SUNİ GÜNDEMLER İÇİNDE YOZLAŞIYORUZ!
Sabahtan akşama partilerin dalaşını takip ederek günleri geçirmekteyiz. Gündemi oluşturan üç unsur; Saray, AKP ve CHP…
Sarayın esas çocuğu her gün konuşuyor.
AKP, kendisi sütten çıkmış ak kaşık misali, her gün CHP’nin yerel yöneticilerini yolsuzlukla, hırsızlıkla suçluyor!
CHP, kendini temize çıkarmaya uğraşıyor; İktidar kanadının suçlamalarını boşa çıkarmaya çaba gösteriyor; ‘erken seçim’ çağrısını sürekli gündemde tutuyor; oy yüzdesini 32’lere taşımakla iftihar ediyor; iktidarın oylarının yüzde 28’lere düştüğünü hatırlatarak, ‘28’le seni orada oturtmayız!’ diye reste rest ile cevap veriyor. Bütün bunların yanı sıra, CHP, kendi içinde de kavga veriyor. “Ağacın kurdu içinde olur” misali, yeni yönetim ile yönetim dışında kalanların mide bulandırıcı mücadeleleri partiyi yıpratıyor. Yıpratmak ne kelime, partinin iflah olmaz bir şekilde bölünmesi tehlikesini yaratıyor.
Bu kakofoni içinde, parti dalaşı içinde, iktidar muhalefet bilek güreşi seremonisinde; enflasyon artıyor muş, işsizlik tırmanıyor muş, iflaslar artıyor muş, kepenkler kapanıyor muş, fabrika bacaları tütmüyor muş, alım gücü düştükçe düşüyor muş, muşmuş da muşmuş. ‘Açlık sınırı’ halkın büyük çoğunluğunun yaşam biçimi olmuş, ‘yoksulluk sınırı’ ise, ancak bir ailede 4 çalışan bulunursa ulaşılabilecek gelir seviyesi olmuş, bir kişinin aldığı ücret ev kirasını karşılamaz olmuş… Olmuş da olmuş ama hangi partinin gündeminde, hangi yüksek gelirli yöneticinin umurunda! Varsa yoksa halktan kopuk bir iktidar mücadelesi…
M. Cervantes’in Donkişot romanını okuyanlar hatırlayacaktır. Orada üç devle savaşıyoruz demektedir kahramanımız Donkişot. Günümüzde bizim uğraştığımız üç dev; saray, akp, chp iken, Feodalizmden kapitalizme geçiş aşamasını anlatan ve Edebiyat dünyasının ilk büyük romanı kabul edilen ‘Donkişot’ta üç büyük uğraş alanı; Adaletsizlik
Korku ve de
Cehalet
Başlıklarında toplanmaktadır. Üzerinden 400 seneden fazla zaman geçtiği için, o günlerin sorunu olan; Adaletsizlik, korku ve cehalet yenilmiş, tarihin sayfalarına gömülmüştür herhalde! Diye düşünebilir miyiz dersiniz?
Hele bir bakalım;
Üç devle savaşıyoruz diyordu Cervantes’in yarattığı soyut kahraman Donkişot!
Hemen akla gelen, Donkişot ‘un yel değirmenine saldırı düzenlediği sahne oluyor.
Yel değirmeni somut nesne. Oysa Donkişot’un düşünce dünyasında yarattığı dev ise soyut nesne! Hayal âleminde her türlü zorluğun üstesinden gelmek mümkün; soyut nesneleri yenmek- bu, Davut peygamberin alt ettiği tek gözlü dev de olabilir, tarih öncesi yaşamış dinozor da- düşünce dünyasında mümkündür. Zaten masallar da bu şekilde kurgulanmış, parmak çocuk, cüceler ülkesinin sultanı olmuştur.
Düşüncemizde var ettiğimiz dev gibi başa çıkılmaz zorluklardan olan adalet kavramı da, ‘korku ‘ ve ‘cehalet’ kavramı da soyut kavramlardır.
Kahramanımız Donkişot, devle savaşıyorum diye saldırdığı yel değirmeninin, rüzgârın gücüyle dönen kanatlarına takılınca kıçının üstüne oturur. O anda soyut düşünce, yel değirmeninde somutlaşmış, nesnel varlığa dönüşmüştür. Cesaret ve cesaretsizlik de pratik bir olgu karşısında ancak somut bir varlığa kavuşabilmektedir.
Adalet ve adaletsizlik de, soyut kimliğinden arındırılarak ete kemiğe büründürülmüş ve nesnel bir obje olarak karşımıza çıkmadıkça, düşünsel bir olgu olarak kalır. Şöyle ki; insanlık tarihinde bir elinde kılıç, bir elinde terazi tutan, gözleri bağlı- gözbağı orada, Yunan mitolojisindeki bakire hukuk tanrıçası ‘Themis’in adalette ayrımcılık yapmadığını, herkese eşit davrandığını simgeler- hukuku, adaleti ya da adaletsizliği bu figür üzerinden anlaşılır kılınmıştır. Kapitalist dönemde para sermaye gücünün hâkimiyeti, bakire adalet tanrıçasını da bozmuştur ya! Onu da sonra anlatırım.
Korku;
Şimdilik biz dönelim konumuza: soyut düşünce âleminin somutta nesnellik boyutuna ulaşmasına. Adaletsizlik devinden sonra gelen ‘korku ‘ kavramı her türlü canlının sahip olduğu tamamen duygu yüklü bir olgudur. Her insan korku duygusunu taşır. Bunu belli edip etmemek maharet gerektirir sadece. Korkularını bastırabilirsen, korktuğun olguların, olayların üstesinden gelebilmekte daha önemli bir adım atmış olursun hepsi bu! Korku da sevgi gibi, şefkat gibi sonradan öğrenilen bir duygu çeşididir. Korkuyu yenmek de yel değirmenini yenmek gibi oldukça pratik isteyen, cesaret isteyen bir bireysel mücadele biçimidir.
Cehalet;
Gelelim üçüncü dev olan cehalet ile savaşa. O ki, Donkişot, sevgili yaveri, yol arkadaşı, yoldaşı Sancho’ya bunu söylerken, atı Rosinante ‘nin üzerinden arkaya doğru dönüp, şark kurnazı olarak gördüğü, cehaletin cisim bulmuş hali Sancho’nun gözbebeğine bakıp konuşmayı ihmal etmemiştir.
Cehaleti yenmek, mücadeleler arasında en çok zaman alıcı bir mücadele biçimidir. Yüzlerce, binlerce yel değirmenine birden saldırmakla eşdeğerdir.
Cehalet, milyonlarca yılın insanoğlu üzerinde bıraktığı tortudur. Din gibi insanlığı saran korku yumağıdır. Bencillik gibi, toplum içinde yaşarken, toplumsal düşünceden ayrışan bireycilik gibi, egosantrik bir durumdur. Celebin sopasına göre yürüyen koyundur. Önde yürüyen koyunu takip ederek yaşamını sürdüren, düşünmekten, sorgulamaktan azade bir varlıktır.
Daha iki gün önce yaşanan, sosyal medyada paylaşılan bir olayı hatırlatarak, yazımıza son noktayı koyalım; Van’da bir koyun sürüsü, öndeki koyunun uçuruma düşmesi sonucu, diğerlerinin de ne hikmetse onu takıp ederek 333 koyunun birden yardan uçması, telef olmaları halidir.
Cehalet ile koyun sürüsünü özdeş kılmak da bu olsa gerek!
Sedat PAMUK, 10.09.2025, Tatlısu