Osmanlı Döneminde Vergi İsyanları

OSMANLI DEVLETİ‟NDE UYGULANAN VERGİ TÜRLERİNİN KISA BİR ÖZET

 Osmanlı Devleti‟nde uygulanan vergiler

1839 Tanzimat Dönemine Kadar Geçen Dönemde Uygulanan Vergiler :
A. ŞER‟İ VERGİLERin (tekalif-i şer‟iye) başlıcaları; müslüman halktan alınan zekât,
ganimet (savaşlarda ele geçirilen esirlerden beşte biri için, yani penci yeki için, her esir için
125 akçe takdir edilip, bunun beşte biri olan 25 akçenin hazine adına alınması) ve öşür,
müslüman olmayan halktan alınanlar da haraç ve cizye ismini taşıyordu.
Zekât; müslüman halktan, sahip oldukları hayvanlar, altın ve gümüş, ticari emtia meyve ve
hububat gibi mallarının ağırlığı gibi çeşitli ölçütleri dikkate alınarak genel olarak 1/40‟ı
oranında alınan bir vergidir. Zekat başlangıçta dini bir mükellefiyet anlayışı ile alınırken
daha sonra vergi, yani zorunlu bir mükellefiyet, haline getirilmiş ve :
Hayvanlardan ağnam vergisi,
 Zirai ürünlerden aşar (öşür) vergisi,
 Mal ticaretinden (ithal ve ihracından) gümrük resmi,
 Madenlerden de devlet hissesi,
adı ile alınmaya başlamıştır.
Haraç; tımar sistemi uygulanan eyalet ve sancaklarda ziraat yapılan mirî arazi kullanıcısı
gayrımüslimlerden arazinin alanı dikkate alinarak yılda bir kez harac-ı muvazzafa (maktu
haraç), bu arazilerden elde edilen hasılattan (yani ürün ve meyvelerden) da harac-ı
mukaseme (gayrısafi hasılatın 1/10‟nundan yarısına kadar değişik oranda alınan haraç)
olarak iki ayrı isim altında alınmakta idi.
Cizye ise, yine Müslüman olmayan ve büluğa ermiş erkek halktan, himaye edilmeleri ve
askerlik hizmetinden muafiyetleri dolayısıyla, yılda bir kez alınan bir baş vergiydi. Cizyeyi
devlet direkt olarak kendisi tahsil ediyordu.
B. Padişahın vergilendirme yetkisini kullanması sonucu konulan (yani, Hükümdarın iradesi
ile tarholunan) çok sayıda ÖRFİ VERGİLER‟in (tekalif-i örfiye) başlıcaları ise, yapılan
idare ve yargı hizmetleri karşılığı bu hizmetlerden yararlananlardan alınan Rüsum-ı Örfiye
ve Devletin savaş gibi ani masraf gerektiren veya sonraları acil ihtiyaç duyulan hallerde 5  imdadiye-i seferiye ve imdadiye-i hazariye gibi adlarla hane reislerine tarhettiği Tekalif-i
Divaniye (avârız-ı divaniye, ya da avârız vergileri) adlarını taşıyan vergiler idi.
II. 1839 Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde Uygulanan Vergiler (1839-1922):
Tanzimat döneminde vergi sistemi basitleştirilmiş, uygulanan çok sayıda hasılat ve resim
türünün tamamı kaldırılarak, „şer‟i vergiler‟den (tekalif-i şer‟iye) sadece üçü, zirai
ürünlerden onda bir oranında öşür, hayvanlardan (koyundan) ağnam vergisi ve müslüman
olmayan halktan alınan cizye yürürlükte bırakılmıştır. Ayrıca, mevcut aynî yükümlülüklerle
angaryalar da kaldırılmıştır.
Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde toplanan vergiler şunlardır:
A.EMLAK VE GELİR VERGİLERİ :
1.Ancemaatin Vergi (bir köy üzerine konulmuş, hanelere dağıtılan toplu bir
mükellefiyet)
2.Emlak ve Arazi Vergisi
3.Musakkafat (Bina) Vergisi
4.Temettü Vergisi
5.Madenler Resmi
6.Harp Kazançları Vergisi
B.ZİRAİ GELİR VERGİLERİ
1.Ağnam Resmi (Hayvanlar Vergisi)
2.Aşar (Zirai Ürün)Vergisi
3.Özel Ormanlar Hasılatı Vergisi
4. Çeşitli Ek Vergiler
C.BEDEL OLARAK ALINAN VERGİLER
1. Cizye (gayrımüslim erkeklerden alınır)
2. Bedel-i Askeri
3. Bedel-i Nakdi-i Askeri
4. Bedel-i Tarik (Yol Bedeli)
5. Muafiyet-i Askeriye Vergisi
D.DAMGA VE HARÇLAR
1. Damga Resmi
2. Harçlar
3. Kaydiyeler
4. Tönbeki (tütün) Beyiyesi
5. Rüsum-ı Bahriye (Deniz Resmi)
6. Rüsum-ı Sıhhıye-i Hayvaniye (Hayvan Sağlık Resmi)
7. Saydiye Rüsumu (Balık Avı Ruhsat Resmi)
E.GÜMRÜK VE TÜKETİM RESİMLERİ
1. Gümrük Resmi
2. Müskirat Resmi (Alkollü İçkiler Satış Resmi)
F. İNHİSAR (Tekel) GELİRLERİ
1. Tuz
2. Tütün
3. Tönbeki
4. Barut
5. Meskûkat
6. PTT
G. MAKTU VERGİLER (Mısır, Kıbrıs, Sisam, Eflak, Boğdan, Sırbistan, Bulgaristan gibi,
bağlı eyalet ve beyliklerden maktuen alınan vergiler)
6
18. yüzyıla gelinceye kadar sanayi, bilim ve teknoloji dahil hemen her
alanda Batı Avrupa ülkeleri ile aynı düzeyde bulunan ve kazanılan savaşlarının
ekonomik getirilerinden de yararlanan Osmanlı İmparatorluğu‟nun 26 Ocak
1699 Karlofça Antlaşması ile zaten başlamış olan siyasi ve askeri gerilemesi,
hatta çöküşü, 18 ve 19. yüzyıllarda, çeşitli cephelerde savaşlar ve karışıklıklar,
ticarete gayrı müslim azınlıkların egemen olması ve benzeri diğer nedenlerin
yanı sıra, özellikle „makineleşmenin ve yeni teknolojilerin üretime girmesi,
gümrük duvarlarının koruması altında dış ekonomik ilişkilerin genişlemesi ve
derinleşmesi‟ gibi Batı Avrupa ülkeleri lehine iktisadi ve askeri unsurları da
içinde barındıran, sanayi devriminin de gerisinde ve hatta tamamen dışında
kalması sonucu, daha da hızlanmıştır. İmparatorluk içinde ise, 1808 yılında
imzalanan Sened-i İttifak ile taşradaki âyanın gücü artmış, taşra idaresi merkezi
Devletten bağımsız davranışlara başvurmaya başlamış, büyük toprakların ve
sonuç olarak vergi gelirlerinin büyük bir kısmını tasarrufları altına almış
bulunuyordu(7). Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak, Osmanlı ekonomisi de,
kötüleşmesine aralıksız devam etmiş, nihayet en önemli çöküş noktasına 1838 yılında gelmiştir.
1800‟lü yılların başından beri Batı ülkeleri ve bilhassa İngiltere ve Fransa
sanayi devrimini gerçekleştirmektedir ve gelişen endüstrilerine dünyanın dört
bir yanında hammadde ve pazar aramaktadır. Sanayi devrimi Avrupa ülkelerinin
çehresini değiştirmiş, özellikle İngiltere, ulaşmış olduğu en güçlü üretici, en
büyük ihracatçı ve ithalatçı, yegane yatırımcı ve rakipsiz taşımacı ülke olma
özellikleri ile o yıllarda dünyanın en büyük ekonomik ve siyasal gücü haline
gelmiştir(8).

O dönemde Batıda sıkı bir gümrük politikası uygulanmakta ve yerli
sanayiin korunması için türlü önlemler alınmakta iken, Osmanlı Devleti‟nde
uygulanmakta olan % 3 oranındaki düşük gümrük resmi aynen muhafaza
edilmiştir. Bununla birlikte, yabancıların iç dağıtım şebekelerine serbestçe
girmesi yasaklanarak, bazı malların üretim ve dağıtımı, yed-i vahid (tekel)
yöntemiyle, ruhsata bağlanarak, tamamen devlete ya da yerli tüccara verilmiş ve
böylece iç piyasa dış rekabete karşı korunmaya çalışılmıştır. Dış pazarlar ise,
yeterince pay kapamadıkları bu durumdan şikayetçi idiler.
1827‟de İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinin Navarin‟de Osmanlı
donanmasını yakması, 1829‟da Rusların Edirne‟ye kadar, Mısır Valisi Kavalal(7) İevket Pamuk, „Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi 1500-1914‟, İletişim Yayınları, 3. Baskı,
İstanbul 2007.s,198.(8) Rıfat Önsoy,‟Osmanlı Borçları‟, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.s, 9.7
Mehmet Ali Paşa‟nın da Mısır ordusu ile Kütahya‟ya kadar ilerlemesi üzerine,
Padişah II. Mahmut zamanında, Osmanlı Devleti Rusya‟dan yardım istemiş, bu
gelişmelerden memnun kalmayan İngiltere, bu kez Dışişleri Bakanı Mustafa
Reşit Paşa‟nın Rus baskısının önlenmesi ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali
Paşa‟nın isyanını bastırmak üzere istediği yardıma karşılık olmak üzere,
Osmanlı Devleti‟ne, bir ticari anlaşma yapılmasını kabul ettirmiştir. İstanbul‟da
16 Ağustos 1838 tarihinde, İngiltere‟ye ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar
tanıyan ve iç ticaretin dış rekabet karşısında korunmasını tamamen kaldıran
„Balta Limanı Ticaret Anlaşması‟ imzalanmıştır. Bu Anlaşma, yabancı ülke
mallarının ülkeye serbestce girişine sınırları açmış, kapitülasyon sistemini
sağlamlaştırmış, Avrupa devletlerinin bu Anlaşma ile kazandıkları
„kısıtlamalardan kurtulma‟ ve bir „köprü başı‟ ele geçirme() sonucu olarak
da Avrupa malları Osmanlı pazarlarını doldurmuş, gümrüksüz giren İngiliz
gelişmiş makina endüstrisi malları Osmanlı'nın korumasız el tezgahı
endüstrisini kısa zamanda ezmiştir. Böylece, 17. ve 18. yüzyıllardaki
gerilemelerle başlayan süreç, ekonomiyi yarı sömürge bir devlet ekonomisi
konumuna düşürmüş, Osmanlı ekonomisi o dönemdeki en zayıf noktasınagelmiştir (10).Benzeri anlaşmalar daha sonra 1838-1841 yıllarında Fransa, Sardunya,
İsveç, Norveç, Hollanda, Belçika, Prusya, Portekiz ve Danimarka gibi diğerülkelerle akdedilmiştir.
Bu anlaşma, o tarihte Sadrazam Reşit Paşa‟nın konağı olarak kullandığı,
Boğazda bugünkü İstanbul Üniversitesi sosyal tesislerinde Dışişleri Bakanı  Mustafa Reşit Paşa ile İngiltere Büyükelçisi Ponsonby tarafından imzalanmıştır (11). Bu anlaşmanın arkasından aynı yıl Fransa ile, daha sonra da diğer Avrupa devletleri ile benzeri koşullar içeren anlaşmalar imzalanmıştır.
Balta Limanı Ticaret Anlaşması‟nın önemli düzenlemeleri şunlardır
(12):(9) Hüseyin İahin, „Türkiye Ekonomisi‟,Uludağ Üniversitesi, İİBF, Bursa, 2007.s.2.(10) Düyun-u Umumiye; http://derinanadolu.tripod.com/01-04-12-duyun2.htm.(11) Hüseyin Perviz Pur,„Türkiye‟nin Borç Prangası‟, İstanbul, Otopsi, 2006, s.,150.(12)
 Mehmet Fatih Ekinci, „Türkiye‟nin Mali intiharı‟,Barış Platin Ltd. İti, Haziran 2008,
Ankara.s, 190-193;
 http://tr.wikipedia.org/wiki/Baltaliman%C4%B1_Antla%C5%9Fmas%C4%B18
 Fiyat artışlarını kontrol edebilmek için tekel (yani, yed-i vahit)
altında tutulan mallardan bazılarının, bu bağlamda işlenmiş ya da işlenmemiş
tarım ürünlerinin ve sanayi mallarının, artık Hükümetin uygun gördüğü yabancı
tacirlerce diledikleri gibi alıp satılabilmeleri sağlanmış, böylece İngilizlerin ülke
içinde ruhsatsız serbestçe ticaret yapabilmeleri imkanı doğmuştur. Bunun
anlamı, Osmanlı pazarlarının İngiliz tüccarların iç ticaretine açılmış ve
uygulanan tekel sisteminin kaldırılmış olmasıdır.
 İngiliz vatandaşlarına, hububat, pamuk, ipek, yün ve bakır gibi,
ihracı yasak veya izne tabi, Osmanlı ürünlerini serbestçe ihraç etme hakkı
verilmiştir.
 Osmanlı Devletinin kendi topraklarında uyguladığı iç gümrükler
yabancılar için tamamen kaldırılmış, yerli tüccarlar için devam etmiştir.
 İngiliz gemileriyle gelen İngiliz malları için ithalde bir defa gümrük
ödendikten sonra mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir
daha gümrük ödenmeyecektir. Böylece İngiltere vatandaşları Osmanlı Devleti
sınırları içinde ticaret yaparken, gümrük vergisi yanı sıra bir de ticaret vergisi
ödemek durumunda olan Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödemek
imkanına kavuşmuşlardır.
 Yerli tüccarlar, ihraç malları için daha önce ödedikleri % 3 vergi
yerine % 12, ithal malları için % 5 ve transit mallar için % 3 oranında vergi
öderken, yabancılar ihraç malları ve transit mallar için vergi ödemekten muaf
tutulmuşlar, sadece % 5 ithal gümrüğü ödemek imkanına kavuşmuşlardır (13).
 ingiliz tebaasına ve tüccarına en ziyade müsadeye mazhar devlet
tüccarı (yani, diğer ülkelere tanınabilecek en düşük gümrük tarifesinden de
otomatik yararlanma) statüsü tanınmıştır.
 Görüldüğü üzere, bu anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğu, iç
piyasada yokluğu görüldüğünde yapağı, pamuk, ipek ve bakır gibi maddelerle
hububatın dışarıya satılmasını yasaklayabilme, dışarıya sattığı mallara yüksek
gümrük koyabilme, yabancı tüccarların Osmanlı İmparatorluğu içinde yerli ürün
alıp, satabilmeleri için gerekli olan ruhsat için bir harç talep etme, tekel altında
bulundurulan kimi malların fiyatlarını belirleme ve nihayet Avrupa menşeli
mallara da gümrük koyabilme hak ve imkanından kısmen veya tamamen

(13) Hüseyin İahin, a.g.e.,s.2.9yoksun kılınarak, meydan Avrupa Devletlerine adeta boş bırakılmıştır.
Böylece, yarı sömürge bir yapıda, açık pazar haline gelmiş olan Osmanlı
Devleti ihracatın çok üstünde ithalat yapmak durumunda kalmış, dış ticaret
açığındaki bu durum savaşlarla da birleşince, ülke, oluşan devasa finansman
açıkları karşısında dış borca muhtaç hale düşmüş ve mali çöküntüsü
hızlanmıştır(14).
 1838 yılında İngiltere ile imzalanan Balta Limanı Ticaret Anlaşması
Osmanlı İmparatorluğu‟nu Avrupa kapitalizminin pazarı haline getirmiş, onu
önce sanayi kapitalizminin, ardında da finans kapitalin egemenliği altına
sokarak, Dünya-sistemine eklemleştirmiştir(15).
 Çok ilginçtir, Balta Limanı Anlaşması‟nın imzalandığı 1838
tarihinde Osmanlı İmparatorluğunun dış borcu yoktur(
16). Bir bakıma bu
anlaşmanın da sonucu olarak, olağanüstü durumlarda kullanabileceği önemli bir
ek gelir kaynağını kaybetmiş olan Osmanlı Devleti, bir süre sonra 1854 yılında
giriştiği Kırım Savaşı sırasında içine düştüğü mali sıkıntılar yüzünden ilk kez
dış borçlanmaya başvurmak zorunda kalmıştır(17).
 Osmanlı Devleti 1860-1861 yıllarında, yaşanan mali bunalımın da
zorlaması ile ihracattan alınan gümrük vergisini % 5‟den % 1‟e düşürmek
durumunda kalmış ve bu uygulama Birinci Dünya Savaşına kadar devam
etmiştir. İthalattan alınan vergiler ise 1861‟de % 5‟den % 8‟e, 1907‟de % 11‟e,
1913‟de de % 15‟e yükseltilmiştir. Osmanlı Devleti Balta Limanı Ticaret
Anlaşması‟nın kısıtlayıcı alanından Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkmış ve
daha bağımsız bir dış ticaret politikası izleyebilir duruma gelmiştir(18).
 Osmanlı Devleti bu anlaşmayı sonuçlarını ve uzun vadede zararlarını
bildiği halde içinde bulunduğu iktisadi, siyasi ve mali koşulların zoru ile(
14) Hasan Sabır, Atatürk‟ün Ekonomi Anlayışı, İÜSBF İktisat Anabilim Dalı, Sayıştay Dergisi,
Sayı 62,Temmuz-Eylül 2006,sf.3.
(http://www.sayistay.gov.tr/yayin/dergi/icerik/der62m1.pdf.)(
15) Gülten Kazgan,„Tanzimattan XXI. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi‟, Bilimsel Sorunlar Dizisi,
Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 1999.s, 31.(16)
 Tanzimattan Cumhuriyete kadarki döneme ait ayrıntılı bilgi için bakınız: Metin
AYDOĞAN,„Türkiye
Üzerine Notlar, 1923-2005‟,Umay Yayınları, İzmir, Ocak 2008, s.17 ve s.15-30 .
 Hüseyin İahin, a.g.e.,s.6-27.(17) İevket Pamuk, a.g.e.s, 205-206.
(18) İevket Pamuk, a.g.e.s, 206. 10
imzalamıştır. Özellikle mali durumu zayıf olan ülkelerin dış ticaret ve gümrük
politikaların da da bağımsız kalamıyacakları, karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi
çerçevesinde davranamayacakları ve eşit olmayan koşullara boyun eğmek
zorunda kalacakları burada da kendisini açıklıkla göstermektedir.
15-05-2020/Bandırma Gerçek Kültür Servisi