Balıkesir’in Tarih Öncesi ve Eskiçağ Dönemi / Mustafa Türk *

Balıkesir’in Tarih Öncesi ve Eskiçağ Dönemi / Mustafa Türk *
upload.php?item=9762

Yerleşme faaliyetlerinin geçmişi, insanlık tarihinin bilinen en erken evresi olan Paleolitik (Eski Taş) döneme kadar geri gitmektedir.

İnsanların avcı ve toplayıcı bir yaşam sürdüğü bu dönemde yerleşim için mağaralar ve korunaklı kaya dipleri kullanılmıştır. Daha korunaklı yer arayışı ya da av hayvanlarının ve toplanabilir yiyeceğin tükenmesi, yerleşim yerinin değiştirilmesini gerektirirken; mağara veya korunaklı kaya sığınağının her yerde bulunmaması ve yaşanılan alanla kurulan bağ, değişimi sınırlayan unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık tarihinin bir sonraki evresi olan Mezolitik/Epipaleolitik Dönem’in (Orta Taş) karakteristik yerleşim biçiminin “yarı göçebe yaşam” olması Paleolitik Dönem’de de yerleşim alanlarının daha çok geçici bir süre için terk edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Taş Çağı’nın son döneminde (Neolitik) verimli ve toprağı işlemesi kolay alanlarda ekilen tarım ürünleri; ekim, koruma ve hasat gibi işlemler için aynı yerde sürekli konaklamayı gerektirmiş, böylece yerleşime uygun bölgelerde önce geçici, daha sonra ise kalıcı barınaklar inşa edilerek Gordon Childe tarafından “insanlık tarihindeki ilk devrim”3 olarak tanımlanan yerleşik hayata geçilmiştir. Kalkolitik dönemin başlarında yaşanan iklimsel değişiklik ve sabanın kullanımı, tarım ürünlerinden elde edilen verimi arttırarak bütün yakın doğuda nüfusun ve yerleşimlerin sayısının artmasına neden olmuştur. Üretim artışı köylerin nüfusunun artmasını sağlamıştır.

Hatta bu dönem, “ileri üretim” veya “gelişkin köy” dönemi olarak da adlandırılmıştır. Bu dönüşüm, yine Gorden Childe’nin ifadesiyle insanlık tarihindeki ikinci devrim olan kenti ortaya çıkarmıştır. Bu tarihten itibaren kent, dönem ve coğrafyaya bağlı olarak kendi içinde bazı değişiklikler gösterse de insanoğlunun en önemli yerleşim biçimi haline gelmiştir. Antik Yunan uygarlığı MÖ. 8. yüzyılda “polis” denilen kent devleti modelini geliştirmiş , Hellenistik ve Roma Dönemleri’nde ise Akdeniz dünyasında bu modelden dönüştürülen iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise hâkim güce bağlı bir kent modeli (pseudo-polis?) ortaya çıkmıştır.

Bu çalışmada yukarıda özetlediğimiz yerleşim tarihinin, Balıkesir merkezi ve çevresindeki durumu aydınlatılmaya çalışılacaktır. Kronolojik sınır, tarih öncesi dönemlerden başlayıp Bizans’a kadar uzanmaktadır. Konunun kaynaklarından biri, arkeolojik araştırmaların sonuçlarıdır. Ancak bölgedeki arkeolojik araştırmalar yeterli düzeyde değildir. Kentlerin adları, konumları, tarihçeleri ve yapıları hakkında bilgi veren antik yazarların eserlerinde de yeterli bilgi yoktur. Yine de hem 20. yüzyılın başlarında tarih öncesi merkezlere yönelik yapılan çalışmalar hem de günümüze ulaşan yerleşim ve nekropol kalıntıları bize birtakım bilgiler sunmaktadır. Ayrıca bölgedeki bazı kentlerin isimleri, antik yazarlardan veya yazıtlardan öğrenilebilmektedir. Bütün bu kaynaklar, ana hatlarıyla da olsa bölgenin yerleşim tarihçesini ortaya koymaya imkân vermektedir.

Balıkesir Merkez ve Yakın Çevresinde Yerleşimin Tarihçesi Balıkesir merkezi çevresi8, yukarıda kısaca özetlediğimiz yerleşik yaşama geçiş sürecinin henüz açık olmadığı alanlardan biridir. Araştırmalar, bölgede Paleolitik Dönem’e ait yerleşimlerin Balıkesir merkezi ile İvrindi ve Manyas ilçeleri çevresinde yoğunlaştığını göstermektedir. Fakat çeşitli el aletlerinden oluşan buluntular yüzey araştırmalarına dayandığı için Balıkesir merkezi çevresindeki Paleolitik yerleşimler konusunda henüz ayrıntılı bilgimiz yoktur. Üstelik buluntular mağaralarda değil genelde geçici yerleşme yerleri olduğu anlaşılan düz yerleşmelerde ele geçmiştir. Aynı durum Neolitik Dönem için de geçerlidir.

Anadolu Neolitiği, Paleolitik Dönem’e göre daha iyi araştırılmış olmakla birlikte, bölgede tespit edilen merkez sayısı şaşırtıcı bir şekilde hem Paleolitik hem de İlk Tunç Çağı’na göre oldukça azdır. Bu durum, uzmanlar tarafından “alüvyal ovalarda yer alan Neolitik yerleşimlerin zamanla dolgu altında kalmış olmasıyla” açıklanmaktadır. Kalkolotik Dönem’de Anadolu coğrafyasında henüz yazı kullanılmamaktadır. Fakat seramik, mimari, heykelcik gibi arkeolojik buluntuların gösterdiği benzerliklerden yola çıkılarak belli kültür bölgelerinin varlığı saptanmıştır. Anadolu Kalkolitiğinin, tespit edilen kültür bölgelerinden birisi de Kuzey Batı Anadolu’dur.11 Ancak bölgede saptanan merkez sayısı fazla değildir. Bu durum, dönemin sonlarında yaşanan yangın ve istilalara bağlanmaktadır.

Sonraki evreyi oluşturan İlk Tunç Çağı’na ait Troia I’in surla çevrili olması, bölgede güvenlik kaygılarının ön plana çıktığını göstermektedir. Havran yakınlarındaki, Karanlık Mağara’da Kalkolitik döneme ait unsurların ortaya çıkması da13 insanların korunaklı alanlara çekilmiş olmasına işaret ettiğinden bu istilaların Balıkesir’in batısını etkilediğinin kanıtı olarak görülebilir. Lakin Balıkesir merkezi çevresinde yoğunlaşan Kalkolitik yerleşimlerin verileri henüz istilayı doğrulayacak durumda değildir. Buna karşın bölgede İlk Tunç Çağı’nda, araştırmacılar tarafından Yortan Kültürü olarak adlandırılan gelişkin bir kültürün ortaya çıktığı görülmektedir. Söz konusu kültür, adını ilk kez tespit edildiği köyden (Yortan)14 almaktadır.

Kültürün günümüze ulaşan en önemli unsurları ise ölü gömme gelenekleri ve seramik kaplardır. Ölüler, etrafı taşlarla desteklenebilen küpler içine “hocker” tarzda konulmuştur. Küpler, yassı bir taşla kapatılan ağızları doğuya bakacak şekilde sırayla dizilmiştir. Ölülerin içine gömüldüğü kaba hamurlu küpler dışında mezar hediyesi olarak konulan çeşitli kaplar ele geçmiştir. Bu kaplar, form ve bezeme açısından kendine has özellikler göstermektedir. Babaköy ve Ovabayındır nekropolleri kültürün Balıkesir merkezi çevresine yayıldığını göstermektedir. Buralarda tespit edilen nekropollerde aynı ölü gömme gelenekleri tespit edilmiştir. Ayrıca Balıkesir çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında İlk Tunç Çağı buluntusu veren pek çok alan da saptanmıştır.

Bu durum, İlk Tunç Çağı’nda Balıkesir çevresindeki yerleşimlerin sayısının ve nüfusunun arttığını göstermektedir. Artışın nedeni de araştırmacılar tarafından Kalkolitik yerleşimlerin uygun koşullar sonucu gelişmesine bağlanmaktadır.18 Yalnız Yortan, Babaköy ve Ovabayındır’da yapılan arkeolojik araştırmalar daha çok nekropollere dair veriler sunmaktadır. Bu nekropollerin yerleşimleri konusunda Ovabayındır’dan elde edilen bilgiler dışında fazla bir bilgi yoktur. Burada avlulu evlerin birinde Kalkolitik Çağ’ın özelliği olan bir çocuk mezarı tespit edilmiştir.

Oysa İlk Tunç Çağı’nda ölülerin tümüyle yerleşim dışına gömülmeye başlandığı bilinmektedir.20 Yerleşimlere dair verilerin azlığı İlk Tunç Çağı sonlarında yaşanan su baskınlarına bağlanmıştır. İleri sürülen teoriye göre; bölgede su kaynaklarının bolluğu nedeniyle yerleşim için kullanılabilecek alanların sayısının fazla olması, höyüklerin yükselmesini engellemiş, dolayısıyla alüvyal ovalarda düz yerleşme özelliği gösteren Yortan kültürü merkezleri su baskınlarından etkilenerek terkedilmiştir. Yapı malzemesinin kerpiç olması da kalıntıların tahribatını hızlandıran önemli bir unsurdur. Bu durum kültürün batı Anadolu’daki diğer Tunç Çağı merkezleri, özellikle de Troia I ve Troia II ile arasındaki ilişkiyi saptamayı zorlaştırmaktadır.

Batı Anadolu Tunç Çağı yerleşmeleri konusundaki bir başka problem ise, yerleşmelerin Ege’nin karşı kıyısı ve Mezopotamya ile ilişkisidir. Troia II’de çömlekçi çarkının kullanılması Mezopotamya ile ilişkinin kanıtı21 olarak karşımızda durmakta ise de Orta Anadolu yerleşmeleri aracılığı ile sağlanmış olması muhtemel bu ilişki, düşük seviyede olmalıdır. Buna karşılık, Batı Anadolu Tunç Çağı yerleşimlerinde karşılaşılan Myken seramikleri22 ile Ege adaları ve Batı Anadolu merkezleri arasındaki mimari benzerlik23 Batı Anadolu’nun Yunan anakarası ile güçlü ilişkisinin kanıtları olarak sunulabilir. Ancak arkeolojik veriler yetersiz olduğu için ilişkilerin iç kesimlerdeki yansıması belirsizdir.

Orta Tunç Çağı’ndan itibaren Batı Anadolu yerleşimleri sönükleşerek, Mezopotamya ile ticari ilişkisi güçlü olan Orta Anadolu yerleşimleri gelişmiştir. Asur Ticaret Kolonileri Çağı olarak adlandırılan bu dönemde Mezopotamya ile kurulan sistemli ticari ilişki, Anadolu’da yazının ilk kez kullanılmasını, dolayısıyla tarihi devirlerin başlamasını sağlamıştır. Buna karşılık Balıkesir çevresinde yerleşimlerin24 zayıflaması aynı zamanda bölgeyi, Demir Çağı başlarında gerçekleşen istilalara açık hale getirmiştir. Nitekim Mysialılar, MÖ. 1200’lü yıllardan sonra Balkanlardan Anadolu’ya geçerek, önce Marmara Denizi’nin (Propontis) güney ve batısına yerleşmiş, daha sonra gerek kendi aralarındaki mücadeleler gerekse de soydaşları Phrygler’in baskısıyla güneye doğru hareket ederek Kaikos (Bakırçay) Irmağı’na kadar yayılmışlardır. Fakat Mysia coğrafyasında bugüne kadar bu halka ait herhangi bir yerleşim ortaya çıkarılamamıştır.

Bunun nedeni Mysialıların, göçebe yaşam tarzlarıdır. Mysialılar, anayurtlarındaki coğrafik koşullara benzer özelliklere sahip iç kesimlerdeki yükseltilerde boylar halinde yaşamışlardır. Bu boyların önceki yerleşimlerle ilişkileri ilk başlarda yağma ile sınırlı olmalıdır. Mevcut yerleşimlerin güçsüzlüğü ve aralarında bir bağ bulunmaması, Mysialılar’a karşı koyamamalarına neden olduğu gibi; Mysialıların kendi aralarında birlik olamaması da yaşadıkları coğrafyanın önce Lydialıların, ardından Perslerin hakimiyetine girmesine yol açmıştır. Her iki krallık da bölgenin kontrolünü stratejik noktalarda yeni baştan kurduğu ya da geliştirdiği kentler üzerinden sağlamıştır. Balıkesir merkezi çevresinde henüz Lydialılar ya da Perslerce kurulmuş bir yerleşim tespit edilememiştir. Ancak hem yazınsal kaynaklar hem de arkeolojik veriler Daskyleion ve Adramytteion’un Lydialılar döneminde geliştirildiğini göstermektedir. Nitekim ilki adını Gyges’in babası Daskylos’dan , ikincisi ise Alyattes’in oğlu Adramys’den almıştır. Her iki yerleşimin, Lydialılar öncesine giden bir geçmişi olmasına rağmen bu dönemde Lydia krallarınca geliştirilerek kent haline getirildiği anlaşılmaktadır. Kıyılardaki boşluk ise Dorların Yunan anakarasını istilasının ardından Ege Adaları ve Anadolu’nun batı kıyılarına yapılan göçlerle, sonrasında ise kolonizasyon hareketleri çerçevesinde kurulan kentlerle doldurulmuştur.

MÖ. 1200’lü yıllarda gerçekleştiği ileri sürülen Deniz Kavimleri Göçü’nün hemen ardından MÖ. 1050-900 yılları arasında Dorların baskısıyla Aioller ve Ionlar Batı Anadolu kıyılarına gelerek sonradan kendi adlarını alacak bölgelere, en son gelen bir kısım Dorlar da Güney Batı Anadolu’ya (Karia) yerleşmiştir.29 Her ne kadar göçlerin iç bölgelere yayılmamasının nedeni, buralarda yaşayan savaşçı özelliklere sahip yerel topluluklara bağlanabilirse de geçimlerini denizden kazanan Hellenlerin bu konuda çok istekli oldukları da düşünülemez. Yani Batı Anadolu toprakları MÖ. I. binyılın ilk yarısında; iç kısımlarda MÖ. II. binyıldan itibaren bölgede yaşayanlar ve MÖ. 1200’lerde gelen Thrak kökenli halklar; kıyılarda ise Dor göçlerinden sonra Yunan anakarası ve Ege Adaları’ndan gelenler olmak üzere, yaşam biçimi ölçeğinde kendiliğinden paylaşılmıştır.30 Genelde doğal sınırlarla ayrılan bu halkların ilk başlarda çok az karşı karşıya geldikleri söylenebilir. Ancak bu dönem yerleşimleriyle ilgili bilgilerimiz azdır.

Bunun temel nedeni, istilalarla bağlantılı olarak MÖ. 1200’lü yıllardan MÖ. 8. yüzyıla kadar kargaşanın hâkim olduğu ve yazının kullanılmadığı karanlık bir dönemin yaşanmış olmasıdır. Ege ve Yunan dünyasında MÖ. 750-550 yılları arasındaki dönem, “Büyük Kolonizasyon Dönemi” olarak bilinir. Bu dönemde yaşanan bazı gelişmeler31, bir kısım kimselerin kentlerden çıkarak farklı bölgelerde koloniler kurmasına yol açmıştır. Ancak kolonistlerin kent kurmak için tercih ettiği yerler iç kısımlar değil Marmara, Karadeniz ve Akdeniz kıyıları olmuştur. Bu durum hem kolonizasyonun sebeplerinden hem de Hellenlerin yaşam tarzlarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla kolonizasyon faaliyetlerinin iç kısımlara kentleşme açısından olumlu bir katkısı olmamıştır. Lydia krallarına bağlılıklarını bildirerek varlıklarını devam ettiren kıyılardaki Hellenler ile iç kısımlardaki köy ve kasabalar, MÖ. 547 yılında Lydia hanedanının sona ermesiyle bu kez Pers hâkimiyeti altına girmiştir. Pers hâkimiyetinin kıyılardaki yerleşme faaliyetine en büyük etkisi, kolonizasyon faaliyetlerini sona erdirmiş olmasıdır.

Bu dönemde Balıkesir çevresindeki en önemli yerleşim, Manyas Gölü’nün güney doğusunda yer alan Daskyleion’dur. 1988 yılından beri burada yapılan kazılar; yerleşimin Akhamenid dönemi öncesine giden geçmişine rağmen, Akhamenid döneminde Pers etkilerini de taşıyan bir şehircilik anlayışıyla geliştirildiğini göstermektedir. Bu gelişimde; topraklarının verimliliği, Batı Anadolu ticaret yollarını kontrol altında tutabilecek konumda olması ve özellikle de Perslerin Batı Anadolu’daki iki önemli satraplık merkezinden birisinin burada yer alması etkili olmuştur.

Daskylitis Gölü (Manyas Gölü) kıyılarının, doğu uygarlıklarının kral ve soylularının dinlenme ve eğlence isteklerini karşılayacak özelliklere sahip olması da kenti Perslerin Batı Anadolu’daki önemli merkezlerinden biri haline getirmiştir. Zeyrek Tarih Araştırmaları Dergisi 2025, Sayı: 2; 3-27 Balıkesir’in Üçpınar Mahallesi’nde yer alan ve Pers hakimiyeti dönemine tarihlenen görkemli tümülüsün de (Üçpınar Tümülüsü)35 ortaya koyduğu gibi Balıkesir merkezi, Pers hakimiyeti döneminde yerleşim açısından tamamen boş değildir. Fakat genelde akraba topluluklardan oluşan yerleşimler, küçük boyutludur ve tarihsel olarak fazla etkileri yoktur.

Dönemin en dikkat çeken konusu, Perslerle Hellenler arasındaki mücadelelerdir. Balıkesir merkezi çevresindeki yerleşimler, bazı özellikleri nedeniyle Pers-Hellen savaşları sırasında öne çıkmadıkları gibi olumsuz sonuçlarından da kıyılardaki kentlere göre daha az etkilenmişlerdir. Bu özelliklerden birisi, bölgenin Perslerin dikkatini çekecek ölçüde ekonomik zenginliğe sahip olmamasıdır. İç bölgelerdeki kabilelerin kendi aralarında mücadele içinde olmaları ve birlik duygularının zayıf olması gibi nedenlerle, Persler bu toplulukları tehdit olarak algılamamıştır. Ayrıca iç bölgeler, ekonomik anlamda dışa bağımlı olmadığından Perslerin boğazları kontrolü altına alması, bu bölgedeki yerleşimlerin ekonomik çıkarlarını fazla etkilememiştir. Buna karşılık boğazlardaki Pers etkinliğinin, Batı Anadolu’daki Hellen kökenli kentlerin Karadeniz’le olan ticaretini sekteye uğratması, Ionia İsyanı’nın en önemli nedeni olarak gösterilmektedir. Ionia İsyanı’ndan sonra Perslerin Yunanlılara karşı nefretinin artmasına ve Marmara Denizi kıyısındaki kentlerin, isyana verdikleri destek nedeniyle acımasızca cezalandırılmasına rağmen, Balıkesir çevresindeki yerleşimlerin isyana açık destek vermemeleri ve bölge halkının etnik kökenlerinin36 farklı olması bölgeyi Pers krallarının ana hedefi dışında tutmuş olmalıdır.

Bütün bunlar Antikçağın en önemli savaşlarından biri olan Pers-Hellen savaşlarında Balıkesir merkezi çevresindeki yerleşimlerin fazla zarar görmesini engellemiştir. Aynı durum Atina-Sparta arasındaki Peloponnessos Savaşları (MÖ. 431-404) için de geçerlidir. Savaşın sonlarına doğru mücadele boğazlar ve Marmara Denizi kıyılarına kaymış38 olmakla birlikte, iç kısımlar bu mücadelelerden fazla etkilenmemiş olsa gerektir. İç kesimler her iki mücadele sırasında da asker temin edilen yer konumundadır. Ayrıca Balıkesir, batı Anadolu’daki iki satraplık merkezi olan Daskyleion ve Sardes arasındaki konumu nedeniyle Perslerin sık kullandığı güzergâh üzerinde yer almaktadır. Bu durum, bölgede Pers kültürünün yayılmasını sağladığı gibi, bölgeye Hellen kültürünün etkilerinin de Pers-Hellen savaşları nedeniyle dolaylı yoldan girmesine neden olmuştur. Bölge, bugün olduğu gibi Gökçeyazı ve İvrindi üzerinden Adramtteion Kolpos’a bağlanmakta ise de Propontis kıyılarından güneye doğru giden yolların daha işlek olması, Balıkesir merkezi çevresine Hellen kültürünün Hellenistik dönem öncesindeki etkilerinin Aioller aracılığı ile değil; önce Lydialılar, sonrasında ise Persler ve kuzeydeki koloniler aracılığıyla girmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Makestos ve Kocaçay vadilerindeki yerleşimler, bu gelişmelerin en belirgin görülebileceği yerlerdir. Büyük İskender’in MÖ. 334 yılında Granikos Irmağı (Biga Çayı) kenarında Pers ordusunu yenerek Batı Anadolu’yu ele geçirmesi sonrasında Hellen kökenli kentlere sağladığı özgürlük39, kıyılardaki kentlerle küçük boyutlu ticari ilişkisi olan iç kesimlerde de hissedilmiştir. İskender’in iç kesimleri etkileyen bir başka faaliyeti ise kıyılardaki kentlere topraklarını kentleşme açısından zayıf olan bölgelere doğru genişletme hakkı vermesidir.40 Bu genişleme, görünüşte ekonomik sömürü anlamına gelse de aynı zamanda Hellen kültürünün (din, sanat ve yazı) iç bölgelere yayılmasına neden olduğu için bölge halkının gelişiminde önemli bir rol oynamış, küçük yerleşimler kıyı kentleri himayesinde gelişme imkânı bulmuştur. Balıkesir merkezi çevresindeki kentleşme belirtileri de ilk kez bu dönemde görülür. Yerleşimler, tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi sakinlerine alüvyal ovalarda tarım imkânları ve vadilere hâkim tepelerde korunaklı alanlar sunan Makestos ve Kocaçay ırmakları boyunca yoğunlaşmaktadır. Her iki ırmak, gemilerle baştanbaşa kat edilebilecek özellikte olmasa da kereste taşımacılığına ve sallarla yapılan kısa mesafeli taşımacılığa elverişlidir. Kuzey-güney yönlü yol ağlarının genelde Makestos ve Kocaçay vadilerini takip etmesi de buralardaki yerleşimler açısından avantaj sağlamıştır. Zeyrek Tarih Araştırmaları Dergisi 2025, Sayı: 2; 3-27

İskender’in ölümünden sonra hâkim olduğu topraklar önce generalleri (Diadochoi) tarafından yönetilmiş, sonrasında ise hayatta kalan generaller hâkim oldukları bölgelerde krallıklarını ilan etmiştir. Diadochoi ve Hellenistik kralların, yerleşimlere bakışı İskender ile benzerdir. Diadochoi ve Hellenistik kralların iki özelliği, Batı Anadolu’nun tamamı gibi Balıkesir çevresindeki yerleşmeler açısından da olumlu sonuçlar doğurmuştur. Bunlardan biri, kralların kentlere özgürlüklerini vererek, onları kendi yanlarına çekme çabalarıdır. Bu durum, Kuzey Batı Anadolu’da etkin olan Lysimakhos, Antiokhos, Seleukos ve Pergamon krallıklarının politikalarında açıkça görülmektedir. Hellenistik kralların kendileriyle iyi ilişki içinde olan kentlere, topraklarını komşuları aleyhine genişletebilme imkân vermesi kentleri Hellenistik krallara yakınlaştırmıştır. Fakat bu tutumun görünüşte olduğu, tıpkı Büyük İskender ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde gibi Diadochoi ve Hellenistik kralların da bölge kentlerini içten içe kontrolleri altına alma amacı güttükleri anlaşılmaktadır.41 Dolayısıyla kentlerin kralları onurlandırmaları onların iyi tutumlarından değil bilakis krallarının orduları, ihtirasları ve saygınlıkları sayesinde kazandığı güçlerinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim Seleukosların kuzeybatı Anadolu’daki hakimiyetinin sona ermesi, bazı Batı Anadolu kentleri tarafından (Lampsakos, Aleksandria Troas vb.) altın sikke basılarak kutlanmıştır. Hellenistik kralların diğer bir özelliği, kendi itibarlarını arttırmak amacıyla eski yerleşimleri geliştirmeleri ve gerekli gördükleri alanlarda yeni kentler kurmalarıdır. Kuzey Batı Anadolu’da bunun iki önemli örneği Aleksandria Troas ve Prusa43 kentleridir. İlki Antigonos (Monophtalmos) tarafından Antigoneia adıyla çevredeki küçük yerleşimler birleştirilerek kurulmuştur.

Fakat Antigonos’un İpsos Savaşı’ında (MÖ. 301) öldürülmesi sonrası kent, Lysimakhos’un eline geçince adı Aleksandria Troas olarak değiştirilmiştir.44 Bithynia bölgesinde yer alan Prusa da Bithynia kralı Prusias tarafından kurulmuştur.45 Hellenistik krallıkların yerleşimlerin gelişmesindeki etkisini gösteren Mysia’daki en önemli örnek ise Pergamon’dur. İlk kez Pers satrabı Kyros’un, ağabeyi Artakserkses’e karşı giriştiği mücadelede Kyros’un yanında savaşan Hellen paralı askerlerin geri dönüşü sırasında adı geçen46 Pergamon, elverişli konumuna rağmen Hellenistik dönemde bu konumu iyi değerlendiren Philetairos’a kadar sönük bir yerleşim olarak kalmıştır. Tarihsel kayıtlarda Balıkesir merkezinde Hellenistik Dönem’e tarihlenen herhangi bir kent yoktur. Bölgeye en yakın Hellenistik kent, Balya yakınlarına lokalize edilen Perikharaksis’dir. Kent; Hellenistik dönemin iki önemli merkezi Pergamon ve Kyzikos arasında, Kocaçay vadisini takip eden güzergâh üzerindedir. Yerleşimin gelişmesinde konumunun avantajı yanında bölgedeki gümüş yatakları da önemli bir rol oynamıştır.

Balıkesir çevresi, MÖ. 129 yılında Pergamon Krallığı topraklarında Asia Eyaleti’nin (Provincia Asia) kurulmasıyla Roma hakimiyetine girmiştir. Mysia’daki Kyzikos, Miletopolis, Pergamon gibi kentler Roma döneminde eski önemlerini korumuşlardır. Ayrıca Kuzeybatı Anadolu’daki Lampsacus48, Apameia49, Aleksandria Troas50 ve Parion51 kentleri Caesar döneminde koloni statüsü verilerek geliştirilmiştir. Kentleşmenin zayıf olduğu iç kesimlerde ise Roma hakimiyetinin başlangıçta yeterince yerleşmediği, I. Mithridates Savaşı’ndan (MÖ. 88-85) sonra güçlendiği bilinmektedir.

Roma, Cumhuriyet Dönemi’nde Anadolu’da kurduğu kolonilerle kentlileştirme faaliyetine başlamıştır. Ancak bu dönemde Mysia’nın iç kesimlerinin henüz hedefte olmadığı görülmektedir. Balıkesir merkezi çevresindeki asıl kentleşme faaliyetleri de MS. II. yüzyılın başında Hadrianus zamanında gerçekleşmiştir. MS. 117-138 yılları arasında imparatorluk yapmış olan Hadrianus; eyaletlerdeki eski kentleri geliştirmiş, kentlerdeki yapılaşma faaliyetlerini desteklemiş ve kentleşme açısından zayıf bölgelerde yeni kentler kurmuştur. Mysia, imparatorun bu politikasının en iyi görüldüğü bölgelerden biridir. Kyzikos, Pergamon gibi bölgenin önemli kentlerinde Hadrianus döneminde yoğun bir yapılaşma faaliyeti dikkat çekmektedir. MS. 114 yılında yapımına başlanan Pergamon’daki Traianus Tapınağı, Hadrianus’un desteğiyle tamamlanarak MS. 129 yılında açılmıştır.

Ayrıca kentteki Odeon, Asklepieion, Kızıl Avlu, Gymnasion, Stadion, Amphitiyatro ve aşağı kentteki tiyatronun yapımı Hadrianus dönemine tarihlenmektedir.

Kyzikos’taki56 imar faaliyetlerinin en dikkat çekeni ise Neokoria57 ünvanlı Hadrianus Tapınağı’dır. Yapımına MS. I. yüzyılda başlanan tapınağın tamamlanmasında en büyük pay Hadrianus’a aittir. İmparator, Kuzeybatı Anadolu’da; Hadrianoi (Orhaneli), Hadrianeia (Dursunbey) ve Hadrianoutherai (Balıkesir) adlı üç yeni kent (Şekil 1) kurmuştur. Bithynia sınırları içinde yer alan Hadrianoi, bugün Bursa’nın Orhaneli ilçesine lokalize edilmektedir. İmparatorun adını taşıyan diğer iki kentten biri Balıkesir’in Dursunbey ilçesine lokalize edilen Hadrianeia’dır. Kentin adı Bizans dönemi kilise örgütlenmesine dair kayıtlarda Hellespontus Eyaleti içinde geçmektedir.

Orhaneli çevresinde ele geçen yazıtlarda olduğu gibi Dursunbey çevresine ait yazıtlarda da İmparator, kurucu ve kurtarıcı olarak anılmaktadır. Üçüncü kent ise bugünkü Balıkesir merkezine lokalize edilmektedir. Kent, aynı zamanda Balıkesir’in yerleşim tarihinin Eskiçağ ayağındaki en önemli evresini oluşturmaktadır. Fakat diğerlerinde olduğu hem yazınsal kaynaklar hem de arkeolojik veriler, Hadrianoutherai ile ilgili de ayrıntılı bilgiler sunmamaktadır. Hadrianus döneminde bölgedeki bazı mevcut yerleşimler de yeniden yapılandırılmış olmaları dolayısıyla imparatorun adını taşımaktadır. Bunun Mysia’daki en önemli örneği Stratonikeia (Siledik) kentidir. Seleukos Kralı I. Antiokhos tarafından MÖ. III. yüzyıl başlarında karısı Stratonike onuruna kurulmuş ve Pergamon Kralı II. Eumenes tarafından genişletilmiş olan kent, Hadrianus tarafından MS. 123/124 yılında birbirine yakın iki Hellenistik koloni (Stratonikeia, Indeipedion) birleştirilerek Stratonikeia Hadrianopolis adıyla tekrar kurulmuştur.

Roma’ya karşı ilk ve en sert tepkilerden birini veren Aristonikos’un son sığınma yeri olan Stratonikeia’nın çağrıştırdığı kötü anıya62 rağmen geliştirilmesi, bize Hadrianus’un politikası hakkında da ipucu vermektedir. Hadrianus, göçebe halkı kentlileştirerek ya da mevcut kentleri geliştirerek, eyaletlerde huzur ve güveni sağlamayı amaçlamıştır. Hem yeni baştan kurduğu hem de geliştirdiği kentlerin konumlarının yol ağları üzerinde ve stratejik noktalarda yer alması, imparatorun yer seçimini de rastgele yapmadığını göstermektedir. Hadrianus’un Hellen Klasik Dönemine öykünen icraatları ve doğu eyaletlerinde Helenizm’in baskın olması, kentlerin yapılarının Hellen polisine benzer şekilde düzenlenmesini sağlamıştır. Yeni kentlerin halkı da genelde yerlilerden oluşmaktadır. Kentlere Romalıların yerleştirilmesinin yerine, sayıları oldukça az olan kentlerdeki yerel seçkinlerin Roma yanına çekilmesi yoluna gidilmiştir. İmparatorun politikasını uygularken yerel seçkinlerle birlikte dini de kullandığı anlaşılmaktadır. Nitekim imparatorun tanrılaştırılması anlamına gelen imparator kültü, eyaletlerde uygulanan Romanizasyon’un (romalılaştırma) araçlarından biridir. Bir diğer araç ise ordudur.

Roma ordusu gerek mevcut kentlerdeki yol, köprü gibi fiziksel altyapının tamamlanması gerekse de henüz kentleşmemiş bölgelerin bayındırlaştırılması konusunda önemli bir rol üstlenmiştir.Kaynaklar ve bölgede karşılaşılan antik kalıntılar66, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Balıkesir merkezi çevresinde kendi ekonomik imkânları veya Roma’nın desteği sayesinde gelişerek kent statüsüne kavuşan başka yerleşimler de olduğunu göstermektedir. Fakat bu kentlerin lokalizasyonları kesin olarak yapılamamaktadır (Şekil 2). Hatta kaynaklarda geçen isimlerin Mysia coğrafyasında mı yoksa çevre bölgelerden birine mi ait olduğu tartışmalıdır.

Bu tartışmalı kentlerden birisi olan Pionia; Strabon tarafından Skepsis, Andeira ve Gargara kentiyle anılır. Bu nedenle Ramsay, söz konusu kenti Skepsis’in güney veya güney batısına; yazarın kaynaklarından birini oluşturan Clarke ise Ayvacık Ovası’na yerleştirmektedir. Fakat kentin Hierokles listesinde (663) hemen Hadrianoutherai’dan sonra anılması Hadrianoutherai’a yakın olduğu düşüncesine yol açmıştır. Bu yüzden Mysia’da aranması gerektiği ileri sürülen kent, son yıllarda Balıkesir’in batısında yer alan İvrindi’nin Gömeniç Mahallesine lokalize edilmektedir. Gömeniç’in kuzey batısında Ergesteria adlı bir başka Roma dönemi kenti bulunmaktadır. Perikharaksis’in Roma dönemindeki adı ya da ona yakın bir konumda bulunan kent, Balya’nın Kadıköy Mahallesi’ndeki kaleye lokalize edilmiştir. Buradaki kale, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kentin yeri olarak tescillenmiştir. Fakat bölgede antik kalıntı barındıran çok fazla alan olması, lokalizasyon önerilerini arttırmaktadır. Roma döneminde Hadrianoutherai çevresinde olduğunu bildiğimiz son iki kent ise Germe ve Atteia’dır. Germe’nin Soma yakınlarında olduğu genel kabul görmektedir. Attea70 ise Altıeylül ilçesinin Ovanbayındır Mahallesi’ne lokalize edilmektedir.Bizans döneminde Batı Anadolu’daki Hellen ve Roma kentlerinin birçoğu; yolların yön değiştirmesi, savaşlar, depremler sonucu ıssızlaşmış ve giderek terk edilmiştir.

Buna karşın, Lopadion, Poimanenon gibi yeni yerleşimler önem kazanmıştır. Hellenistik ve Roma Zeyrek Tarih Araştırmaları Dergisi 2025, Sayı: 2; 3-27 21Mustafa TÜRK dönemlerinin görkemli kentleri Kyzikos ve Pergamon, varlıklarını devam ettirmekle birlikte hem zenginlikleri hem de paganizmin temsilcisi olarak görüldükleri için sık sık istilaya uğramış ve yağmalanmıştır. Bu dönemde Balıkesir merkezi çevresindeki Hadrianoutherai da önemini yitirerek yerine Akhyraous ön plana çıkmıştır. Balıkesir’in yerleşim tarihi ile ilgili literatürdeki hatalardan biri bu dönüşümle ilgilidir. Arap kaynaklarına dayanarak kentin en eski isminin Akiros olduğu, daha sonra Hadrianus’un burada bir köşk yaptırmasıyla Hadrianoutherai (Hadrianus’un kalesi) adını aldığı ileri sürülmüştür. Ancak zamansal dizin tam tersidir.

Önce Hadrianoutherai, sonra ise Akhyraous kurulmuştur. Sonuç Sonuç olarak Balıkesir’in tarih öncesi ve Eskiçağ yerleşim tarihi konusunda kaynak ve araştırma eksikliğinden kaynaklanan pek çok sorun vardır. Sorunlar nedeniyle bölgenin yerleşim tarihi, bazı dönemler atlanılarak veya Batı Anadolu’nun geneli hakkında verilen bilgiler üzerinden yazılabilmektedir. Bölgenin iç kesimlerinde kentleşme Roma İmparatorluk Dönemi’ne kadar neredeyse hiç yoktur. Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki gelişimde ise yol ağları, yer altı ve yer üstü zenginlikleri gibi özellikler yanında özellikle Roma’nın yerleşim politikası etkili olmuştur. Roma imparatoru Hadrianus’un MS. 2. yüzyılda bölgede kapsamlı bir kentlileştirme politikası izlediği anlaşılmaktadır.

Zeyrek Tarih Araştırmaları Dergisi 2025, Sayı: 2; 3-27 Hadrianoutherai, Hadrianeia, Pionia, Attea ve Keraseis gibi kentler Balıkesir merkezi çevresinde Roma İmparatorluk Dönemi’nde (MÖ 27-MS 476) kurulan yerleşim birimlerindendir. Bu kentlerden Hadrianoutherai Balıkesir merkezine, Hadrianeia Dursunbey’e, Pionia İvrindi’nin Gömeniç Mahallesi’ne, Attea Ovabayındır’a ve Keraseis ise Savaştape’ye lokalize edilmektedir.

Balıkesir Atatürk Parkı’nda yapılan kısa süreli kurtarma kazısını saymazsak bu kentlerin lokalize edildiği alanların hiçbirinde sistemli arkeolojik kazı yapılmamıştır. Bölgenin yerleşim tarihi konusundaki bir başka sorun da arkeolojik tahribattır. Tahribat; yerleşim kalıntılarına ulaşılmasını veya ulaşılsa Yücel Aytaç, Balıkesir “Bir Kentin Kimliği”, (Ankara: Balıkesir Rotary Kulübü, 1997), s. 10. 22 Balıkesir Merkez ve Yakın Çevresinde Yerleşimin Tarihçesi: Tarihöncesi ve Eskiçağ bile verilerin doğru bir şekilde değerlendirilmesini engellediği için, bölgenin yerleşim tarihinin eksiklerinin tamamlanmasının önündeki en büyük engeldir. Bu durum kentlerdeki yapılaşma faaliyetlerini tespit etmeyi imkansızlaştırdığı gibi kentlerin lokalizasyon sorunlarının devam etmesine de yol açmaktadır. Hadrianoutherai’ın lokalizasyon sorunu aydınlatılırsa, 1300’lü yıllara dayanan modern Balıkesir’in tarihçesini MS. 2. yüzyıla kadar geri götürmek mümkün olacaktır.

  • Mustafa Türk Dr. Öğr. Üyesi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Tarih Bölümü,
    Bu çalışma, 6 Haziran 2024 tarihinde gerçekleştirilen II. Balıkesir Sempozyumu’nda sunulan ve özet metni yayınlanan “Balıkesir’in Eskiçağ Yerleşim Tarihine Dair Sorunlara Genel Bir Bakış” adlı sözlü bildirinin bir bölümünden geliştirilmiştir. Balıkesir/ Türkiye

25-12-2025 / Bandırma Gerçek Kültür Servisi / Yazı Bilgi edinme amaçlıdır ticari amaçla kopyalanamaz çoğaltılamaz

Kaynakça

Aktüre, Sevgi: İÖ. 6. Yüzyıldan 14. Yüzyıl Sonuna Kadar Büyük İmparatorluklar Döneminde Anadolu Kentleri, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt, 2018. Akurgal, Ekrem: Anadolu Kültür Tarihi, Ankara: Tübitak, 1998. Aytaç, Yücel: Balıkesir “Bir Kentin Kimliği”, Ankara: Balıkesir Rotary Kulübü, 1997. Calder, W. M., Bean, G. E.: A Classical Map of Asia Minor, London: The British Institute of Archaeology at Ankara, 1958. Childe, Gordon: Tarihte Neler Oldu, çev. Mete Tunçay, Alaeddin Şenel, İstanbul: Alan, 1998. Christopher P. Jones, “Louis Robert in Central Mysia” Chiron, 44 (2014), 23-54. Çığır Dikyol, Derya: “Kuzey Mysia’nın Tarihi Coğrafyası (M.Ö. 8.-2. Yüzyıl)”, (Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010. French, D. H., “Prehistoric Sites in Northwest Anatolia II: The Balıkesir and Akhisar/Manisa Areas”, Anatolian Studies, 19 (1969), s. 41-98. Gezgin, İsmail: Arkaik ve Klasik Dönemde Batı Anadolu, Ankara: Detay, 2007. Gülbay, Onur: Anadolu’da Hadrianus’un İzleri İmparator Hadrianus Dönemi Anadolu’da İmar Faaliyetleri, İzmir: Sakin, 2023. Günday, Onur: “Hannibal’in Anadolu’daki Faaliyetleri ve Libyssa (Gebze?) Üzerine Bir İnceleme”, Uluslararası Gazi Süleyman Paşa ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu III, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli, (2017), 167-183. Gündoğan, Ümit: “MÖ 3. Binyılda Batı Anadolu ve Doğu Ege Adaları’nda Toplumsal Yapının Mimariye Yansıması”, Turkish Studies, 19/2 (2024), 647-669.

132
A+
A-
REKLAM ALANI