Kanal İstanbul Gereklidir.Tek Yönlü değil Çift Yönlü Olmalı

Kanal İstanbul'la ilgili Bandırma yerel gazetede fikir beyan etmenin gerekli olup olmadığı üzerinde düşünürken meclis üyemiz Eren Ülkü nün muhtemelen duygusal ve eksik bilgiler içeren  yazısı köşeye  girince bu konu hakkında  "farklı" düşündüklerimizi kaydetmek elzem oldu.

Öncelikle konu İstanbul Boğazı ülkemizin en güzel coğrafyası ile ilgili. Ancak Doğu Roma nın başkentini zorla ele geçirdikten bir süre  sonra -yıl 1750 - tarihlerinde hakimiyetimizi kaybettik. 

Çünkü vaktiyle  Rus Çarlığı ordularına karşı fena yenilgiler aldık. 250 yıl oldu boğazlarda bizim borumuz değil güçlü ülkelerin borusu ötüyor. İngiltere,Rusya, Almanya ve ABD.. Ardından kısa geçelim Boğazlardaki kısmen kontrolümüzü sağlayan Montrö Anlaşmasıyla durumu idare ediyoruz. 

Dünya savaşı çıkarsa kim güçlüyse onun borusu ötecek bizim değil. Ama  en zayıf anımızda bile  güçlü devletleri birbirine düşürerek ustaca diplomasiyle kazandığımız boğazlar madem bizim toprağımız bizim olmalı bunun için önce güçlü olmalıyız ve de madem gelir kaynağı para kazanmamız lazım. 

Kazanamıyoruz. Ticari Geçişler bedava. Böyle bir dünya yok vahşi kapitalizmde. Sen her yere para ver bize gelince bedava. Ama Möntro öyle bir şey. 

Kanal İstanbul öncelikle  bir ekonomik proje. Arkasından askeri ve siyasi gerekçeler içeren devamı var.

Şimdi olaya Ak Parti o parti açısından bakmayacaksınız. Ben CHP üyesi olarak bu projeye siyasi bakmıyorum . Sosyal medyada beğeni almak derdim değil. Hatta basmakalıp sloganlarla yaşayanlardan çok fazla tepki de alacağım. Bence bu bir parti projesi değil devlet projesi. Devletler yürülükte kaldıkça devletin içinde yaşayan bireyler olarak mantıklı düşüneceksiniz. Mantık şu devlet çok gelir elde ederse vatandaşlarıda çok gelir elde eder. Evet burada sorun var. Sorun paylaşım sorunu ise paylaştıracaksın hakkını almak için mücadele edeceksin. Kimse kimseye emeksiz bir hak vermiyor. İşin rantı olacak birilerine peşkeş çekilecek o işin siyasi yönü. Denetleyeceksin. Muhalefetsen bunu becereceksin. Bu Proje gerçekleşirse Türkiye bana göre her açıdan avantajlı konuma geçer. Bir kere bölge coğrafyasının bugünkü durumu  görüntüsü  çirkin, gelişmeye baktığımızda sadece yeni betonlaşma yeni yerleşim alanları ile genişleyen bir alan, kanal müdahalesi rekreasyon olarak bile baktığımızda güzel olacak, dünyada pek çok kent var daha sonra kanallar yapıldı ,mükemmel güzelleşme görüyoruz, bakın milattan önce  efeste bile 3 kılometre kanal yapılmış, çinde pek çok kentte benzer kanallar sonradan yapılmış dubaide coğrafyayı değiştirdiler doğa güzelleşti, İstanbul en güzel iklim kuşağında olduğu için dünyanın merkez metropolu olacak bir kent gelişmesini engelleyemeyiz, bu kapitalist sistemle sosyalist sistemle nerden bakarsanız aynı resmi görebilmemiz gerekir, Kanal İstanbul çevresi hızla çarpık yapılaşıyor kanal projesiyle çevreye saygılı yerleşim alanları olabilir denetlenirse. Ufuk meselesi çok önemli kasıtlı yapılsada olumsuz eleştirileri gördükçe üzülmemek elde değil popülistlik .New York kanallarını yaptı berbat konumda iken dünya kenti oldu. Komunist Çin'in bütün deniz kentleri kanallarla örülü daha ne diyeyim.

Öncelikle baktığımda bugün Boğazlardan para kazanamıyoruz. Çünkü geçişler bedava. Ancak Kanal İstanbul geçişi paralı olacak ve bu para iyi para . 

Devletler bugükü küresel liberalizm sarmalında  vatandaşlarını en kaliteli yaşatmak zorunda olan şirketlere dönüşmüş durumda. Suveyş Kanalı Mısır'ın ödemelerini karşılıyor Boğazlarımızdan gelen beş kuruş yok masrafı daha çok. Boğazlardan geçiş kısıtlanmalı ve geçişler Kanal İstanbula yönlendirilmeli . Aldığımız bilgiye  göre kanal tek yönlü olacak .Yazık. Daha geniş  çift yönlü geçiş sağlanabilirdi. 

Bakıyorum Sol olduğunu iddia edenler de tepki veriyor.. Kanala Hayır . Neden. Arkasında Cumhurbaşkanı olduğu için. Böyle aksak bakış açısıyla yirmi yıl verdiğiniz hizmette yeter olsun yani!

Kanal İstanbulun solculukla sağcılıkla ilgisi bu kanalın ülkede yaşayanların refahına ve çevreye  yarayacağıdır. Kimin ülke çıkarına değil  ve kimin çevreden yana olacağıdır. Kanal çevreye zararı olmayacak çünkü zarar şu an ki realitesini yaşıyor. Rezalet betonlaşma. En azından çeki düzen verilir. Katar Emiri toprak almış alırsa alsın toprak burda bir gecede devletleştirirsin olur biter madem kapitalizm var ülkeye gelsin paralar ne olacak. Sermaye egemenleri önceden tarlaları kapatmış büyük rant varmış. Var ne yapalım şimdi. Çanakkale Köprüsü hinterlandıda kapışılıyor.  Kapitalizmin gereği bu. Ranta ortak olmayan ağlıyor. Bana ne ranttan ondan bundan orada ülkeye gelir getirecek ve rekreasyon açısından güzellik getirecek bir proje olması dışında 6 sene 30 bin kişinin çalışacağı projeye hayır demek ucuz demagojidir.

Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler .Nasıl olsa bir gün  herşey halkın olacak . Sakallı Adamın öngörüleri hep tuttu biz görmedik bizden sonra mutlaka görecekler  Sosyalizm Fazla uzakta da değil.

Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler kardeşim.

Tarihte hiç bir servet birikimi bir kişinin üzerinde seksen yıldan fazla kalmamış ki. Kanalda yapsınlar köprüde...

Muhalefetin ve bağlı  entellijiyansın iktidar projelerine karşı çıkması doğaldır çünkü işin rantı var pastayı onlar paylaşacak.Ama asıl eleştirmeleri gereken  yapılmasın diye değil neden küçük yapılıyor daha geniş ve çift yönlü olması gerekir diye olmalı.

Biz işimize bakalım. Proleteryanın hali ne olacak.! Üreten onlar katma değer yaratan  onlar söz hakkı olmayan onlar. Dinle imanla bölücülükle kafası karıştırılmış kendi sorunlarına yabancılaştırılmış.. Ülkenin kendine güya sol diyen en büyük muhalefet partisinde bile bir kişi olsun  temsiliyeti olmayan onlar. Böyle bir düşüşü tarih yazmadı.

Aşağıda yer verilen çed raporu çerçevesinde verilen bilgiler çerçevesinde önyargılı algı dayatmaları dışında örneğin zaten hızlı yapılaşma nedeniyle ortadan kaldırılan meralar kalkacak söylemi benzeri  ben  kanal olmasın diye bir  ikna unsuru bulamadım. Öte yandan bizi ilgilendiren Kanal  Bandırma'nın geleceğine damga vuracak kanal Berzahta ki Kapıdağ Kanalı ki kesinlikle yeniden açılmalı ve devlet yapmalı.Ayrı bir konu başlığı.

MEHMET LEVENTOĞLU/25-12-2019/BANDIRMA GERÇEK

EK TARİHİ BİLGİLER

Osmanlı İmparatorluğu''nun İstanbul ve Çanakkale  Boğazlarındaki tam hakimiyeti 1774'te hezimet derecesinde kaybettiği savaşla sona erdi. Savaşı kazanan Ruslara MECBURİ imtiyazlar tanındı. O tarihten itibaren boğazlar uluslararası bir sorun haline geldi. Güçlü ülkelerin birbiriyle çekişmelerini kendi lehine kullanarak durumu idare eden Osmanlı gücünü yitirdikçe boğazlardaki hakimiyet azaldı. Güçlenen Ruslar imtiyazları 1826'da daha da güçlendirildi.
Yunan isyanından sonra, 1829 yılından itibaren Karadeniz bu defa tüm yabancı devletlerin ticaretine açıldı. Mısır'ın Osmanlıya karşı Mehmet Ali Paşayla  isyanının ardından yardım istediğimiz Rusya boğazlara yerleşti  daha sonra çekildiler ama 1833 yılında Ruslara boğazlarla ilgili askeri imtiyaz verildi. 

Ruslara verilen imtiyazların süresi 8 yıl sürdü. 1841'e gelindiğinde güçlü  ülkeler İngiltere ,Almanya  İtalya  boğazları Rus etkisine bırakmamak için uluslararası toplantı teklifinde bulundu. 

1841 Sözleşmesi ile boğazlar Osmanlı kontrolünden tamamen çıkmış oldu.

 Boğazlar konusunda Osmanlı o kadar etkisizdi ki, mücadele İngiliz-Fransız cephesi ile Rusya cephesi arasında oluyor güçsüz Osmanlı sadece  seyrediyordu. Batı ittifakı ve Rusya  boğazların durumunu kendi lehlerine çevirmek istiyorlardı. 1856'da, Kırım Savaşı'ndan sonra 1841 sözleşmesi tekrar teyit edildi.  Avrupa da dengeler sürekli değişiyordu. Almanya 1870 yılında Fransa'yı savaşta mağlup edince Rusya harekete geçti ve 1841 sözleşmesini tanımadığını ilan etti. 

Dünya imparatorluğunu gerçekleştiren İngiltere, kendi çıkarlarını tehdit eden ve  güçlenen Rusya'ya karşı savaşı göze alamayınca toplantı talep etti ve 1871'de Londra Antlaşması imzalandı. 1871 anlaşması Rusya'nın zaferi oldu. Karadeniz donanmasını güçlendirdi ve bir kaç yıl sonra başlattığı ve kazandığı  savaşta İstanbul'u tehdit eder hale geldi. 1878 yılında yapılan barışta, Rusya daha fazlasını istediyse de İngiltere Fransa Almanya vermedi ve 1871 anlaşması yeniden yürürlükte kaldı. 1878'de yine yenilenen  boğazlar rejimi, 1. dünya savaşına dek sürdü. Sevr, Türkleri tamamen boğazlardan kovuyordu. Fakat Anadolu Kurtuluş Savaşıyla kurulan Türkiye'nin kararlılığıyla  yürürlüğe giremedi.  Lozan sayesinde boğazlar konusunda önemli kazanımlar elde edildi. Fakat Lozan'da da Türklerin tam hakimiyeti söz konusu değildi. Kıyılar askerden arındırılmıştı ve boğazlardaki trafik, Türklerin liderliğindeki uluslararası bir organizasyona bırakılmıştı. 

Lozan rejimi 1936'ya dek sürdü. Atatürk Lozan'da önemli kazanımlar elde etmişti ama istediğini tam alamamıştı. Almanya ve İtalya'nın faşist diktatörlükleri Atatürk'e aradığı fırsatı sundu.Ve usta işi diplomasiyle Montrö imzalandı ". - kaynak bilgiler con snov -

 

KANAL İSTANBUL ÇED RAPORU - YUSUF YAVUZ 

Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu tamamlandı. 1595 sayfalık rapor, Marmara ile Karadeniz arasında inşa edilmesi planlanan ve Yap İşlet Devret (YİD) modeliyle toplamda 8 yılda inşa edilmesi öngörülen projenin ayrıntılarını içeriyor. ÇED raporuna göre yaklaşık 75 milyara mal olması beklenen 45 kilometre uzunluğundaki kanal projesinin uygulanacağı alanın yüzde 52’si tarım arazisinden oluşurken 458 hektarı orman, 503 hektarı mera, 743 hektarı göl, 559 hektarı kumul, 445 hektarı fundalık, 447 hektarı ise çayırlardan oluşuyor. Kanal projesi için 200 binden fazla ağaç katledilecek. Toplam 6 adet taş ocağı iki ayrı beton santrali kurulması planlanan kanal projesi için yılda 360 patlatma yapılması öngörülüyor. Yılda 4 milyon kilogram ANFO, 93 bin kilogram da dinamit kullanılacağı belirtilen patlatmalar İstanbullular için her gün kâbus anlamına geliyor. Ancak çılgın proje olarak sunulan Kanal İstanbul’un kente ve Türkiye’ye maliyeti bunlarla sınırlı değil. İstanbul’un kara ve demiryolu ulaşımı ile petrol ve doğal gaz boru hatlarını doğrudan etkileyecek. Karadeniz ve Marmara kıyısında denizin doldurulmasıyla elde edilecek alanlarda iki ayrı konteyner limanı ile Küçükçekmece’de bir yat limanı inşa edilmesi planlanıyor. Proje kapsamında ayrıca Karadeniz kıyısında lojistik merkezi ile rekreasyon alanı inşa edilecek.

Türkiye’nin 2011 yılından bu yana tartıştığı Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED Raporuna son şekli verilerek tamamlandı. İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün önceki gün ‘Nihai’ kararı vererek duyurduğu projenin ayrıntılarını içeren rapor, 10 gün boyunca halkın görüş ve önerilerine açık olacak. Bu süre içinde projeye yönelik görüş ve öneriler kuruma iletilebilecek.

ÇED Raporunun kapağı
UZUNLUK 45 KM, DERİNLİK 20,75, GENİŞLİK 275 METRETam adı “Kanal İstanbul Projesi (Kıyı Yapıları [Yat Limanları, Konteyner Limanları ve Lojistik Merkezler], Denizden Alan Kazanımı, Dip Taraması, Beton Santralleri Dâhil)” olan Kanal İstanbul projesinin toplam 1595 sayfadan oluşan ÇED Raporunda yer verilen bilgilere göre Karadeniz ve Marmara Denizini birbirine bağlayacak olan yapay suyolu, 45 kilometre uzunluğa sahip olacak. Genişliği 275 metre, derinliği ise 20,75 metre olarak belirlenen Kanal İstanbul projesinin uygulanması sırasında 1.1 milyar metreküplük kazı malzemesi çıkması bekleniyor.

Karadeniz kıyısında yapılacak dolgu ile inşa edilmesi planlanan konteyner limanı ve lojistik merkezi ile rekreasyon alanı…

Küçükçekmece sahilinin doldurulmasıyla inşa edilmesi planlanan konteyner limanının yeri ve projesi…
SAZLIDERE YAT LİMANI ‘TEHLİKELİ’ BULUNARAK PROJEDEN ÇIKARILDI

Rapora göre proje kapsamında Karadeniz ve Marmara Denizinde toplam 38 kilometrelik kıyı alanı doldurularak iki ayrı konteyter limanı, bir lojistik merkezi ve rekreasyon alanı inşa edilecek. Küçükçekmece kısmında yaklaşık 190 bin metrekarelik alanda bir yat limanını da öngören proje kapsamında daha önce planlanan Sazlıdere Yat Limanı projesinden ise vazgeçildiği belirtiliyor. Sazlıdere Yat Limanında vazgeçilmesine gerekçe olarak ise “Kanal İstanbul’da gezi teknelerinin, balıkçı teknelerinin, turizm teknelerinin, küçük yat teknelerinin ve feribotların seyrinin tehlikeli olması” gösteriliyor.

MARMARA VE KARADENİZ KIYILARINA İKİ KONTEYNER LİMANI

Karadeniz kısmındaki konteyner limanının, Arnavutköy’e bağlı Karaburun ve Yeniköy mahalleleri sahilinde yaklaşık 1,8 milyon metrekarelik deniz alanının doldurulmasıyla inşa edilmesi planlanıyor. Marmara kısmındaki konteyner limanı ve rıhtımın ise Avcılar’a bağlı Denizköşkler Mahallesi sınırlarında 631. 270 metrekarelik deniz dolgusuyla yapılacağı belirtiliyor. Proje kapsamında ayrıca Karadeniz kıyısındaki 17.4 milyon metrekarelik deniz alanında dolgu yapılarak bir de lojistik merkezi inşa edilmesi planlanıyor. ÇED raporunda yer verilen bilgilere göre inşa edilecek lojistik merkezinin İstanbul Havalimanı ve Halkalı Hızlı Tren Hattı ile bağlantılı olması planlanıyor.

Son düzenlemelerein ardından kanalın geçeceği güzergah ve kırmızı çizgi içinde kalan ÇED etki sahası.
YILDA 15 MİLYON METREKÜP BETON, 6 TAŞ OCAĞI, 4 MİLYON KG. PATLAYICI

Kanal İstanbul’un inşa edilebilmesi için 17 kazıcı iş makinesi (ekskavatör), 400 dev kamyon ve deniz dibi taraması ve dolgu yapılması için kullanılan ve Beko adı verilen en az 3 büyük tarama gemisinin kullanılacağı belirtiliyor. Rapora göre proje için yılda 15 milyon metreküp beton üretilmesi için 2 beton santrali ile toplam 6 ayrı taş ocağına ihtiyaç var. Buna göre 2’si İnceğiz’de, diğerleri ise Kemerburgaz, Çiftalan, Gümüşdere ve Kaleiçi bölgelerinde toplam 6 taş ocağı açılması planlanıyor. Kanal İstanbul’un inşası için toplamda 42 milyon metreküp malzemenin patlatma yoluyla sökülmesi hedefleniyor. Bunun için kullanılacak patlayıcı miktarı ise yılda 4 milyon kilogram ANFO (amonyum nitrat- fuel-oil), 93 bin kilogram da dinamit ile çeşitli patlayıcılardan oluşuyor. Buna göre yıldatoplamda360 gün patlatma yapılması öngörülüyor.

Kanal projesi için 6 ayrı taş ocağı açılacak, 12 ay süreyle patlatma yapılacak. Üstte bununla ilgili detaylar yer alıyor.
TARIM ARAZİLERİ, MERALAR VE ORMANLAR YOK OLACAK

Kanal İstanbul Projesi’nin uygulanacağı arazinin yarısı tarım arazilerinden oluşuyor. Buna göre proje sahasının yüzde 52’si tarım arazisi, 458 hektarı orman, 503 hektarı mera, 743 hektarı göl, 559 hektarı kumul, 445 hektarı fundalık, 447 hektarı ise çayırlardan oluşuyor. Projeden etkilenecek olan toplam 8 bin 300 parselden 5 bin 908’inin özel mülkiyet olduğu belirtilirken, bu arazilerin kamulaştırılması planlanıyor. Tarım arazileri için de ‘Tarım Dışı Kullanım’ kararı alınacak.

Proje kapsamında kalan arazilerin niteliği, oranı ve şimdiki kullanım durumu…
KANUNA ‘SUYOLU’ TANIMI EKLENDİ, İMAR UYGULAMASININ ÖNÜ AÇILDI

Kanal İstanbul projesinin uygulanacağı alandaki yapı rezervi alanı 350 bin dönüm olduğu belirtiliyor. Bu alanın yarısının imarsız olduğu kaydedilirken diğer yarısında ise imarlı alanlar ile sit alanları ve İstanbul Yeni Havalimanı bulunuyor. Hükümet, 14 Nisan 2016’da 3194 sayılı İmar Kanununda yaptığı değişiklik ile kanuna “Su Yolu” tanımı ekledi. Böylece suyolu tanımı bir planlama öğesi haline getirilerek gerekli imar düzenlemeleri yapılabilmesinin önü açılmış oldu. Buna göre Kanal İstanbul projesi kapsamında 166,7 milyon metrekarelik alanda imar düzenlemesi yapılabilecek.

ULAŞTIRMA BAKANLIĞINA MERALARIN VASFINI DEĞİŞTİRME YETKİSİ

REPORT THİS AD

Kanal İstanbul Projesi için kullanılacak meraların vasıf değişikliği için 4342 sayılı Mera Kanununa 6704 sayılı kanunla eklenen Ek madde 1 ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na yetki verildi. Bakanlık bu yetkiye dayanarak mera niteliğindeki arazilerin vasfını değiştirebiliyor. Bu kapsamda 440 adet mera, yaylak ve kışlak vasıflı taşınmazdan 418’inin mera niteliği kaldırıldı. Mera vasfından çıkarılan arazilerin toplam büyüklüğü yaklaşık 13,5 milyon metrekare. (13.437.022,67 m2). Bu kapsamda 22 adet mera vasıflı arazinin tesciline engel teşkil eden yargı hükmü bulunduğundan çalışmaların henüz sonuçlanmadığı kaydediliyor.

Kanal İstanbul güzergahındaki arazi varlığı ve nitelikleri
SAZLIDERE BARAJININ YÜZDE 60’I KULLANILAMAZ HALE GELECEK

Kanal İstanbul projesiyle ilgili en çok tartışılan konuların başında, kente içme suyu sağlayan barajlardan biri olan Sazlıdere Barajının doğrudan etkilenmesi geliyordu. Projenin ÇED raporunda yer verilen bilgilere göre Kanal İstanbul’ın içinden geçtiği Sazlıdere Barajı’nın yaklaşık yüzde 60’lık kısmı devre dışı kalarak kullanılamaz hale gelecek. Bu oran yaklaşık 30 milyon metreküp içme suyu anlamına geliyor. Kanal İstanbul’un etkilediği su kaynaklarından biri de Terkos Gölü. Terkos Gölü’nün orta mesafeli koruma alanına 5,4 kilometre boyunca giren kanalın inşaatının tamamlanmasının ardından gölün kullanılmaya devam edilebileceği görüşüne yer veriliyor. Yeni Hava Limanı ve Kanal İstanbul projeleri yüzünden Terkos Gölü’ndeki yıllık su kaybının 2,7 milyon metreküp olduğu belirtiliyor. İstanbul’un su kaybının Melen Projesi’nden karşılanacağı da ÇED raporunda yer verilen bilgiler arasında.

Sazlıdere Barajının yüzde 60’lık kısmı yok olacak. Bu, yılda 30 milyon metreküp suyun kaybı anlamına geliyor.
TERKOS MUHAFAZA ORMANINI VE 200 BİNİN ÜZERİNDE AĞAÇ ETKİLENECEK

Kanal İstanbul Projesi’nin çalışma alanındaki orman sayılan alan miktarı yaklaşık 458,83 hektar. Bu ormanların 287,03 hektarlık kısmı ise içme suyu kaynağı olan gölü korumak için 1961 yılında “devamlı muhafaza ormanı” ilan edilen Terkos Muhafaza Ormanı’nın sınırlarında kalıyor. Buna göre toplam 200.878 adet ağaç projeden etkilenecek. ÇED raporunda projeden etkilenecek ağaçların başka yere taşınmasının sağlanacağı belirtiliyor ancak bu konuda bir ayrıntıya yer verilmiyor. Kanal İstanbul projesinin önemli bir bölümü orman arazisinde uygulanacakken, ÇED raporunda projenin ormanlar ve ormancılık çalışmaları yönünde bir sakıncasının bulunmadığı görüşüne yer verilmesi dikkat çekiyor.

Kıyı kumulları, sucul ve karasal ekosistemler dolgular ile yok olacak.
PROJE SAHASINDA 13’Ü ENDEMİK TOPLAM 399 BİTKİ TÜRÜ TESPİT EDİLDİ

Proje sahasında 78 familyaya ait toplam 399 bitki türü bulunuyor. Bu bitkilerden 13 tanesinin endemik olduğu belirtilirken, 4 tanesinin ise kritik olarak nesli tehlike altında bulunan türler olması dikkat çekiyor. Proje sahasında ayrıca 16 ayrı nadir bitki türü bulunuyor. Proje güzergahı ve etki alanı içerisinde endemik ve nadir türlerin yoğunlaştığı alanlar Terkos kıyıları, Ağaçlı kumulları ve Yarımburgaz Mağaraları’nın bulunduğu bölgedeki kalker ana kayanın hakim olduğu stepler olarak belirlendi. Terkos ve Ağaçlı kumullarının içerdikleri bitki türleri ile korunması gereken habitatlar olduğu kaydediliyor.

BİTKİLER PROJE ALANI DIŞINDA DA YAŞAYABİLİR

ÇED raporunda, “Kaydedilen endemik ve tehdit altındaki bitki türlerinin büyük kısmı önerilen kanal projesi faaliyet alanı dışındaki yaşam alanlarında da bulunmaktadır. Bu nedenle birkaç tür için alınacak koruma tedbirleri dışında diğer türler için proje faaliyetlerinin önemli bir olumsuz etkisi olmayacaktır” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekiyor.

ÇILGIN PROJE İSTANBUL’UN ULAŞIMI NASIL ETKİLEYECEK?

Kanal İstanbul projesinin en çok etkileyeceği alanlardan biri de mevcut durumda bile trafiği sorunlu kentlerin başında gelen İstanbul’un ulaşımı geliyor. Kanal projesi, karayolu ve demiryolu ulaşımının sağlandığı alanlardan geçtiği için bu bölgedeki ulaşım ağları ile elektrik, doğal gaz ve petrol boru hatları da etkilenecek. ÇED raporunda yer verilen bilgilere göre kanal güzergâhından geçen doğal gaz boru hatlarının kanalın altından geçirileceği, etkilenecek ulaşım ağı için de yeni yollar, tüneller ve köprülerin inşa edileceği kaydediliyor.

Kanal İstanbul ulaşım ağı ile böyle kesişiyor.
ASKERİ KIŞLA KALDIRILACAK, NATO BORU HATTININ YERİ DEĞİŞECEK
Projeden askeri tesisler de etkileniyor. Buna göre Kanal İstanbul’un güney kesiminde yer alan General Hamza Günalp Kışlası, Küçükçekmece Askerlik Şubesi Başkanlığı, 11’inci Mühimmat Bölge Komutanlığı, 112’nci İlave Depolama Kısım Komutanlığı ve NATO akaryakıt boru hatlarının bir kısmı olan TF-20 Alibeyköy Tank Çiftliği ile TF-27 Çatalca Tank Çiftliği arasındaki NATO akaryakıt boru hattının TEM otoyolunun kuzeyinden geçen bölümü kanal projesiyle kesişiyor. Kanal İstanbul’un yapılması durumunda General Hamza Günalp Kışlası ile Küçükçekmece Askerlik Şubesi Başkanlığı’nın kaldırılması, NATO akaryakıt boru hattının ise yerinin değiştirilmesi planlanıyor.

Kanal İstanbul’un uygulanacağı alanın genel görünümü
ÇEKMECE NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ ÇED SAHASI İÇİNDE KALDI

Projenin ÇED etki sahasında kalan kamu kurumlarından biri de Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, yeni adıyla (Teknoloji Geliştirme Dairesi Başkanlığı). ÇED raporunda yer verilen bilgilere göre, TR-2 Araştırma Reaktörünün Ulusal Radyasyon Acil Durum Planına entegre edilmesi gerektiği belirtilirken, bu kapsamda Kanal İstanbul Projesinin inşaat çalışmaları öncesinde, söz konusu planların entegrasyonu ile ilgili Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na başvuruda bulunularak gerekli izinlerin alınacağı kaydediliyor. Kanal İstanbul’un güzergâhı üzerinde ayrıca 1’i lisanslı 2 adet Rüzgar Enerji Santrali (RES) ile 3 adet de Güneş Enerji Santrali (GES) bulunuyor.

Nükleer Araştırma Merkezi ÇED sahasının içerisinde kaldı.
MALİYET 75 MİLYAR, İHALE SÜRECİ 1 YILDA TAMAMLANACAK

Emlak rantı tartışmalarıyla gündeme gelen Kanal İstanbul projesiyle ilgili ÇED raporunda, projenin en önemli amacının güvenlik olduğu iddiasına yer verilirken, aynı zamanda uluslar arası ticareti destekleyen stratejik öneme sahip olduğu da vurgulanıyor. Projenin 20 yılda 73 ila 126 milyar dolar arasında ek GSYH üreteceği savunulan raporun maliyetle ilgili bölümünde ise şu görüşlere yer veriliyor: “Yapılan tüm bu çalışmalar sonucu elde edilen maliyet; kanal ve kanal entegre yapıları için yaklaşık 60 milyar TL, deplasmanlar, relokasyonlar ve geçişler için yaklaşık 15 milyar TL olmak üzere toplamda 75 milyar TL mertebesinde olacaktır. Kanal İstanbul Projesi’nin Yap İşlet Devret modeliyle hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştır. Kanal İstanbul Projesi kapsamında kanal yapımı teklif, ihale ve sözleşme sürecinin 1 yıldan daha kısa bir sürede tamamlanması planlanmaktadır. İhale sürecinin ardından, kanal inşaatı öncesi öngörülen hazırlık süreci yaklaşık 1,5 yıl olup, Karadeniz dolgu yapılarının kademeli olarak imal edilmesi nedeniyle inşaatın belli evresine kadar devam edecektir. 5,5 yıl sürmesi planlanan kanal inşaatının tamamlanması sonrasında kanalı işletmeye açma işlemleri tamamlanacaktır.”

 

Yazarın Diğer Yazıları