kral, 25 Ekim 1920’de septisemiden öldü. Kral genç ve sağlıklı idi; uzun yıllar yaşayabilirdi; ancak iddia edilenlerin aksine Küçük Asya macerasının sonucu farklı olmayacaktı.


Öğleden sonra saat üç buçuk. Bu mortem öncesi fısıltı olan ses artık yok. Aspasia eğilir ve onu şimdi soğuk görünen dudaklarından öper. Solunumu durur, başı son kez yana yatırılır.
Aspasia Manou, Tatoi’deki ölü kralın yanındadır..

**

Sadık rehberi Mitsos Fougalas , bir süre Saray’da kaldı ancak kendini suçlu hissetti.. Ölmekte olan kralın son sözlerinden birini tekrarladı: ” Biz gideceğiz, Mitso, uzun bir yolculuk .” Mitsos eve döndü ve intihar etti! Sevgili patronunu takip etmenin son görevi olduğunu düşündü.

İsviçre’nin Luzern kentindeki kraliyet ailesine ertesi sabah ölüm hakkında bilgi verildi. Telgraf 12’inci gecesi Lucerne’ye gelmişti, ancak saray doktoru Kral Konstantin’in kardeşi Prens Nicholas ile anlaşarak Konstantin ve Sophia’ya geceleri duyurmak istemedi.

12 Ekim öğleden sonra, hükümet ” Kral İskender’in suikastı üzerine bir açıklama yayınladı.
” Halka. Büyük bir acıdan sonra, Bakanlar Konseyi, bugün Majesteleri Kralı İskender’in ölümünü bugün saat 16: 10’da geldiğini duyurdu. Sadece iyi Kral’ın yaşındaki genç adamı değil, aynı zamanda Yunanistan’da hüküm sürmek için hayatta kalamadığı gerçeğini de acıtıyor. “

Bu arada, İskender’in büyükannesi Kraliçe Olga, hükümetin Atina’ya gelmesine izin verdiği ailenin bir üyesi olduğu için İskender’i canlı görmek için İtalya’dan geliyordu. Olga, İtalya’da küçük bir özel yat aldı, ancak şiddetli bir Adriyatik fırtınasıyla karşılaştı ve çok geç kaldı.

Büyükanne, torununun ölümünden yirmi dört saat sonra Tatoi’ye geldi. Mumlanmış ve büyük bir takım elbise giymişti. Yüzü sakin ve güzeldi. Kraliçe Olga Saray’a gelir gelmez mevcut olan Dr.Savva’ya şunları söyledi: ” Torunum için günlerce koyduğunuz tüm sıkı çalışma için teşekkür ederim ve Kraliyet Ailesi. Ama neden onu bir çocuk olarak bırakıp onu çok büyük ve güzel bulduğum için onu bir gün daha canlı tuttun, canlı olarak görmedin? Bu melek seni nasıl terk etti? Sonra fısıldadı ” İskender benim için ne kadar güzel “, ve ” Çocuğum Cennette dinlenecek. Çocuğum iyiydi .”

Ertesi sabah Venizelos başkanlığındaki Bakanlar Kurulu Tatoi’ye gitti. Aspasia zemin kattaki oturma odasına iner ve yüzündeki uyanıklık ve acı izleriyle karşılar. Onu saygıyla yas tutuyorlar çünkü şimdi onlar için kralın dul eşi. Venizelos bir adım öndedir. Ağrılı kadına hitap ettiği için ifadesi sesinde biraz tatlılık ile ciddidir:

Hanımefendi, Kralın ölümü nedeniyle, Bakanlar Kurulunuz samimi taziyelerini ifade eder. Sana içi boş teselli sözleri vermeyi düşünmüyorum. Böylesine korkunç bir sefalet içinde sadece Tanrı’nın teselliğini çağırabiliriz. Sizden sadece iyi kralımızı kaybetmek için halkın acısının derin olduğu kadar derin olduğuna ve kısa yaşamındaki mutluluğunu paylaşan onun için olan sempatinin böyle bir zalimce erken çarptığına inanmanızı rica ediyorum. “.
Aspasia Venizelos’a ve bakanlara baktı ve gözyaşlarıyla boğulmuş bir sesle, ” Başsağlığı dilekler için Bakanlar Kurulu’na çok teşekkür ederim .”
Ölümünden birkaç gün sonra, kral popüler törenle Diokese’ye gömüldü. Fahri alayı, geleneksel kilivanı Yunan bayrağıyla çizen denizcilerden oluşurken, kilivanın ön kısmına beyaz çiçekler yerleştirmişlerdi. İskender Tatoi’ye sevgili dedesi Kral I. George’un mezarının yanında gömüldü. Onuruna, Trakya’daki Dedeağaç şehri 1920’de ismiyle yeniden adlandırıldı.

Kral İskender’in ilk mezarı kraliyet şapelinin önünde ve Prenses Olga’nın mezarı yanındadır.
Kısa saltanatı örnek oldu. Görevlerinin anayasal çerçevesi içinde hareket ederek aktif siyasete müdahale etmekten kaçındı. Ulusal bölünmenin olası yeniden dirilişinin ulusal çıkarlara yol açacağı zararı ve kraliyet kurumunun yaşadığı gerçek tehlikeyi fark ederek, tüm parlamento kararlarını ve Başbakan Eleftherios Venizelos’un seçimlerini destekledi.
Saltanatı sırasında Yunanistan, İtilaf ülkeler tarafındaki I. Dünya Savaşı’na sonradan katıldı. Komşu Antlaşmasının imzalanmasının ardından Doğu Makedonya ve Batı Trakya, Bulgaristan tarafından Yunanistan’a teslim edilirken, bir yıl sonra Sevr Antlaşması’nın imzalanmasıyla İstanbul dışında doğu Trakya işgalle ilhak edildi. Ve artık hedef Küçük Asya nın ilk durağı İzmir di.

Hikayenin devamı küçük Asya’yı işgalle başlayan acıların dramların bilinen gerçek tarihidir. Kral Konstantin liderliğinde savaşı yöneten geçici Yunan hükûmeti kurulmuş Küçük Asya Felaketinden sonra 1924 yılında krallık devrilerek yerine ikinci Yunan Cumhuriyeti ile devam edilmiş. 1935 yılında yeniden kurulan krallık Batı ülkelerinin maddi ve manevi destekli koruyuculuğunda 1974 yılına dek Yunanistan’ı yönetmiş, yedi yıllık bir askerî darbe döneminde yaşanan Kıbrıs Savaşıyla yönetim yerini bugünkü modern Yunanistan Cumhuriyeti’ne bırakmıştır.

02-04-2015 / BG KÜLTÜR MERKEZİ

128
A+
A-