Bir zamanlar birlikte yaşadığımız halk.
Bandırma’daki Ermeniler.
BANDIRMA ERMENİLERİ – 1914-1918)
Prof. Dr. Recep KARACAKAYA – İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Osmanlı döneminde önce Bursa’ya, daha sonra Karesi Sancağı’na bağlı bir kaza konumunda olan Bandırma’da Müslümanlarla gayrimüslim unsurlar uzun süre bir arada yaşamışlardır. Ermenilerle Türkler arasındaki ilişkiler II. Meşrutiyet’in ilanına kadar genelde iyi bir şekilde devam etmiş, fakat sonraki birkaç yıl içinde unsurların bir daha bir araya gelemeyecekleri şekilde bozulmuştur. Özellikle Birinci Dünya Savaşı esnasında Ermenilerin yüzyıllardır birada yaşadıkları Müslüman komşularıyla aralarındaki ilişkileri bozulmuş, Türklerle Ermeniler arasındaki güven duygusu ortadan kalkmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirdiği sevk ve iskandan bölge Ermenileri de etkilenmiş, nüfusun büyük bir kısmı ülkenin başka coğrafyalarına gönderilmiştir.
GİRİŞ
Balıkesir şehrine Ermenilerin gelip yerleşmesi, 16. yüzyılın hemen sonu ya da 17. yüzyılın başlarıdır. Bu zaman dilimi içinde Balıkesir’e gelip yerleşen Ermeniler, kısa süre içerisinde yerli Müslüman ahali ile iyi ilişkiler kurmuş, esnaflık ve ticaretle uğraşmışlar, 17. yüzyılın ikinci yarısında şehirde müstakil bir kiliseye sahip olmuşlardır .
Osmanlı idaresi altında bulundukları dönemde dinî ve sosyal işlerine karışılmayan Ermeniler XIX. yüzyıla kadar müreffeh ve huzurlu bir toplum olarak yaşamışlar ve devlet tarafından “Millet-i Sadıka” olarak adlandırılmışlardır.
Osmanlı Devleti idarecileri, gönderdikleri emirlerle Türklerle Ermeniler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini sağlıyordu.
Bandırma Naibliğine ve Erdek Kaymakamlığı’na bir hüküm göndererek, fazla gürültülü olmamak
ve çan çalmamak şartıyla Ermeni kiliselerinde tahta çalınmasına müsaade edilmesini istemişlerdi .
Bandırma Ermenileri iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir. Hem merkez devlet teşkilatında, hem de yerel yönetim birimlerinde aktif olarak görev yapmışlardır.
Bandırma Bidayet Mahkemesi Azası Yordan Efendi, Bandırma Reji Muhasebecisi ve Sandık Emini Amadoni Efendi, Bandırma Merkez Hastahanesi tabiplerinden Yüzbaşı Zangoçyan Efendi, Bandırma Orman ve Maadin muamelatı memuru Ortanes Heyam Efendi, Bandırma Merkez Hastahanesi doktorlarından Mülazım-ı evvel Artin Efendi, Bandırma İnhisar-Duhan Müdüriyeti ambar memuru Matyosyan Efendi, Bandırma Meclis-i İdâre Azası Artin Efendi bu Ermenilerden bazılarıydı.
Osmanlı Devleti Ermeni tebaasına karşı eşit muamele etmiş, Ermenilerin din, kültür, eğitim ve hayır işlerini yürütebilmeleri için yardımda bulunmuş ve mali destek sağlamış, okul, hastane gibi kurumların açılmasına da büyük destek vermiştir.
Bandırma Ermeni cemaatinin okul yapımı ile ilgili istekleri dikkat çekmekte ve isteklerinin yerine getirildiği anlaşılmaktadır.
Bandırma kazasının Orta mahallesindeki Surp Minas Kilisesi arsası üzerine Ermeni çocuklarına mahsus kız mektebinin yapılabilmesi için izin verilmiştir. Mahalli yönetim önce bir hazırlık yapmış, Bandırma’da 541 evde erkek ve kadın olarak 3.612 nüfusun bulunduğunu inşaası için ruhsat istenen okulun 31.900 kuruş masrafla yapılabileceğini, bu masrafın bir kısmının kilise varidatından, geri kalanın ise iane olarak karşılanacağını, okulun yapılmasında hiçbir mahzur olmadığını ilgililere bildirmiş, bunun üzerine okulun yapılmasına izin verilmiştir .
Osmanlı Devleti bu dönemde Ermenilerin idari konulardaki isteklerini de yerine getirmiştir. Erdek kazası dahilinde bulunan Ermeni karyesi ahalisinin papaz ve muhtarları tarafından verilen bir arzuhalde, karyelerinin eskiden Bandırma’ya bağlı olduğu, bundan beş sene önce Bandırma’dan ayrılarak Erdek kazasına bağlandığı, Erdek ile gerek alış veriş gerek sair işlerle ilgili hiçbir bağlarının olmadığını belirterek, tekrar eskisi gibi Bandırma’ya bağlanmak istedikleri belirtilmektedir. Osmanlı Devleti, bu talep doğrultusunda gerekli incelemeleri yaptıktan sonra, gerçekten karyenin denizden Bandırma’ya 1 saat mesafede olduğunu, ahalinin daha çok işlerine
Karesi livâsındaki Ermenilerin ihrâcı ve kendilerinin belirlenen mıntıkalara sevkleri ilk olarak Temmuz sene 1331 (5 Ağustos 1915) tarihinde Dahiliye Nezareti’nden vilayetlere gönderilen bir telgrafla gündeme gelmiş, bu telgrafta, sadece Katolik Ermenilerin bu sevkten istisna tutulması istenmiştir .
Bu telgraf sonrası, Bandırma, Balıkesir ve mülhakatı Murahhasası Piskopos Karabet Mazlumyan Harbiye Nezareti’ne bir telgraf göndermiş ve Balıkesir ve Bandırma ve mülhakatları bulunan İdincik ve Ermeni köy Ermeni cemaatinin sevklerinden vazgeçilerek yerlerinde bırakılmasını istemiştir. “Ezmeni-i kadimden beri vatan-ı muazzez-i Osmaniye hüsn-ü hizmet ve leyl-i nehar ve malen ve bedenen hissiyat-ı fedakari ve cansiperaneleriyle maruf Balıkesir ve Bandırma ve mülhakatları bulunan İdincik ve Ermeni köy Ermeni cemaatinin terk-i meskenle hicretleri emrine tevessül edilmektedir….. Binaen-aleyh cemaat-i müstakimemizin hicretlerinin meniyle ibkaları babında lazım gelen emr-i alilerinin tebliğ buyurulması …”§ Fakat Piskopos Karabet Mazlumyan’ın bu telgrafı dikkate alınmamıştır.
Karesi Mutasarrıfı Midhat Bey’in Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 1 Ağustos 1331 (14 Ağustos 1915) tarihli şifre telgrafta; Merkezden ve livaya bağlı yerlerden tahliye olunan Ermenilerin bir haftadan beri merkezde toplandığı anlaşılmaktadır. Toplanan Ermenilerin sevk edilecekleri çeşitli bölgelere Bursa yoluyla ve arabalarla gönderilmeleri düşünülmüş, fakat Hüdavendigar vilayeti bu konuda imkansızlıklar içinde olduğunu belirtmiş, bunun üzerine trenle sevkler gerçekleştirilmek istenmiş, Aydın vilayeti vasıtasıyla İzmir Hat Komiserliği’nden vagonlar talep edilmiş, fakat bu vagonlar da henüz ulaşmamıştır . İzmir Hat Komiserliği Ermenileri nakil için henüz karargah-ı umumiden emir almadığını bildirmiştir.
Karesi liva merkezinde toplanan Ermenilerin durumu mutasarrıfı endişelendirmiştir. Her türlü tedbirin alınmasına rağmen, liva merkezinde bir yangın çıkarılması ihtimalinden dolayı burada durmaları uygun değildir . Bunun için Karargah-ı Umumi’den Hat Komiserliğine, veya Dahiliye Nezareti’nden Bursa vilayetine seri olarak kesin emirler verilmesini istemektedir .
Karesi Mutasarrıfı , 16 Ağustos 1331 (29 Ağustos 1915) tarihinde mahrem ve müsta‘cel kaydıyla Dahiliye Nezâreti’ne gönderdiği bir telgrafta liva dahilinde sevk edilen Ermeniler hakkında bilgi vermektedir. Buna göre, livâ dahilindeki Ermenilerden 2.175’i sevk olunmuş ve 5.833’ü sevk olunmak üzere hazırdır.
Diğer yerlerden çeşitli mıntıkalara sevk olunmak üzere gönderilen Ermenilerden yollarda, istasyon ve kasabalarda kimse kalmamıştır. Livâ dahilinde şu anda 86 Protestan, 155 Katolik kalmıştır. Kalan Protestan ve Katolikler İslam nüfusa nazaran binde iki nispetindedir .
Bandırma’dan sevk edilenlerin içinde çok miktarda Ermeni ihtida etmek istemiş, fakat bu mutasarrıf tarafından uygun bulunmamıştır .
Sevk sırasında liva dahilinde Ermenilere hiçbir saldırı olmamış, bu konuyla ilgili hiçbir şikayette bulunulmamış, sevk ve tahliye işlemi iyi bir şekilde yapılmaya çalışılmıştır
.
Bandırma Ermenilerinin sevkine hemen başlanılamamıştır. Balıkesir ve civarı Ermenileri nakl olunmuş, başlangıçta, Hüdavendigar vilayeti karadan yol vermemiş, hayli müddet sonra şimendüfer idaresi beş vagon tahsis etmiş, dolayısıyla Bandırma’da sakin Ermeniler sevk olunamayarak kalmıştır. Karesi Mutasarrıfı Mithat’ın 24 Ağustos sene [1]331 (6 Eylül 1915) tarihli şifreli telgrafında durum anlatıldıktan sonra, Bandırma’nın önemine binaen sevk ve tahliye işleminin devam etmesi için izin istenmektedir .
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, 7 Eylül 1915 tarihinde Karesi Mutasarrıflığı’na verdiği cevapta;
“Ermenilerden vâsi‘ miktarda muzırlarının gönderilmesini ve sevkiyâta nezaret edilmesini” istemiştir .
Fakat Talat Paşa’nın uyarılarına rağmen, Bandırma’dan çıkarılarak Mekece’ye gelen 800 Ermeninin yanlarında memurlar yoktu ve muhafızlar da hiçbir yere bilgi vermeden kaçmışlardır. Talat Paşa Karesi Mutasarrıflığını 2 Ekim 1915 tarihinde bundan sonrası için uyarmış, bundan böyle yolsuz muamelelere meydan verilmemesini istemiştir .
Karesi Mutasarrıf Vekili Kemal Bey, Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 15 Kasım 1915 tarihli şifreli telgrafta Liva dahilinde kalan Ermenilerin miktarı hakkında bilgi vermektedir.
Kemal Bey’in verdiği bilgilere göre; Livâ dahilinde toplam 2213 Ermeni vardır ve bunlardan 915’i asker ailesi ve yakınları, 160 Katolik ve Protestan, 963’ü memur ve sanat sahibi ve kendilerine itimat edilen kişilerden olmalarından dolayı şehirde bırakılanlardır.
Bunlardan başka Hınçak Komitesine mensup, önemli kişilerden olmalarından dolayı Bigadiç nahiyesine nakledilen ve vagon verilmemesinden dolayı halen sevk edilemeyen 73 kişi, Erdek kazasında sevk edilmesi gereken 87 kişi, Bandırma’da Biga’dan gelmiş olup henüz sevk edilmeyen 15 kişi bulunmaktadır .
Dahiliye Nazırı Talat Paşa, Ocak 1915’de Ankara, Hüdavendigar Vilâyetleriyle İzmit Karahisâr-ı sahib Kütahya Karesi Mutasarrıflıklarına gönderdiği şifre telgrafta; bazı yerlerde geçici olarak bulunan Ermenilerin hemhudûd diğer livâ ve vilâyetlere sevk edilmeleriyle bazı düzensizliklere sebebiyet verildiğinin anlaşıldığını, daha öncede bildirildiği üzere bunların şimdilik sevk olunmayarak bulundukları yerlerde iskân edilmeleri gerektiğini tekrar bildirmiştir .
Karesi Mutasarrıflığı, Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 27 Kanun-ı Sani 331 (9 Şubat 1916) tarihli şifre telgrafta, Karesi livası dahilinde ihtida etmiş Ermeni bulunmadığını bildirmekteydi .
Karesi Mutasarrıfı Kemal Bey, Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 21 Şubat 1331(5 Mart 1916) tarihli telgrafında, Liva dahilindeki Ermenilerden muzır kısmının sevkine başlandığını bildirerek lüzumu kadar vagonun süratle tahsis edilmesini istemiştir . Bu sevk edilenler aslında, Hınçak Komitesiyle alaka ve münasebetlerinden dolayı Karesi livası dahilinde bulunmalarında görülen mahzurdan dolayı daha önce Balıkesir’den Bigadiç’e tebid edilmiş olan eşrafdan 27 hanede erkek ve kadın 69 nefer Ermeni idi. Bu Ermeniler Bigadiç’den getirilerek Zor’a sevk olunmak üzere memur eşliğinde trenle Karahisar Mutasarrıflığı’na gönderilmişti .
Dahiliye Nazırı Talat Paşa ise Karesi’den yapılan bu sevk işlemiyle ilgili olarak, 28 Şubat 331 (12 Mart 1916) tarihinde Karesi Mutasarrıflığı’na bir şifre telgraf göndermiş; Ermeni ailelerinin sevk olunmaması ve ihraçlarının ancak komitelerle münasebet ve alakaları olanlar ve hükümetçe hıyanetleri mütebeyyin bulunan eşhasa hasrı tebliğ olunduğu halde 27 hane halkının Karahisar’a Liva dahilindeki Ermenilerden muzır kısmının sevkine mübaşeret olunduğundan lüzumu kadar vagonun süratle tahsisi ve itası için Harbiye Nezareti’nden İzmir Hat Komiserliğine emr-i seri verdirilmesi maruzdur”. Karesi Mutasarrıflığı’ndan sevk edilmeleri sebebinin bildirilmesini ve beraber gönderilen ailelerin derhal yerlerine iadelerini istemiştir .
Talat Paşa’nın bu telgrafı üzerine Karesi Mutasarrıflığı’ndan 2 Mart 1332 (15 Mart 1916) tarihinde ayrıntılı bir cevap gelmiştir. Mutasarrıf Kemal cevabi yazısında; Sevk olunan 27 hane Ermeninin ihracının yeni olmadığını, bunlar tahliye emri verilmeden önce, Ermeni cemiyetlerine mensup olanlarla hükümetçe muzır tanınanların hanelerinde taharriyat icrasıyla bulunacak evrak-ı muzırranın irsali ve kendilerinin liva dahilindeki münasip görülecek mahalde toplattırılarak firarlarına imkan bırakılmaması hakkındaki 11 ve16 Nisan 331(24 Nisan 1915 ve 29 Nisan 1915) tarihli şifre emirlerine müsteniden evleri aranıp, kendileri o zaman aileleriyle beraber Bigadiç’e tebid edilmiş kişiler oldukları, 25 Nisan 1331’de (8 Mayıs 1915) takdim olunan listede isimleri arz edilmiş olan Hınçak Cemiyeti’nin faal üyelerinden ve hıyanetleri hükümetçe ortaya çıkarılmış eşhas-ı muzırradan oldukları, tahliye emri üzerine gidenlerle beraber sevk olunmak üzere o zamandan beri emval-i menkule ve gayri menkuleleri hükümetçe idare ve hanelerinde asker ikame edildiği, Karesi ile hiç bir suretle alaka ve münasebetleri kalmadığı halde, vaktiyle vagon verilmemesi ve 16 Ağustos 1331 (29 Ağustos 1916) tarihli emir üzerine sevkiyata son verilmesinden dolayı sevk emrine intizaren aileleriyle beraber Bigadiç’de bulunduruldukları, bununla beraber hal-i misaferette Bigadiç’de bulunan ikametgahları tasfiyeye tabi tutulduğu, merkumların ailelerinin kalmak istemedikleri, bırakıldıkları takdirde barındırılacak haneleri dahi olmadığından sevk edildiklerini bildirmiştir .
Sevk ve İskana Tabi Tutulanların Sayısı
Karesi Mutasarrıfı Kemal, 15 Nisan 1332 (28 Nisan 1916) tarihinde Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği bir telgrafta livada bulunan Ermenilerin sayısı ile ilgili bilgiler vermektedir. Buna göre;
Livada toplam 2.141 Ermeni bulunmaktadır ve mahal-i ahere gitmek üzere yolda Ermeni bulunmamaktadır .
Sevk ve iskan işlemi tamamlandıktan sonra Karesi livası dahilinde ne kadar Ermeninin kaldığı, ne kadarının sevk ve iskana tabi tutulduğu daha net ortaya çıkmaktadır. Karesi Mutasarrıfı Vekili Ahmet Şerefüddin’in 29 Teşrîn-i Evvel sene [1]332 (11 Kasım 1916) tarihinde Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği mahrem ibareli telgrafta, livâ dahilinde yerli ve yabancı ve Katolik ve Protestan ve
asker ailesi olarak veya hususi emirlerle bırakılmış olan Ermenilerin miktarını hakkında ayrıntılı bilgi vardır .
Yerli Ermeniler
Karesi’de bulunan yerli ve yabancı Ermeni miktarıyla ilgili en son belgemiz 1917 yılının Mart ayına aittir. Mutasarrıf İbrahim Süreyya Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği şifre telgrafta, Livâ dahilinde mahâll-i saireden gönderilmiş Ermeni olmadığını, sevk ve iskan öncesi nakl-i ikamet ve ticaretgâh ve memuriyet suretiyle gelenlerin sayısının 246 olduğunu, aslen liva dahilinde sakin yerli olanların sayısının 1852 nüfustan ibaret olduğunu, bunlar arasında silah altında bulunan asker ve aileleri de bulunduğunu bildirmiştir .
Bandırma Divan-ı Harb-i Örfisi’nde Yargılanan Ermeniler
İhtilal girişiminde bulunan, devlet aleyhine faaliyetlerde bulunan bir kısım Ermeni Bandırma’da kurulan Bandırma Divan-ı Harb-i Örfîsince yargılanmış ve çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.
Partak Acemyan veled-i İstepan, “Teşebbüsât-ı ihtilal-cûyâne ve harekât-ı mefsedetkârânesi”
mahkeme kararıyla sabit olduğundan Bandırma Divan-ı Harb-i Örfîsince idam cezasına çarptırılmış, karar padişah tarafından onaylandıktan sonra infaz edilmiştir .
Bakırcıyan Hayranik adlı Ermeni de, “Müstakil ve muhtâr bir Ermenistan teşkîli maksadıyla teşekkül eden Ermeni komitesi efrâdından olduğu” iddiasıyla yargılanmış, mahkeme suçunu sabit bularak idamına karar vermiş, karar padişah tarafından onaylandıktan sonra infaz edilmiştir .
Sevk Edilenlerin Geri Dönme İstekleri
Sevk ve iskan kararının Bandırma’da uygulanması sonucu Ermenilerin büyük bir kısmı Bandırma’dan ayrılarak kendilerine tayin edilen noktalara sevk edilmişlerdi. Sevk edilen Ermenilerden bazıları daha sonra geri dönebilmek için başta Dahiliye Nezareti olmak üzere değişik birimlere müracaat etmişlerdir.
Bunlardan biri de Haracya Der Oseki adlı Ermeni idi. Haracya Der Oseki Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği 20 Şubat [1]331 (4 Mart 1916) tarihli mektubunda;
“… şimdiye kadar muhâlif-i sadâkat hiçbir hâli olmayan sadık Ermenilerden olduğunu, uzun müddetten beri ikinci vatanım dediği Bandırma’da ikamet ettiğini, Bandırma Ermenilerinin kısmen mahall-i âhara nakli sırasında kendisinin de ailesiyle beraber birinci kâfile ile yola çıkarıldığını, ancak, iki evlâdının Haydarpaşa şimendüfer direksiyonunda memur olmasından dolayı Konya’dan çevrildiğini, şimdi Dersaadet’de ikâmet ettiğini, ancak burada fevka’l-âde zarûret ve sefâlet içinde kaldığını, bunun için yardım istediğini, eğer bu mümkün değilse
Bandırma’ya gönderilmesini, o da mümkün değilse münâsib bir mahalle yollanmasını istemektedir .
Sevk edilen Ermenilerden olup da daha sonra geri dönebilmek için 23 Ağustos [1]331 (5 Eylül 1915) tarihinde Dahiliye Nezareti’ne telgraf çeken Ermeniler arasında Balıkesir Ermenileri de vardır. Balıkesir Ermeni milleti adına Hararetyan Serkis, Kuşyan Kigork ve Bakırcıyan Agob, yazdıkları mektupta;
Asırlardan beri hükûmet-i Osmaniye sâdık tebaasından olduklarını, nâmuslarıyla yaşamaktan lezzet aldıkları Balıkesir’den, ilk emre imtisâlen derhal memleketi terk eylediklerini, Vakitleri müsâ‘id olanların ilerilere gittiklerini, kendilerinin ise fakir olduğunu, paralarının bittiğini, Konya’da sefîl ve perîşân bir halde olduklarını, çoğunluğu erâmil ve bîkes ve yetim ve yetîme ve asker aileleri teşkil ettiğini, bundan dolayı Konya’da bırakılmalarını istemektedirler .
20-04-2020/Prof. Dr. Recep KARACAKAYA/KÜLTÜR SANAT SERVİSİ