Çimento – Gladkov

ÇİMENTO – GLADKOV

“Gladkov, Sovyet edebiyatının nirengi noktalarından birini teşkil eden dev çaptaki bu romanında, Gleb ve Daşa gibi ihtilal potasından geçmiş kahramanların aracılığıyla Rusya’nın ihtilal sonrası sosyal anatomisini çizmektedir.”

“Edebiyat tenkitçileri tarafından göklere çıkarılan ve yazarına enternasyonal ölçüde büyük bir ün sağlayan Çimento, ‘en çok beğenilen 20 Sovyet romanı’ arasında yer almıştır. Avrupa’nın bütün dillerine çevrilmiş olan bu büyük eser satış rekorları kırmış, yalnız Fransa’da 5.000.000 satılmıştır.

Çimento, Türkçeye ilk olarak 1968 yılında çevrilerek basılmış, sonraki baskılarında roman, “Fabrika” adıyla da yayımlanmıştır.”

1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi sonrası, sular durulmamıştır ve Bolşevik olan Kızıl Ordu taraftarları ile devrime karşı çıkan, meşruti burjuva düzeninin savunucuları arasında yoğun bir iç-savaş yaşanmaktadır. Roman da tam bu iç savaşın yaşandığı 1920 ila 1921 yıllarındaki kurulmakta olan “yenidünya düzeni ”nin, atıl kalmış bir fabrika etrafındaki insan ilişkilerini anlatmaktadır.

Çimento fabrikasında sıradan bir çilingir ustası olarak çalışmakta olan Gleb, Bolşevik yanlısı olduğu iddiasıyla Düzen ordusu – Beyaz Ordu – tarafından tutuklanır. Ağır işkencelerden geçirilir. Kendisiyle birlikte işkence edilen üç arkadaşı, kurşuna dizilerek idam edilirler. Gleb de işkenceler sonucunda soluksuz bir şekilde yatarken, öldü zannedildiği sırada, oradan güç bela kaçmayı başarır ve genç karısı Daşa tarafından saklanır. Kusa bir süre sonra, evde yakalanmamak için dağa kaçarak, orada yaralarının geçmesini bekler ve bir şekilde Kızıl ordu saflarına katılarak, Kazaklara karşı düzenli orduda savaşır. Cephede bir alaya kumandanlık eden Gleb, üç sene savaştıktan sonra, Devrimin başarılmasında yararlılık göstermiştir. Göğsüne takılı bulunan bir madalyalı komutan olarak, cepheden ailesinin yanına gururla geri döner. Lakin ıssız bir gecede bırakıp gittiği yuvası dağılmıştır Gleb ’in. Genç karısı Daşa, kocasının yerini söylememek uğruna ‘düzen ‘askerlerince işkence edilmiş, defalarca iğfal edilmiş, ama bir türlü Gleb ‘in nerede olduğuna dair bir şey söylememiştir. Konuşmadığı için işkencede öldürüleceği esnada Fabrika müdürü Kleist tarafından, ben ona kefilim denilmesi sonucu bağışlanmış ve hayata geri dönmüştür. Daşa ‘nın hayatını bağışlatan Kleist, aslında kocası Gleb ve işkencede öldürülen 3 arkadaşının tutuklanmasına sebep olan, fabrikanın en önemli proje mühendislerinden birisidir. Devrim sonrası çalıştırılamaz hale gelen, kıymetli ne varsa çalınan, işleyen aksamları işlemez hale gelen, boruları sökülen, makineleri dahi paslanmaya yüz tutan fabrikayı, tüm yöneticileri terk ederken yaşlı mühendis terk etmemiş, tek başına fabrikanın yönetim odasında, masasının başında beklemektedir. Fabrikayı bırakıp gitmek bir türlü içine sinmez, teknisyen Kleist ’in.

Savaş dönüşü, asker üniforması üstünde, Daşa’yı sevgiyle, hasretle kucaklayan Gleb, Daşa ’nın kendisine karşı çekingen tutumuyla sarılmasına bir anlam veremez. Daşa, 3 yıl önce bırakıp gittiği Daşa’sı değildir artık. Eskisi gibi erkeğinin kollarına atılmak için kabaran yüreğine hâkim olamayıp, her şeye gülmekten başka elinden bir şey gelmeyen tavır içindeki Daşa değildir. Daşa artık pencereleri süsleyen çiçekler konumunda hiç değildir. O, Partinin Kadınlar Kolu’nda görevli, Partiye hizmet aşkıyla yanan bir devrimci militandır. Üç senede çok şey değişmiştir. Tek çocukları olan 3-4 yaşlarındaki kızlarını Çocuk Evi’ne teslim etmiştir ve kendisi sürekli olarak, köylere göreve gitmektedir. Evlerinin önünde Gleb’i üç yıl sonra ilk defa gören Daşa, yine köylere görevli olarak gitmek üzeredir. Gleb’i sevgiyle karşılayıp, sarmaladıktan sonra, hal hatır ve sağlığının nasıl olduğunu sorup, hiç heyecansız bir sesle, Şöyle konuşur; “Yoldaş Gleb, ben Parti’nin Kadınlar Kolundayım ve iki günlüğüne köylere gidiyorum. Anahtar kapının üstünde. Ocağı tutuştur, su ısıt. Çayımız, şekerimiz yok… Ekmeğimiz de… Fabrika ’ya git, yiyecek için yazdır kendini. Fabrika ’da Komiteye yazdır kendini , ayrıca ve ekmek karnesi al. “Gleb, şaşkınlık içinde;

“- Dur be kadın! Hiçbir şey anlamadım ki bu işten. Ben ne zamandan beri “yoldaş” oldum, söylesene! Eğer yanlış eve geldiysem onu da söyle, bileyim!” diyerek şaşkınlığını ve öfkesini dillendirir.

İlerleyen günlerde de Daşa ‘nın Gleb’e karşı tutumunda bir değişiklik olmaz. Hep bir mesafeyi koruma vardır. Gleb, kafasının içinde düğümlenen soruları çözmek için, baş başa oldukları bir gece sorar Daşa ’ya; “- Daşa, anlat bana şu işi… Savaştaydım ben. Durmadan döğüştüm hem de. Başımı dinleyecek tek dakikam olmadı, şöyle uyuyacak tek bir saat bile ayıramadım kendime. Hep evime dönersem… Diyordum. Döndüm işte. Dile kolay, Daşa, üç yıl var ki sana hasretim.”

“Bu sözler değiştirmedi Daşa’yı. Demin odaya girdiğinde nasılsa yine öyle. Gleb’e hiç bakmıyor konuşurken. “

“- Evet, üç yıl oldu.”

“- Üç yıl oldu. Ve sen dönüşümden hiç memnun görünmüyorsun. N’oldu sana, Daşa? Ayrıldığımız geceyi hatırlıyor musun? Yaralıydım, dayak yemiştim. Toparlanacak vaktim bile yoktu. Samanlıkta nasıl bakmıştın bana, nasıl sarmıştın yaralarımı, unuttun mu? Ben giderken ağlıyordun. Şimdi neden bu kadar katısın? “

“- Doğru. Katıyım şimdi. Evin kadını değilim artık. Başka bir insan oldum.”

“- Ben de bunu söylüyorum zaten.”

“- Eski günleri, evimizi unuttum artık. Pişman değilim ama. O zaman küçük bir budalaydım, Gleb.”

“- Evimiz n’oluyor? Nerde kuruyorsun evimizi? Bu fare yuvasında mı?”

“Daşa dik dik baktı ona. Başındaki kırmızı mendili çözdü. Ellerini yumruk gibi şişirerek yaslandı masaya. Masanın örtüsü bile yok. Yağlı, kirli ve kapkara bir tahta yığını.”

“ – Pencerelerde küçük çiçekler istiyorsun, Gleb. Süslü bir yatak istiyorsun. Hayır, Gleb. Yakıt sıkıntısı çekiyoruz. O yüzden de soğuk bir mezbelede yaşıyorum. Şehirde herkes gibi dağıtım merkezinde doyuruyorum karnımı. Bağımsız bir Sovyet vatandaşıyım, görüyorsun.”

“Nişanlılık günlerinde yaptığı gibi yapıyor, bakışlarını kaçırıyor Gleb ’ten. Baş eğmeyen, güçlü ve kendi durumunun bilincinde olan bir kadın o, artık!”

Gleb, Daşa ‘nın eski sevecen, tek çocuklarının sorumluluklarını üstlenen, biricik, sevimli, küçük Daşa’sı olmadığını ister istemez kabullenmek zorunda kalınca, tüm benliğiyle, fabrikanın atıl durumdan çıkarılıp, biran önce çalışır vaziyete gelebilmesi için mücadeleye soyunur. Kendisini ihbar ederek, işkencelere maruz kalmasına sebep olan teknisyen Kleist ile yüzleşir ve biz okurlara, ‘aha! Şimdi onu öldürüp, bütün bu olanlara sebep olan Kleist’i temizleyecek!’ diye düşündürdüğü anda, hiç de öyle olmayıp, Kleist’i affeder, Gleb. Ona der ki; “Sen Daşa’yı ölümden kurtardın ve çok tecrübeli bir mühendissin. Değerli bir kafanız, altın değerinde hünerli elleriniz var. Senin bilgi ve becerin ile biz bu ölmüş olan fabrikayı canlandırıp, üretime dâhil edebiliriz.” Ve öyle de oluyor. Fabrikayı üretken hale getirmek için, hava hattı kurarak dağdan, yakacak odun sevkiyatı sağlıyorlar öncelikle. Bu esnada Kazakların saldırısına uğruyorlar. Dağlarda eşkıyalar ile çarpışıyorlar. Yetmez, Devrim sonrası kurulan yönetimin bürokratik engellemeleri ile mücadele ediyorlar.

Endüstri Bürosu, Planlama Komitesi, Çimento merkezi, Orman Servisindeki yolsuzluklar, Parti Komitesinin durum hakkında bilgilendirilmesi derken, başta Gleb olmak üzere, fabrikanın çalışmasına baş koyan ve yeni dönemin “üretim” sayesinde ayağa kalkabileceğinin bilincini taşıyan bir avuç mücadeleci insan gece gündüz uğraşıyorlar. Bir taraftan da açlık, yoksulluk ve soğuk ile mücadele ediyorlar. En sonunda fabrikanın çalışmasını ve çimento üretmesini gerçekleştiriyorlar.

*Çimento, Gladkov, Çev. Atilla Tokatlı, Sosyal Yay. 1970 Baskı

26.05.2025 Sedat Pamuk, İzmir

244
A+
A-
REKLAM ALANI