Katliama Giden Yol

Yüreğimizi derinden yaralayan Kahramanmaraş katliamı ile ilgili dosyalar raflarda yerini aldı.

Geride kalanların, yakınını kaybedenlerin, sonsuza dek devam edecek olan acısını anlatacak sözcük yok. Kanunlar devreye girecek, yasal işlemler yapılacak. Yasak koyma ve ceza verme konusunda ağanın eli elbette tutulmayacak.

Peki, bu çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi bundan sonra korumaya yetecek mi? ( Katliamı yapan çocuğun, sınıf içindeki davranışlarını gösteren videoda çocuğun sorunlu olduğu, tedavi edilmesi ve özel okulda eğitim görmesi gerektiğini anlamak için uzman olmak gerekmiyor. Eminim dersine giren her öğretmen, durumu idareye açıklamıştır.

Yönetici arkadaşlar kesin konu ile ilgili olarak çocuğun velisine durumu bildirmişlerdir. Buraya kadar, bunların yapıldığından adım kadar eminim. ) diye düşünürken öğrendim ki; OKUL YÖNETİMİNDE KISA BİR DÖNEM ÖNCE TOPLU DEĞİŞİKLİK YAPILMIŞ. Tabii ilk aklıma gelen, kendi dönemimde açığa alınan öğretmenler, değiştirilen, dağıtılan kadrolar, üstlere doğru aktarılmayan veya kapatılıp , unutturulan olaylar geldi aklıma.

Kuyruk acısı böyle bir şey…

Neyse şu anda en önemli olan konu, bundan sonrası için hangi önlemlerin alınması gerektiği. Çünkü benzer olayların katlanarak devam etmesi bir olasılık.

Ana sınıfında, hatta daha önce başlayan bilgisayar oyunları, olası sebepler listesinde ilk sırayı alıyor. TV lerde şiddet içeren diziler, silah bulundurma konusunda esnek davranılmış olması, eğitimdeki aksaklıklar, vs, vs…

Hemen okul kapatılcak, bina başka amaçla kullanılacak veya yıkılacak, öğrenciler başka okullara dağıtılacakmış. Yani izler silinecek, yaşananlar unutulacak. Zaten yaşanılanları unutma konusunda maşallahımız var. Oysa gelişmiş ülkelerde böyle facialar yaşandığında, o bölge korumaya alınıyor. İnsanların ziyaretine açılıyor. Örneğin bir kavşakta dikkatsizlikten dolayı kaza yaşanmış, çok sayıda insan ölmüş veya yaralanmış; kazayı yapan araç veya araçlar yolun kenarına, herkesin görebileceği bir noktaya çekiliyor, sabitleniyor. Kocaman bir levhaya da olayın ayrıntıları yazılıyor. Her yerde bunun yapılması mümkün değil ama , önemli noktalara hatırlatmak ve dikkate davet etmek için bu yaplıyor..

Bir örnek daha yazayım. Almanya’ da savaşta bomba atılmış binaların önünde, kaldırıma çakılmış metal levhaya orada ölenlerin adı yazılmış. Gelen geçen görüyor, dua ediyor onlar için. Facialar unutulmasın, sürücüler aynı hataları tekrarlamasınlar diye yapılıyor bu…

Unutmamak ve unutturmamak gerekiyor bazı olayları demek ki! Sonra da balık hafızalı olduğumuzu düşünüp kendimize haksızlık ediyoruz…

Konuya bir de şu açıdan bakalım; bu facianın yaşandığı okuldaki bütün öğrencilere, velilere ve eğitimcilere sorun bakalım; kaç kez tiyatro izlemişler, kaçı opera , bale, revü seyretmiş, kaç tanesi konsere gitmiş, kaçı heykel veya resim sergisi izlemiş? Hangi sanat etkinliği ile ilgilenmişler? Biz bu konulardan ne kadar haberdarız.

Dansçıların, sporcuların kıyafeti, müzisyenlerin sözleri, dizi ve filmlerdeki açık sahnelerin kötü örnek oluyorlar iddeasıyla bu etkinlikleri erteleyenler, engelleyenler, bütün bu sanat alanlarını daraltırken vahşet sahnelerine niye engel konulmamış? Çocuklarımıza bu imkanların verilmemesi, onları bilgisayar oyunlarına itmiş olamaz mı? Öğretmenin kaderini, öğrencinin ve velinin insafına bırakırken, onun yetkilerini alıp itibarsızlaştırırken bu çocukların onlara emanet ediliği hiç mi akıllara gelmedi.

Bugün bile kapatmaktan, yasaklamaktan ve ceza vermekten söz ediliyor. Eğitim ve sanat eksikliğinin nelere mal olduğunu görmek, anlamak için daha ne yaşamalıyız?

Allah razı olsun duble yol ve köprü yapanlardan. Ama bir genç, doğru eğitim alamıyorsa, diploma alıp iş bulamamaktan korkuyorsa, görüldüğü gibi; bu yapılan köprü yollardan geçecek parası ve daha da acısı ÖMRÜ olmuyor. Önden gidene tokat, arkada kalana tekme atarak insanları gütmek mümkün değil. Suça meyli olan, suç potansiyeli yüksek çocukları zamanında tesbit etmek ve önlem almak mümkünken, neden bu alanda yeterli çalışma yapılmıyor?

Niye ilk önce akla gelen; yasak, kısıtlama, sınırlama, kapatma ve ceza vermek oluyor? Konuyu en kolay yoldan unutmak, kapatmaktan başka yapılacak iş yok mu? Bırakın, toplum her ayrıntıyı tüm gerçekliğiyle öğrensin, acısını dibine kadar yaşasın! Acı çekmek çok zor ama her acıdan bir ders çıkartmak da gerekmiyor mu? Unuta, kapata lay lay lom yaşamayı seçersek, kısa zamanda normale dönüp önlem almayı bırakırsak, kötü olayların tekrarını nasıl önleriz?

Son zamanda, facialardan yola çıkılarak yapılan bilimsel araştırmalarda, çevremizden aldığımız kimyasalların beyinsel değişikliklere yol açtığı, davranış bozukluklarına neden olduğu üzerinde çalışılıyor. Çok basit diye değerlendirdiğimiz, çöp kutusuna tekme atmak, içki, kumar bağımlılığı, çocuk tacizleri, kadına şiddet, bedenini sergileme, trafikte riskli hareketler, sıradan kabul ettiğimiz tepkiler , öfke nöbetleri, abartılı kibir, ukalalık gibi olaylardan sapkınlıklara, pedefoliye varan davranışların altında maruz kaldığımız kimyasalların olduğu düşünülüyor. Bilimsel araştırmalar yerine, biat kültürünü yaymak, her olayı inançla çözmeye kalkmaktan, üzerini örtüp unutmaktan vaz geçemez miyiz?

Canı yanan öğretmenler seslerini duyursun, şikayetlerini dile getirsin. Yaraların kanadığı görünsün! Dünya dönüyor, teknoloji gelişiyor. Artık kimse bu gidişatı durduramaz ve değiştiremez. Teknolojik imkanlarla, yasaklar delinir, cezalar atlatılır, engeller aşılır. Yasaklamak veya engellemek yerine doğru iletişimle, teknolojiyi doğru kullanmayı öğretmek daha iyi sonuç vermez mi? Sanat etkinliklerini destekleyerek, güzellik, estetik, centilmenlik geliştirilemez mi?

Güzel insan; güzellikle, sanatla yaşayarak güzelleşir. Bu da görsellikle sağlanır. Film ve dizi yapanlar, yaptıkları işleri TV ekranlarından topluma sunamaz oldular. Yok aşk , meşk varmış. Yok siyaset yapılıyormuş, açık seçik kıyafetler giyiliyormuş, meydanlarda siyasi mesajlar veriliyormuş diyerek yasaklar konup alanlar daraltılınca; meydanı mafya dizleri sardı. Elbet de bu konularda da kontrol olsun. Ahlak sınırları zorlanmasın, etik değerler yok edilmesin! Ama kontrolün dozu, film sektörü ve sanat camialarında insanları iş yapamaz hale de getirmesin!. Dua okunuyor diye cami kapatmak, sanat yapılıyor diye kültür merkezlerine kilit vurmak doğru olabilir mi?

Herkes kendi işini gerektiği gibi yapabileceği alana sahip olsun. Eğitim bu alanda çalışan uzmanlara bırakılsın. Tabii, önce kurumların; özgür , aydın, çağdaş bilim, fen ve sosyal olanakları kullanarak çalışabilmeleri koşuluyla.

Kanayan yaraların görünmesi dileğiyle…

20-04-2026/ ULVİYE KARA AKCOŞ

34
A+
A-