EVRENİN CEHENNEMİ DÜNYADA MI Dünya , güneşten koptuğu zaman, bir ateş topuydu; savruldu, bir yön buldu. Döndü döndü , soğudu taş oldu, toprak oldu. Üzerini, tabaka tabaka atmosfer sardı. Ama güneşten belli bir uzaklığa gelince, alıp başını gitmekten vazgeçip o muhteşem ateşin çevresinde dönmeye başladı.
HZ ADEM, cennetten kovuldu, dünyaya geldi peygamber oldu. Cennetten kovulanın yeri cehennem olması gerekmez miydi ? Yoksa; yarım aklım, cahil kafam bana yine şaka mı yapıyor? HZ ADEM , HAVVA ANA ile aşk yaşadı. İnsan türü çoğalıp yayılmaya başladı. Ama , bitkiler ve hayvanlar, ondan önce dünyaya gelip yerleşmişler ve cesetleriyle, dışkılarıyla dünya toprağını zenginleştirmeye, kendi yaşam alanlarını daha iyi yaşanılır hale getirmişlerdi bile. Yerkabuğu zamanla yaşlanıyor, yaşanmaz hale geliyorsa da; dünya şöyle bir silkeleniyor, fırtınalar kopuyor, depremler oluyor , yağmur , sel derken dünya kendini tazeliyordu. Bu haller ritüele dönüştü. Günümüzde de sürüp gidiyor. Dünya toprağını zenginleştiren gübre ve leş! Bu toprak fakirleşirse vay halimize. Yani; bütün canlılar el ele verip dünyaya hizmet olsun diye ha babam yiyor, içiyor,dünyanın içine ediyoruz. Dünya, yemek içmek ve çıkarmak için uygun yer. Cennet’ de yiyip çıkaran atılıyor. En gelişmiş canlı insan türü ise, her ne kadar yediklerini hazmedip dünyaya bıraktığı pislik bir işe yaramasa da yer Kabuğunu ve atmosferi kirletip tüketmekte başı çekiyor. Ardarda fabrikalar yapıyor, silah üretiyor, plastik üretiyor , zararlı bakteri üretiyor. Zarar vermede, hiçbir varlık onun hızına yetişemiyor.
HZ ADEM kuralları çiğneyip o yasak meyveyi yemeseydi, daha doğrusu HAVVA ANA’ nın cazibesine kapılmasaydı, elmayı yiyip altına edip cenneti kirletmeye kalkmasaydı, o güzelim ortamdan kovulmazdı. Dünyaya gelip; çoğalıp çoğalıp bize inanç ve yaşam kapısı açamazdı. İnandığımız; her şeyi bilen, yaratan, düzenleyen, yaşatan, devam ettiren yüce güç, kural dinlemeyenleri göndereceği bir planeti evrene bırakmayı uygun görmüş demek ki! Bu planette, yemek ve çıkarmak serbest. Dünya evren’in, WC si. Tabii işin doğası gereği; çok yiyen çok çıkaracak. Ha, biz de bu gidişatın gereği, dünyaya cezamızı çekmek üzere geliyoruz. Gelişimiz ayrı, gidişimiz ayrı seremoni… Yediğimiz kadar da çıkarma hakkımız var yani. Dünyayı sömürenlerin etrafa saçtıkları pislik de yedikleriyle doğru orantılı olacak. Siz ,hiç bir garibanın çevresine çok büyük zarar verdiğine şahit oldunuz mu? Bombayı yapan da zengin , attıran da!
Yarım aklım; çapına bakmıyor; soruyor, sorguluyor. Birileri aç açık, tepesine bombalar yağıyor ölüyor, öldürülüyorken, başka birileri zevk sefa içinde yaşıyor… Aç açıkların çektiği ceza ortada ama; zevk sefa içinde yaşamanın, cezası neresinde? Diyebilirsiniz… Haa! Bakın o işin görünen tarafı olabilir. Milyarlarca doları saymak, korumak, değerlendirmek kolay olabilir mi? Onca garibanın açlık ve sefaletini göre göre tepelerine yumruk indirmek, masum insanları eziyetle öldürüp topraklarına plazalar, kumar merkezleri açmak, bunları düşünmek, kurgulamak, hayata geçirmek insan bedeninde bir canlının kolayca yapabileceği şeyler mi? Hadi diyelim ki yaptı! Sonun da geberip aynı yere gideceğini, her an bir kör kurşuna hedef olabileceğini, garibanı öldüren amansız hastalıkların birgün kendi yakasına da yapışabileceğini düşünemiyor olabilir mi? Bunları bilen, düşünen varlığın duyacağı zevk sefadan hayır gelir mi?
Bütün bu kötülüklere alet olmak , ceza değil de ne? Aç yatmak kötü de; çok yemekten şişip patlamak, hazımsızlıktan kıvranmak çok mu iyi? Yoksa bunların hepsi, züğürt tesellisi mi? Ayy! Vallahi biraz daha düşünsem, aklımın diğer yarısı da beni terkedecek… Arafta kalacağım!
ARAFTA KALMAK MI DEDİM BEN! DEDİM YA! HEM DE YAZDIM! YALAN DÜNYA SENDEN BEZDİM! İYİ Kİ DE KALICI DEĞİLİM BU DÜNYADA! İYİ Kİ DE AKLIM YARIM! İYİ Kİ DE YAZDIKLARIMI OKUYAN, ANLAYAN, HAK VEREN VE KARŞI DURANLAR VAR! ULVİYE KARA AKCOŞ /BANDIRMA