Geçtiğimiz günlerde ekranların tanıdık siması Dr. Osman Müftüoğlu dikkatimi çeken bir kavramdan bahsetti: “Yaş Alanabilir Şehirler.”
Kelime oyunu gibi görünebilir ama derinliği büyük.
“Yaşlanmak” bir kenara itilmeyi, paslanmayı ve evlere hapsolmayı çağrıştırırken; “Yaşalmak”, her yeni yaşın tadını sosyal hayatın içinde, güvenle ve keyifle çıkarabilmektir.
Peki, biz Bandırma olarak bu kavramın neresindeyiz?

Yaşlıların sadece park köşelerindeki banklara mahkûm edilmesi, modern belediyecilik anlayışına sığmaz. Müftüoğlu’nun da vurguladığı gibi; belediyeler yaşlılara sadece “bakmakla” değil, onları “yaşatmakla” yükümlüdür.
Bandırma, hızla gelişen bir sanayi kenti olmanın faturasını maalesef yeşil alan fakirliği ile ödüyor.
Yetmezmiş gibi mevcut alanlar da beton yapılaşma olsun diye satılığa çıkarılabiliyor.
Şaka gibi ama gerçek.
Gençlerimiz enerjilerini ifade edecek spor tesislerinden mahrum . Onlarca çeşit spor aktivitesi var ama bunları gençlik için dizayn edecek mantalite ne atanmış İlçe Spor Müdürlüğünde ne de seçilmiş yerel yönetimde var . Net bunu görüyoruz . Bildiğim kadarıyla paralı futbol okullarından başka gençlerimize hitap edecek sosyal alan yok.
Çocuk parklarındaki renkli kaydırakları saymıyorum.
Başkan Mirza önceki döneminde Tenis girişimi başlatmıştı. Yediden yetmişe oynanabilen ailecek arkadaşlarla sosyalleşilebilen bir spor alanı girişimi mesela ne oldu?
Gele gele sadece yüksek gelirli kesime hitap edebilecek bir dernek çatısıyla özel kulüple rant alanına dönüştürüldü o kadar.
Yani iyi niyetle başlanan girişimler sessiz sedasız kısa sürede kişisel rant beklentilerine alet edilebiliyor.
Öte yanda Paşakent’te Belediyenin; işte çevre sakinleri de yararlanır spor yapar hatta yüzebilir diye bedava ücretle kiraya verdiği yerde yapılan kapalı spor tesisi de kısa sürede kişisel ranta dönüştürüldü ve maşallah astronomik ücretlerle seçilmiş üye misafir kabul ediyor.
Yani neresinden bakalım bilemedim. İnsanımızın genel beceriksizliğimizden mi ,hakkımızı aramayı talep etmeyi bilemediğimizden mi?
Emekli olmuş vaktinin çoğunu dışarıda, nefes alarak geçirmek isteyen yaşlılarımız ve engellilerimiz. Mevcut yapıda; dik yokuşlar, dar kaldırımlar ve sadece tüketime dayalı mekanlara mahkum edilip üzerinden rant elde edilen engelli bireylerimiz. Gördüğümüz yaşadığımız kısır döngü bu.
Yaşlılık zor bir dönem .Yaşlılar için sosyal alan dendiğinde akla sadece sahil bandında bir tur atmak oturup çay içmek gelmemeli. Kaliteli zaman geçirmek;her zaman üretmekle güzeldir hem zihinsel hem bedensel hem de ruhsal bir doyumu kapsar. Doğrusu Bandırmalı kadınlar bu konuda kahvelerde pinekleyen yaşalmış erkelerden becerikli.
Bandırma gibi rüzgarı sert, sosyal dokusu hareketli bir şehirde, yaşlıların dört duvar arasından çıkıp hayatın içine karışmasını sağlamak yerel yönetimin ve bağlı kurum olarak Bandırma Kent Konseyi’nin üzerinde proje yapması gereken konulardır. Yerel yönetimde duyduğuma göre bin kişi çalışıyormuş. En azından yakın yabancı komşu ülkelerde ,kardeş şehirlerimizde bu işler nasıl çözülmüş diye bakacak inceleyecek komisyonlar kurulup çözüm üretecek fikir verecek kimse çıkmıyor mu?. Belediye bütçesi hep sadece maaş ödemelerine mi tahsis edilecek ya da ne bileyim lokanta açarak fırın açarak kafe açarak mı belediyecilik yapılacak.
Her yerde her mahalle de kafe açtık diyelim bitti mi ?
Sadece oturup çay içmek bir süre sonra yalnızlık hissini tetikler. Kaliteli zaman, “hala bir şeyler yapabiliyorum” duygusuyla pekişir.
Bandırma ve çevresi doğal güzelliklerle tarihi yerlerle dolu. Ancak emekli ve engelli bir birey için mesela Manyas Kuşcenneti’ne gitmek ya da Kapıdağ’ın havasını solumak aynı zamanda bir lojistik kriz demek. Nasıl neyle kaç paraya gideceksin yemek içmek ihtiyaçlar vs.. Erdek Bandırma’nın banliyosu kenar mahallesi diyoruz ama gezmeye gitmek bile ateş pahası , kamu taşımacılığına bile çözüm üretemeyen halkçı belediyelerimiz var?
*
Beton yığınları arasında nefes almaya çalışan yaşlılarımız için yeşil alan, tıbbi bir reçete kadar kıymetlidir.
Bandırmalılar yaşamın sıkıntılarını çekerken bir nefes rahatlamak eğlenmek hakkı var. Eğlence deyince meyhaneler ve meydanda yüksek katlardaki ışıklı kapalı yerler mi aklımıza gelmeli?.
Şehrin en değerli noktasını ‘demir yığınlarına’ mahkûm etmek marka değerimiz için geçici bir gelir kapısıydı? Kalıcı oldu. Cin çukuru olsun, yıkılmış çocuk sarayı yeri olsun yüksek kapasiteli otoparklar da gelir getirir , yapılması için daha ne kadar beklemeliyiz. Onca araziler satılırken bu projelere de örneğin her satılan yerden belli bir yüzde kaynak ayırılamaz mı? Halk artık alanda araç değil, sosyal hayatı eğlenceyi sosyal rehabilitasyon yaşam merkezi olarak görmek istiyor.
Özellikle son zamanlarda ülkemizde yaşanan ve hepimizi derinden sarsan toplumsal elim olayların yaşanmaması için gençlerimize doğanın bahşettiği enerjilerini doğru kullanmak için ekran başında ceplerle zaman harcamakla değil, toprak kokan parklarda yürüyüp, ve özgürce koştukları spor yaptıkları bahçelerde güneş ışığı ve doğada var olmanın mutluluğunu hissedebilir..
22-04-2024 /BERKAN KOZAN /BANDIRMA