Soytarılar ve Tacizciler
Şiddet ve taciz, maalesef önüne geçilemeyen, kanayan bir yara olmaya devam ediyor. Kadına, çocuğa ve toplumun her kesiminden savunmasız bireylere yönelik taciz ve şiddet vakaları her geçen gün yeniden karşımıza çıkıyor. Ancak asıl üzücü olan, bu vahim tablonun kendisinden çok, çeşitli entrikalarla tacizi ve şiddeti koruyan, aklamaya çalışan bir soytarı grubunun hâlâ var olmasıdır.
Taciz ve şiddet, bireysel bir suç olmanın ötesinde, toplumsal bir hastalığın açık bir göstergesidir. Baktığımızda son yıllarda medyada gördüklerimiz duyduklarımız hastalıklı ruhların giderek arttığı aşikar. İnsanın bedenine, ruhuna ve özgürlüğüne yönelik her türlü saldırı tacizdir; en önemlisi bu saldırılar, doğrudan insan hakları ihlalidir. Ne yazık ki taciz ve şiddet, ar damarı çatlamış bazı soytarılar tarafından da “normalleştirilen”, üstü örtülen ve basit bir olaymış gibi sunulması toplumsal yaramıza tuz biber ekmektedir..
Bu kişiler, tacizi “abartılıyor” diyerek küçümseyenler, “kadınlar da proveke ediyor canım ” gibi aşağılık söylemlerle mağduru suçlayanlardır. Bu tutumlar, tacizciye dolaylı destek vermekten başka bir işe yaramaz. Kimi zaman “gelenek”, kimi zaman “kültür”, kimi zaman da “yanlış anlaşılma” perdesinin arkasına saklanan bu zavallılar, tacizciyi koruduklarını bile bile, içinde bulundukları toplumsal çürümenin farkında değildir.
Tacizcilere sinsice kalkan olan “koruyan” bu soytarılar yüzünden mağdurlar suskunluğa mahkûm edilmekte, kendilerini ifade etmekten bile korkar hâle gelmektedir. Suçlu psikolojisine girmektedirler Çünkü karşılarında suçluyu değil, tacize uğrayanı yargılayan bir güruh vardır..
“Ne giyiyordu ?”, “O saatte orada ne işi vardı?”, “Belki yanlış anlaşılma olmuştur” gibi sorular, mağdurun yarasına tuz basmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Sorun yalnızca tacizcilerde değil, onları bilerek bilmeyerek korumaya çalışan zavallılardadır.
Tacizcinin mekanı yok, her yerde olabilir: Bazen ailenin içinde, bazen iş yerinde, bazen sosyal çevrede, bazen de ne yazık ki güç ve otoritenin bulunduğu alanlarda. İşte bu konumlar, tacizciye bir tür “dokunulmazlık zırhı” bile giydirir.
Bir toplumun medeniyet seviyesi; kadınların, çocukların ve savunmasız bireylerin ne kadar korunduğuyla ölçülür. Eğer bir toplumda güçsüzler güvende değilse, o toplum ne kadar zengin ya da gelişmiş olursa olsun medeni sayılamaz. Şiddete ve tacize sessiz kalıp mağduru suçlayan, tacizcileri çeşitli bahanelerle aklamaya çalışan herkes, bu çürümüş düzenin bir parçasıdır..
Unutulmamalıdır ki tacize karşı verilen mücadele, insanlık onurunu koruma mücadelesidir. Bu mücadelede sessiz kalanlar, dolaylı olarak tacizcilerin safında yer alırlar. Ancak tarih, günü geldiğinde yalnızca tacizcilerden değil, onları savunan soytarılardan da mutlaka hesap soracaktır.
26-01-2026 / Serhat Ozar