İyileştirmede Seferberlik

İYİLEŞMEDE SEFERBERLİK

Doktor, hakim olmak için senelerce dirsek çürütenler, onları okutmak için yok canından yük taşıyan, ömür harcayan ana babalar, sizin hiç aklınız yokmuş demek ki! Üniversite kazanmak için, o dersane senin, bu dersane benim, koşup yorulanlar, dershane parasını ödeyebilmek için mesai yapanlar. Vurun dizinize şimdi! Bakın günümüzde hayat ne kadar kolaylaştı.

Hayvan yetiştirmek için gecesini gündüzüne katanlar, tarım yapmak üretmek için ter dökenler… Ne kadar boşa yorulmuşsunuz meğer… Bu işleri yapmaya ne gerek var? Biz kendimize yetersek, ithal ürünleri kim alacak?

İRONİ BİR YANA!

Gençler, üniversite okumak yerine kısa yoldan meslek edinmeye yöneldiler. Yapılan meslekler teknolojinin gelişmesiyle yok oluyor. Kırılanı bozulanı tamir ettirmez olduk… İroni bir yana… Gerçekten gemisini yüzdürebilenler mutlu mesut yaşıyor. Ha bir de ( Batsın bu dünya!) diyenlerle, NEMEGEREKÇİLER…

Geriye kalan, durumundan memnun olmayanlar ! Sızlananlar! Görüp göstermeye çalışan azınlık!

Muhalefet yapmaya çalışanlara söylenecek çok söz var! Konuştun, duyan olmadı, yürüdün olmadı, meydanlarda toplandın, pankart açtın, slogan attın, olmadı. Meydanda dikildin, açlık grevi, basın toplantısı yaptın olmadı. Açlık grevi işe yaramadı. Yazdın , okudun, iç ve dış mahkemelere başvurdun olmadı. Işıkları, açtın kapadın, tv lerde boy gösterdin onlar da sonuç vermedi. Mahkeme salonlarına alınmadın, toplanacak alan ve salon bulamadın… Basınçlı suyla itildin, biber gazıyla yakıldın, coplandın, tutuklandın, sürüklendin, tekmelendin, kovuldun… Denemediğin yol kaldı mı?

HİÇ KUSURA BAKMA DA!

Demek ki; sen yeterince akıllı değilsin, stratejist, planlı, programlı değilsin.! Ya da; gereğinden fazla merhametlisin, saygılısın, dürüstsün, namuslusun. Gereğinden fazla insansın!

GEREĞİNDEN FAZLA İNSAN!

Gençliğimizde kovboy filmleri izlerdik. Bu filmlerde kasabanın güvenliğini şerif sağlardı. Ama birgün kasabaya beli tabancalı bir kovboy gelir, bankayı , PTT’yi silah zoruyla soyar elini kolunu sallaya sallaya çeker giderdi. Karşı koyan olursa silahını çeker( Dan! Dan! Dan!) vururdu. Kimse de ona hesap sormazdı. Bazen şerif güçlü çıkar, kovboyu yakalar, sorgusuz sualsiz herkesin gözü önünde kasaba meydanında asardı. Ona da hesap soran olmazdı. Posta arabalarına eşkiyalar saldırır, soyar, görevlileri öldürür dağılırlardı. Peşlerine bir halk kahramanı takılır, dağda bayırda onları arar, sonunda kasabanın meyhanesinde kadınlarla içki içip sefa yaparken bulurdu. Yine ( Dan! Dan! Dan!) İnsan ölüleri hayvan leşi gibi sürüklenerek toplanırdı. Genellikle meyhaneyi çalıştıran meksikalı amcaya da değerdi kurşunlar…

Uzak diyarlarda ekmeğin, kapanın elinde kaldığı işte böyle bir düzen olduğunu bilirdik. Bizim toplumumuz ise bu çirkin düzenin dışında kalmış, çalışarak kazanan, kimsenin hakkına el uzatmayan, kul hakkı yemeyen , kendine ait olmayana haram gözüyle bakan insanlardan oluşuyordu. Çoğumuzun kapısında kilit yoktu. Zenginler babadan kalan mirasla zengin olmuşlardı. Kimin neyi var neyi yok bilinirdi. Komşu komşuya gerekirse borç verir, yardım ederdi Bizim sınırlarımız çizilmişti. Bu sınırlar içinde kendi yağımızla kavrulup mutlu mesut tek vatan ,tek ulus olarak yaşamaktı amacımız…

Bizi bizim seçtiğimiz güvenilir bulduğumuz insanlar yönetiyordu. Yanlışını gördüysek bir dahaki seçimde o kişileri seçmiyorduk. O kişiler yaptıkları işleri topluma basın aracılığı ile anlatıyorlar açıklama yapıyorlardı. Yönetimler şeffaftı, eleştiriye açıktı. Hiçbir ayıbın, günahın üzeri örtülmüyordu. Önemli işlere iyi eğitim görmüş insanlar getirilirdi.

AÇ AÇIK İNSAN YOKTU, ( varsa da çok azdı.) SONRADAN TÜREMİŞ ZENGİNLER, MALININ MİKTARINI BİLMEYEN KİMSE DE YOKTU.

Suçlular mahkeme önüne çıkarılır mutlaka hesap verirlerdi. Adalet yerini eninde sonunda bulurdu. Zor şartlarda da olsa okumak isteyen okuyor diplomasını alıyordu. Seçtiği meslekte çalışma şansı vardı. Diplomanın sahtesi yoktu.

SAHTE DOKTOR, SAHTE HUKUKÇU DUYMAMIŞTIK.

İşçi işçiliğini, esnaf esnaflığını , sanatçı sanatçılığını, memur memurluğunu, zanaatçı yaptığı işi biliyordu.. İnsanlar seçtikleri işlerde yaşlanıyorlardı. Elbette o zamanda da olumsuzluklar yaşanıyordu. Ama en azından aşabileceğimize dair umudumuz da vardı .

Biz bu masum düzeni korumayı başaramadık, beceremedik… Belki de biz işlerin böyle yürüdüğünü sanıyorduk. Belki de gözümüzden perde kalktı, belki de düzen değişti. Yolsuzluk, hırsızlık, ahlaksızlık, adaletsizlik normalleşti. Zaman sel suyu gibi üzerimizden aktı gitti… Bir Şeyleri sürükledi götürdü, yeni birşeyler getirdi. Hava, su, toprak kirlendi. Daha da önemlisi insanlar kirlendi. Arsızlık, yüzsüzlük, pişkinlik, hayasızlık normalleşti. ( Bütün bunlar olurken hepimiz buradaydık! )

Gelişmekte olan global dünyaya uyum sağlamak elbette kolay değil. Ne var ki biz bırakın uyum sağlamayı; tamamen dışında kaldık, yolumuzu kaybettik. Güç kaybettik, kötü etkilendik. Çok daha iyi olacağımıza kesin gözüyle bakarken, battıkça battık. Çürüdükçe çürüdük… Üstelik tüm başımıza gelenleri sindire sindire kabullendik, kabulleniyoruz. Dünyanın kirli düzeni, bulaşıcı bir virüs gibi içimizi sardı. Eskilerin bıraktığı güzelliklere sahip çıkıp yaşatmak yerine, kaba güce hayran olmaya başladık, İzlediğimiz filmleri içselleştirdik, mafyalar kahraman oldu. Doğru, güzel ve iyiyi bırakıp kötüye yol açtık, fırsat verdik, destek olduk. Sağdan soldan gelen yabancı akımlara kapıldık. Batı kültüründen kaçarken doğu kültürüne kaydık, kaybolduk. Güvendiğimiz dağlara karlar yağdı. Kimi kurtuluşu inançta ibadette aradı, kimi kabuğuna çekildi. kimi akışa uydu.

Sonuç hepimiz için fiyasko! Demek ki; biz rehavet içinde mutlu mesut hayal kurarken kötülük uyumamış. Demek ki; virüs her noktaya ulaşmış, hastalık habis hale gelmiş… Artık oturup kendimize acıyacak zamanımız yok…Tam yol ileri!

Kim suçlu?

Yönetici diye seçtiklerimiz mi? Onları seçenler mi? Derin devlet mi yoksa dış güçler mi? Suya sabuna dokunmayanlar mı? Ya da hepimizin, geldiğimiz bu noktada payı mı var?

İYİLEŞME YOLUNDA SEFERBER OLALIM. KİMSEYİ SUÇLAMADAN, AYIRMADAN, DIŞLAMADAN. KİN VE NEFRETİ İÇİMİZDEN ATARAK.

En kısa zamanda bir çıkış yolu bulup dürüst, namuslu, adil, iyi ahlaklı olmazsak çoluk çocuk hep birlikte yok olacağız. Açık açık varoluş savaşı veriyoruz… Çıkmadık canda umut vardır! Henüz nefes alıyorken, henüz aklımız başımızı dönmemek üzere terketmemişken; silkelenelim!

Önümüzdeki seçimde( Kİ; SEÇİM OLUR MU BİLMİYORUZ. ) AKILLI O LA LIM! SEÇİM KURALLARINI GÖZDEN GEÇİRİP YANLIŞLARI DÜZELTELİM , NOKSANLARI TAMAMLAYALIM. SEÇİME ŞAİBENİN KARIŞMASINA FIRSAT VERMEYELİM. SEÇEN VE SEÇİLEN ARASINDA GÜVEN OLSUN!

Bazı dostlar felaket tellallığı yaptığımı söyleyebilir. İsteyen poliyannacılık oynamaya devam etsin. Ama iyimserliğin de bir sınırı olmalı bence. Endişe duymak için; daha ne olmasını bekliyoruz?

18-10-2026 ULVİYE KARA AKCOŞ

60
A+
A-