1990, Aralık ayı başları… Erciş’te, çiçeği burnundan düşmemiş başhekimim. Makam odamda, koltuğumdayım. Kapım üç kez tıklandıktan sonra açıldı, hastane müdürümüz odaya girip sol eli ceketinin düğmesinde saygıyla ilerleyip sağ elindeki evrakı masama bıraktı.
Anında göğsüme düşen ateş yüzüme sardıktan sonra her yanıma kavurucu sıcaklık bastı. Hastanemiz bakanlığa bağlı dernek statüsünden döner sermaye sistemine geçecekti demek! Müdüre oturmasını işaret ettim, görücüye çıkmış gelin adayının sandalyeye ilişmesi gibi karşımdaki deri koltuğa oturdu müdür.
-… !
Evet! Hayırlısı Allah’tan demekten başka çarem yoktu. Müdüre teşekkür edip uğurladım. Sağlık hizmetlerinin ücretsiz olması gerektiğine inanıyordum ama yasayı çıkaran ben değildim ki! İktidardaki ANAP sözüm ona ülkeme çağ atlatacaktı, atlatmak için de liberal ekonomiyi tercih ettiğinden sağlık hizmetleri de ücretli olacaktı artık ve ben, yasaları uygulamak zorundaydım. Tevekkül gereği işi Allah’a havale etmeden önce uygulanabilir, vatandaşı da kendimi de zora sokmayacak tedbirler bulmam gerekiyordu.
Uzman doktor arkadaşlarımın da onayını alarak dahili vakaların 150, cerrahi vakaların 250 Lira peşinat yatırmadan hastaneye kabul edilmeme kararı aldım. (Fıtık, apandisit, sezaryen ameliyat ücreti 500-550 Lira tutuyordu)1 Ocaktan itibaren de hayati tehlikesi olan istisnalar hariç her gün birkaç hasta sahibine dert anlatmak, taburcu olurken peşinatın üstüne 50-100 Lira daha ekletebilmek için zorlu mücadeleler vererek, kalan miktarı ücretsiz diye imzalayarak kararımı uyguladım. Tabi devlete para kazandırabilmek için pazarlık yaptığım için kendim “Bıçak Parası” alamıyordum ama umurumda değildi.
Devlet memuriyeti, muayenehanecilik, tek başına cerrahlık, yöneticilik, bekar olarak Erciş’te yaşamaya alışmanın güçlükleri yanında bölge insanına, aldığı hizmet karşılığı devlete ücret ödemesi gerektiğini anlatmaya çalışmakla nasıl geçtiğini pek anlamasam da sinirlerim çoğu kez laçka halde üç ay çabucak! geçti, Nisan ayı geldi. Çalışanların merak ve heyecanla döner sermayeden ek ödeme almayı beklediklerini adım gibi biliyorum. İlk hafta sonunda personel eksikliği sebebiyle saymanlık görevi de verdiğim hastane müdürümüzü odama davet ettim. Geldi, karşımdaki koltuğa ilişti. Ismarladığım çaylar servis edildi, sigaralarımızı yaktık.
Müdür, çayının son yudumunu başına dikleyip sigarasını söndürdükten sonra “Tamam efendim.” deyip yanımdan ayrıldı.
Pazartesi günü, müdür karşımda, bordro masamdaydı. Rakamları inceledim. Uzman doktor 2500 (bir aylık maaş tutarı), pratisyen 2000, sağlık memuru-ebe-hemşire 750-800, hizmetli personel 150 Lira alıyordu.
Canım sıkılmıştı. “Bordroyu ben söylemeden bankaya gönderme, düşüneceğim” dedim.
Gün boyu fırsat buldukça, gece evimde sakin kafayla uzun uzun düşündüm ve riskli de olsa bir çözüm buldum. Herkes bordroda yazan miktarları imza karşılığı aldıktan sonra uzmanlar 200, pratisyenler 150, müdür 80, ebe-hemşireler 30 lirayı gönüllü olarak oluşturacağım komisyona bırakacak, havuzda toplanan parayı hizmetli personele eşitçe paylaştıracaktım.
Ertesi gün hizmetliler hariç tüm personeli makam odamda tıklım tıkış toplayıp müdürün bana verdiği bilgileri, üstüne basa basa hiç döner dağıtmama yetkimi, uygulayacağım kararı açıkladım ve düşüncelerini sordum herkesin. Teklifim itirazsız kabul edilirken hepsinin tek tek gözlerine baktım. Kabul etmeleri aba altından sopa gösterdiğim için değildi; samimiydiler. Dağıldık. Müdüre bordroyu bankaya gönderme talimatı verdim.
O günlerde maaş dahil ödemeleri sayman elden yapıyordu. Cuma günü, Kendirci ve müdür nezaretinde döner sermaye ücretleri dağıtıldı, herkes belirlediğim miktarları komisyona bıraktı. Sonuçta hizmetli personel resmi 150, gayri resmi 150 olmak üzere toplam 300 Lira aldı. Akşam mesai sonrası hizmetliler dua ederek, çalışanlar sevinçli-mutlu, ben gariban ise huzurla hastaneden ayrıldık…
1991 de, otuz bir yaşında bu kararı alırken riskleri bir gece düşünmüştüm, elli üç yaşında yazıyorum. Bir tek çalışan “Başhekim, döner dağıtırken bizlerden kendine komisyon alıyor” diye şikayet etseydi başıma neler gelebileceğini biliyordum. Kendi doğrularıma göre risk almıştım. Beni yanıltıp üzmeyen o günkü Erciş Devlet Hastanesi çalışanlarına teşekkür ediyorum.
Bu satırları yazdığım 2013 tarihi itibariyle aldığım risk kerizce gözüküyor, değil mi? Haklısınız ancak değerlerin değerinin değiştiği, tek değerin para olduğu günümüzde, piyasada dolaşan uyanıklara inat; benim yaptığım gibi, doğrularını değiştirmeden, benden onlarca yüzlerce kat “kerizce !” görev yapan ama sesleri duyulmayan, kötü örnek! olurlar diye duyurulmayan sayısız insanımız olduğuna inanıyorum.
Bu hikayemi, teröre karşı bırakın riski, canlarını ortaya koyarak kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerimize ithaf ediyorum.
PENCEREM kitabımdan alıntıdır
Op.Dr.SİNAN BEYHAN/ BANDIRMA/28-03-2021/PENCEREM KİTABINDAN