Son Cesur Yürek Prof.Dr. Yalçın Küçük’e Saygıyla Minnetle..

Büyük Türk düşünürü, araştırmacı yazar, akademisyen Prof. Yalçın Küçük vefat etti.

Benim gözümden baktığımda Profesör Yalçın Küçük Türkiye’nin en büyük entelektüel akademisyeniydi.

Türkiye’nin aydınlanması için verdiği tüm emekler için şükranla anacağız . Devri daim yolu ışıklarla olsun. Onun kitaplarını okumadan Türkiye’yi, insanını , yakın tarihini ve dünyayı anlamanız olanaksızdır. Ordinaryus seviyesinde Marksistti ancak şahsına mahsus eleştirel polemikçi bir yaklaşımı vardı .

Müthiş bir üslupla Atatürk ve devrimleri hayranı olduğunu hiç gizlemedi. DDR3Atatürk’ün millet olarak oluşturduğu Türk halkına dayattığı aydınlanma devrimleri diyalektiğinde sosyalist halkçı yolun, feodal güçlerce engellenerek zaman içinde devrimlerin çizgisinden nasıl saptırıldığının net tespitini yaptı.

Hayatı boyunca mücadelesini Marksist çizgide Türkiye’de sosyalist bir yönetim kuruluşu yolunda, büyük özgürlük bedelleriyle verdi.
Biyografisini merak ederseniz kolayca Wikipedia da özetle okuyabilirsiniz, ancak bir insan hayatına sığmayacak kadar dolu dolu yaşayarak mücadele ederek üreterek yaşamış bir dehanın yolculuğu sizi sarsacaktır. Kitaplarını okuyabilirseniz daha çok sarsılacaksınız.

Yalçın Küçük’ün şükür olsun ki; son yıllarında medyada canlı yayınlarda sık sık izleme şansımız oldu ve her programında yansıttığı tek somut eylemsel duruşu İSYAN’dı. Evet olan bitenlere ve bunu izleyerek seyredenlere isyan! Gerçek niyetlerden habersiz sürüleştirilmiş kitleye İSYAN. Toplumun medya yoluyla niyetlere manipüle edilmesine karşı devrime isyan.
Nitekim kimisi tuğla gibi kalın onlarca kitabında on binlerce satırında hep saklanan gerçekleri belgeli dipnotlarla ifşa etmeye çalışmış gerçeklerin görünenlerden çok daha farklı olduğunu iletmiştir.


Türkiye çok büyük bir entellektüel beynini yitirmiştir. Tabiidir ki yaşlıydı (83)ve doğa yaş olarak ancak bu kadarına izin vermiştir.


Hep itirazı vardı. Her kitabında her söyleşisinde her programında itirazlarının çığlığını duyabilirdiniz.
Bu nedenle Türkiye yalnızca bir akademisyeni değil; aynı zamanda bir itiraz geleneğini, bir entelektüel meydan okumayı ve her türlü olumsuzluğa rağmen direnen Marksist bir ruhu uğurluyor.

Son yıllarında neredeyse tüm yayın organları ona kapatıldı evet yandaş dediğimiz kanallarda, candaş dediğimiz muhalif kanallar da onu vitrine koyma konuşturma cesareti gösteremedi. Çünkü hiç bir sansüre boyun eğmiyordu. Bu yüzden..
Yalçın Küçük’ün vefatı, sıradan bir ölüm haberi olarak geçiştirilemeyecek kadar derin bir boşluktur.
Bundan sonra onun bayrağını kim alabilir bence görünen bir isim yok ancak mutlaka olacaktır diye düşünüyorum.
O, yalnızca yazan konuşan değil yazdıklarıyla huzursuz eden, rahatsız eden, yerleşik kabulleri sarsan bir figürdü. Türkiye’de Marksizmi salt teorik bir çerçeve olarak ele almak yerine, onu memleketin somut gerçekliğiyle yoğuran nadir isimlerden biriydi. Ben Marksist pratiği somut örneklerle ondan öğrendim. Doğu sorununu onun tahlilleriyle anlayabildim. Zordu okumak bilgi birikim gerektiriyordu ama öğrenmeye teşvik ediyordu bu yüzden de hiçbir zaman “konforlu” bir düşünür olmadı.
Küçük’ün Marksist tavrı, klasik kalıplara sıkışmayan bir özgünlük taşıyordu.

O, Batı kültürü kalıplarını ezberleyen değil; Türkiye’nin tarihsel, sınıfsal ve siyasal dinamiklerini düşüncesiyle yeniden dizayn ederek önümüze koyuyordu. Düşünün DEVGENÇ ‘in kurucu başkanıydı. 68 kuşağını örgütleyen Fikir Kulüplerinin de kurucusuydu. Ama işte gelin görün ki ; yeni nesiller geldikçe hem sol içinde tartışmalı oldu “kafayı yemiş huysuz ihtiyar” yaftası takıldı zaten sağın hedef tahtasından ise hiç inmedi MİT’le bağlantılı dendi ,çıplak ve cesur yazıları konuşmaları bazı kişilere dokunuyordu Kılıçdaroğlu haindir dedi ve belki de onu “Yalçın Küçük” yapan tam olarak buydu: Hiçbir yere tam olarak ait olmamak, ama sözünü isyan ederek söylemek.
Türkiye’de saklanmış gözlerden kaçırılmış derin gerçekleri kitaplarında afişe etti. Türkiye’nın kuruluşunu dizayn eden sabetayları deşifre etti.
Yazdığı her metinde bir hesaplaşma vardı. Devletle, sermayeyle, işbirlikçi aydınlarla, hatta kendilerini sol diye yutturanların kendisiyle.. Onun kaleminde ideoloji, soyut teorik bir alan değil; çatışmanın, gerilimin ve çelişkinin içinden geçen canlı bir organizmaydı.Praksisti yani. Bu nedenle Küçük’ü okumak, çoğu zaman yalnızca bilgi edinmek değil, aynı zamanda bir zihinsel mücadeleye girmekti çünkü bindirilmiş bilgilerle donatılmış bilgilerimize düşüncemize çoğu zaman ters gelen satırlarını okumak büyük sabır isterdi. .
Siyasi duruşu ise netti: Anti-emperyalist, devletçiliği sorgulayan ama aynı zamanda ulusal kimliğin dinamiklerini de göz ardı etmeyen ortodoks Marksist çizgi… Bu karmaşık gibi görünen yaklaşım, aslında Türkiye’nin çelişkilerinin bir yansımasıydı. O, bu çelişkileri örtmek yerine açığa çıkarmayı tercih etti.
Elbette eleştirildi. Sert bulundu, zaman zaman uçlarda gezdiği söylendi, hatta kimi görüşleri nedeniyle yalnızlaştırıldı.Bu yalnızlığı bilgi birikimiyle kimsenin başa çıkamayacak kadar yüklü olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak o, geri adım atmadı.Karşı devrimcilerin suyuna hiç gitmedi. Fetö döneminde 80 yaşında iken 22 yıl ceza yedi. Düşüncenin bedel ödemeyi gerektirdiğini bilen bir kuşağın temsilcisiydi. Yazdı, konuştu, yargılandı ama susmadı.
Bugün ardından yazarken şunu kabul etmek gerekiyor: Yalçın Küçük gibi bir kişilik bir daha gelmez.. Yalnızca bilgiyle değil, cesaretle var olabilmek büyük bedeller vermek gerekiyor bugün için Türkiye’de düşüncenin ifade edilebimesinin bedelini ödemeyi göze alabilecek yürek yok. Bu yüzden onun bıraktığı miras daha da anlam kazanıyor.
Onun mirası, okuyucusunu düşünmeye zorlamaktı. Dialektikti..
Şimdi geriye, tartışmalarıyla, polemikleriyle, kitaplarıyla ve en önemlisi de inatçı düşünce ısrarıyla bir Yalçın Küçük portresi kaldı.
Bir de aşağıda vereceğim listedeki kitapları.
Hiç bir kitabı zamana yenilmeyecek kalitede bu yüzden
Bazı insanlar ölmez ve tez, anti-tez ve sentez tartışma devam eder.

06-04-2026 / MEHMET LEVENTOĞLU /BANDIRMA

YALÇIN KÜÇÜK KİTAPLARI

100 Soruda Planlama Kalkınma ve Türkiye (1971) (yeni basım: Planlama Kalkınma ve Türkiye, 1975, 1978)
Endüstrileşmenin Temel Sorunları: Sovyet Deneyimi, 1925-1940 (1975)
Türkiye Üzerine Tezler I (1978)
Türkiye Üzerine Tezler II (1979)
Bir Yeni Cumhuriyet İçin (1980)
Seçme Teknik Çalışmalar (1981)
Aydın Üzerine Tezler, 1830-1980 (1984-1987) (5 cilt)
Bilim ve Edebiyat (1985)
Quo Vadimus-Nereye Gidiyoruz? (1985)
Türkiye Üzerine Tezler III (1986)
Küfür Romanları (1986)
Estetik Hesaplaşma (1987)
Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu (1987)
İtirafçıların İtirafları: TKP Pişmanları (1988)
Bir Soran Olursa (1987)
Yirmi Bir Yaşında Bir Çocuk: Fatih Sultan Mehmet (1987)
Kurtuluş Yazısı (1988) (Çelik Bilgin ile birlikte)
Türkiye Üzerine Tezler IV (1989)
Davalarım (1989)
Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar (1989)
Kürtler Üzerine Tezler (1990)
Türkiye Üzerine Tezler V (1991)
Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Çözülüşü (1991)
Emperyalist Türkiye (1992)
Marksist Damar (1992)
Kürt Bahçesinde Sözleşi (1993), (Abdullah Öcalan ile söyleşi)
Bir Dikine Ülke (1993)
Dirilişin Öyküsü (1993) (Abdullah Öcalan ile söyleşi)
Yürüyüş (1996)
Bakış (1996)
Tarihçe (1997)
Sicil (1997)
El Kitabı (1997)
Sol Marksizm (1998)
Aydınlık Zindan (2000), (Bilgesu Erenus ile birlikte)
Tekelistan (2000)
Sırlar (2001) (ikinci cilt: 2002)
Şebeke: Network (2002) (genişletilmiş basım: Şebeke-Network 1, 2004)
İsimlerin İbranileştirilmesi/Tekelistan 1 (2003) (2 cilt)
Tekeliyet 1 (2003)
Tekeliyet 2 (2003)
Putları Yıkıyorum – Önsözler 1 (2004)
İsyan 1 (2005)
İsyan 2 (2005)
Türkiye Büyülü Hapishanem (2005)
Gizli Tarih 1 (2006)
Ders 1: Küçülme Savaş (2006)
Devlet ve Hürriyet (2006)
Caligula: Saralı Cumhur (2007)
Sol Müdahale (2007)
Aforizmalar (2008)
Epilepsi ile Orgazm: Mediko-Politik (2008)
Çöküş (2010)
Haberci (2010)
Fitne (2010)
Hasta Despot (2010)
Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları (2011)
Atamanoğlu Fatih (2012)
Çıkış – Ansiklopedi 1 (2015)
Çıkış – Ansiklopedi 2 (2015)

108
A+
A-